Kayıtlar

2025 ve Veda

Bu Şubat'ların bir anlamı var mı bilmiyorum. İlk olarak Şubat 2023'te “Ben hayatımı hep yarı tatminkar şekilde yaşıyorum. Sürekli bir şeyler yapıp etmeye çalışıyorum ama hep bir şeyler eksik kalıyor, ne olduğu hakkında da bir fikrim yok.” gibi bir farkındalık geldi bana.  Tetiklendiğimde tepki vermeyerek, o huzursuzluğun içinde kalarak, kendimi gözlemlemeye, anlamaya çalıştım. 2023'ün sonunda terapi seçeneğini düşündüm, birkaç tane terapistle ön görüşme yaptım ama bu kararı erteledim. Şubat 2024'te  bu yazıda  bahsettiğim büyük rüyayı gördüm. O rüya bana yol gösterdi sanki, tünelin sonunda ışık varmış gibi geldi. 1,5 sene boyunca el yordamıyla yaptıklarım, içime dönmelerim, bastırdığım ve yok saydığım tüm korkularımı açığa çıkardı, kendi kendime baş edemedim ve kaygı bozukluğu neymiş tanışmış oldum. Niyet ettikten 1 sene sonra, 2025 yılının başında terapiye başladım. Anlatmasam da hep zihnimin içinde ve gerginliği bedenimde yaşamaya devam eden anılarımı, kanlı canlı bir...

2024

Hayatımda büyük yer kaplayan her şeyin benim için besleyici olması konusunda hep talepkar oldum ve el yordamıyla bir şeyler yapmaya çalıştım sürekli ama bana eşlik eden içsel huzursuzluklarım sebebiyle çoğunlukla hedefime ulaşamadan gücüm tükendi. Varmak istediğim yer ile olduğum yer arasındaki mesafeyi kısaltan şey ise öz şefkat oldu. Bence her şeyin temeline öz şefkat koymak gerekiyor çünkü insan kendiyle olan savaşı kazanamıyor. Hayatın getirdiği her acı olay, kendine şefkatli davrandığın zaman aslında kendini biraz daha tanımanı ve kendinle biraz daha bağ kurmanı sağlıyor, öldürmüyor aksine güçlendiriyor. Fakat insanın kendiyle olan savaş öldürebilir, hastalandırabilir. En iyi ihtimalle tatminkar bir hayat yaşamasına engel olur. Böyle yazınca sanki her şeyi çözmüşüm ve her şey yoluna girmiş gibi anlaşılmasın. Hayat kontrol edebileceğimiz bir şey değil ama içimde bir şeylerin değiştiğini hissedebiliyorum. Öncesinde beni rahatsız eden durumların içinde zihnim anlamlandırana kadar kal...

Bir yaş daha devirirken...

Resim
Self-healing yani kendini iyileştirme serüvenine ben de katıldım bu yaşımda. Aslında temellerini geçen sene atmıştım ama bu sene daha bir farkındalıkla yaklaştım sanki. Temel motivasyonum sırt ve boyun ağrılarımı azaltmaktı. Uykuda sıkıyorum kendimi, gece anksiyetesi yaşıyorum, ülkenin genel gidişatı da bu güvende hissedememekten gelen kaygıyı yıllar içinde arttırdı... "Neymiş ya benim derdim, nedir bu bastırılmış duygular, bebekler gibi uyumak mümkün mü, bir derine ineyim bakalım neler varmış oralarda" diyerek yola çıktım. Nerden başlayacağımı bilmiyordum, kendime bir formül ürettim; "tetiklendiğin bir durum yaşarsan, normalde ne yapıyorsan ya da içinden ne yapmak geliyorsa onun dışında bir şey yap, her ne olursa olsun." (Sonradan edit: bir süre kendime psikoloji ile ilgili içerikleri okumayı yasakladığım için teyit edemedim ama bir arkadaşımla sohbet sırasında bu zaten literatürde var olan Jung'un tekniğiymiş sanırım, beni tanıyanlar bilir ki ben yalan söyleme...

2023

Resim
2022'nin Kasım ayında, pandemi sebebiyle başladığım ve yaklaşık 2.5 senedir çalıştığım iş yerinden ayrılma kararı aldım. Şirketteki genel gidişat sürreal bir hal almaya başlamıştı. 1 ay içinde 2 işe kabul edildim, birini seçtim ve Ocak 2023'de orada çalışmaya başladım. Büyük umutlarla başladığım bu nev-i şahsına münhasır iş yeri, şimdiye kadar çalıştığım en garip ve en toksik yer olarak daha büyük bir hayal kırıklığı yaşatmayı başardı. 2 ay öncesine kadar mevcut işimle beraber 3 tane iş seçme şansım varken, bir anda işsiz kalım böylece.  Kişisel gündemimin kasveti ile ülke gündemininki denk düşüyordu. Şubat ayındaki depremden de çok etkilenmiştim. O sıra annem kardeşimin doğumuna destek vermek için İstanbul'daydı. Evde yalnız geçirdiğim, bol bol yazdığım, yürüdüğüm, sadece düşünmek istediğim bir 2 ay yaşadım. Şimdi yapmak istesem yapamam, zihnim acayip dağınık ama o sıra bende bir şeyler tetiklendi ve zihnimin derinliklerindeki birçok şey yüzeye çıkmaya başladı. Mükemmel bi...

Kariyer Savrulmaları ve Feminist Çelişkiler

Resim
Hayatımın hiçbir döneminde çok çalışma ve kariyer güzellemesi yapan biri olmadım. Tembel biri  değilim, çok çalıştığını iddia eden birçok kişi kadar hatta belki birçoğundan daha fazla çalıştığıma eminim. Fakat kendini bununla var etmek, karşısında olduğum bir düzeni beslemek gibi geliyor bana... Filmlerde günün belki 12-15 saatini iş hayatına adayıp başarılı olan karakterleri ne kadar pozitif yansıtıyorlar değil mi? Bu adanmışlık ve başarı o karakteri kolayca benimsememize neden oluyor, güzel bir hayatı hak etmek için çok çalışmamız gerektiğini düşündürüyor. Daha bu düşünce popüler bile değilken, günün yarısından fazlasını işe ayırmanın insanın varoluşuna aykırı olduğunu savundum hep. İnsan sevdiklerine, kendine, hobilerine, bedenine, evine, doğaya zaman ayıramadığı zaman yeterince mutlu olamıyor. Hatta bağ kurabilmek gibi hayati yeteneklerini bile kaybediyor. Ayrıca çalışma hayatının toksikliğini de görmezden gelemiyorum. Benim için çalışma hayatı sadece para kazandığım bir yer de...

35 Yaş, Yolun Yarısı ve Kendime Notlar

Kalp kırmamaya özen göster. Bazı insanlar limitli. Sevgisi de, hoşgörüsü de, anlayışı da, sabrı da.  Öyle kabullenmek gerek. Sen kalbini genişletme gayreti göster. Hep sevgiyi merkez koy, inan her şeyin çözümü sevgide. Toksik davranışları, haksızlıkları alttan almak zorunda değilsin. İyi anlaşmak zorunda değilsin. Kendini ne kadar ifade etmek istediğin sana kalmış. Doğru ifade etme gayreti göster yeter. Hayat uzun aslında. Enerjini seni anlamayan insanlara laf atmak için harcama. O enerjiye ihtiyacın olacak. Her şey senin elinde değil. Bir şeyleri düzeltme, iyileştirme yükünü asla tek başına üstlenme. Sen kendi payına düşeni doğru yapmaya çalış ve geri çekil. Hiç kimseye, hiçbir şeye mecbur değilsin. Ben arkandayım. Sen ne yaparsan yap, ne karar verirsen ver arkandayım. Hislerin gerçek. Gerçekliğin gerçek. Sana aksini söyleyerek inandırmalarına izin verme. Sadece tutarlı davranışları ciddiye al. Zaten sinir sistemin sana neyin iyi geldiğini söyleyecek, gevşeyeceksin. İç güdülerine ...

AŞK

Aşka çok kafa yoruyorum bu ara. Filmlerdeki gibi "romantik bir aşk" yaşamak istiyorum. Bulduğunda başka kimsenin umrunda olmadığı, yaşadığın şeyin özel ve farklı olduğunu hissettiğin... O frekansı kolay kolay yakalayamayacağını bildiğin... O bilince sahip olmak da bir olgunluk aslında. O olgunluğa sahip değilsen öyle bir aşkı yakalayamıyorsun. Sadece senin olgun olman yetmez, karşı tarafın da aynı olgunlukta olması lazım. Seninle aynı frekansta olması lazım. Kalbini açmaya razı olması lazım. Hem birbirinizi fiziksel olarak beğeneceksiniz, hem flört diliniz uyacak, adeta dans eder gibi flört edeceksiniz, bazen minik tripler olacak... Ah o minik tripler... Hayatı çekilmez kılmadan, alındığın şeyleri minik tripler ile anlatmak ve karşı tarafın bunu anlayıp gönül alma çabası kadar insanı birbirine yakınlaştıran az şey var. Muhabbet akıp gidecek, anlaşıldığını ve takdir edildiğini hissedeceksin, birbirinizi o kadar mutlu edeceksiniz ki, değiştirmek aklınızın ucuna bile gelmeyecek....

2022 ve Yolun Yarısı Bilgeliklerim

Resim
Umut vaat edici ve daha iyiye giden bir şeylerin içinde bulunduğum zaman inanılmaz bir tatmin kaplıyor içimi. Tüm kaygılarım diniyor. Hayata yetişmişim gibi hissediyorum. Yerinde sayan, daha iyiye gitmeyen ve zihnimde sıkıcı bir algısı olan her şeydense kaçma eğilimine giriyorum. Vücuda giren zararlı bir madde gibi bağışıklık sistemim alarm veriyor adeta.  Zaman harcadığım her şeyle olan ilişkimin daha iyiye gitmesini bekliyorum bir süre sonra. Ama böyle bir anda tüketmek değil, yavaş yavaş ve kendinden emin... Işığa yürüyen bir mümin ferahlığında. Arkadaşlığın da, dostluğun da, sevgililiğin de, işin de... Emek verdikçe büyüyen bir neşe, güven ve bağ hissetmek istiyorum. Bunu gerçekleştirebilmek için kendi payıma düşen kısımlar üzerine kafa yoruyorum. Şöyle bir ev, şöyle bir kariyer, şurada yaşam gibi somut hedefler geleceğe dair pek heyecanlandırmıyor beni, o dönemde öyle bir ev ihtiyacım olan duyguya hizmet edebilir ve onu elde etmek için çaba harcayabilirim ama somut şeylerden z...

İlişki Bitiren Pasta ve Yeni Yaşım

Resim
Geçen sene bu yaşıma Mavişehir'de yeni açılan şık bir mekanda girmiştim. Oradaki evimize yürüme mesafesindeydi ve o gün erkek arkadaşımın canlı müzik programı vardı. Küçük bir grup olarak bizim evin balkonunda içip, canlı müzik için oraya geçecektik.  Mekan sabahtan pastayı kabul etmediği ve işlerinden dolayı eve uğrayamayacağı için akşam gelirken kendi doğum günü pastamı mekana getirmemi rica etti erkek arkadaşım. Hem iş yoğunluğu, hem doğum günü tebriklerinden dolayı itiraz edecek halim yoktu, tamam dedim ama kendi pastamı mekana getirmek hiç istemiyordum doğrusu.. Pastayı unuttum nitekim, mekandayken hatırladım, arkadaşlarım gidip almayı teklif ettiler, istemedim. Mekan yeni açılmıştı ve bizimle beraber toplam 4 masa vardı. Orkestra önce benim için doğum günü şarkısı söyledi, sonra gördük ki 4 masanın 4'ü de doğum günü masasıymış. Kalabalık, neşeli ve benim dışımda hepsinin pastası var. Orkestradakiler "oğlum ne şanssız adamsın" diye dalga geçiyorlar onunla. Zaten ...

2021

Resim
Bu sene benim için zordu. İyi hissetmek kendiliğinden olmadı çoğu zaman, çabalamam gerekti. Sanki bir tökezlersem her şey tepe taklak olur gibi hissettiğim için hiç kendimi bırakmadım. Her sabah işe gitmeden önce egzersiz yaptım, çoğu zaman sağlıklı beslendim, pilatese başladım, kısıtlamalar kalkınca hafta sonları hiç evde oturmadım, güzel planlar yaptım. Kötü bir seneydi diyip kazanımlarıma haksızlık etmek istemem ama içimde hep bir huzursuzluk ile gezdim. Böyle hissedince genelde büyük değişimler oluyor hayatımda. Neyse oraya geleceğiz... Bu sene hafta içi her gün ofise gittim. 5.5 sene evden çalışıp herkesin evden çalıştığı dönemde tam zamanlı ofise gitmem de epey absürd oldu. Yılın ilk yarısındaki covid kısıtlamaları beni epey zorladı, hafta içi full çalışıp, hafta sonları kapalı kalmaktan çok bunaldım, bir yandan 5.5 senenin ardından tekrar her sabah erken kalkmaya, günümün 9 saatini kapalı bir ortamda geçirmeye, denizden, güneşten, hayattan kopuk yaşamaya, hafta sonlarına yükleni...

Minik siyaset kariyerimden örneklerle kadın ve iktidar ilişkisi üzerine aforizmalar

Resim
Vaktiyle Avrupa Öğrencileri Forumu (AEGEE) isimli bir öğrenci topluluğuna üyeydim. Kişisel gelişimime en çok katkı sağlayan ve en güzel anılarımın olduğu yerdi. Merkezi Brüksel'de, il bazlı örgütlenen ve AB dışında 2-3 ülkede de temsilcilikleri olan çok büyük uluslararası bir öğrenci topluluğu. İzmir şubesi de, vaktiyle Ege Üniversitesi'ne tahsis edilen Murat Köşkü'ndeydi. Herhalde AEGEE ofisleri içindeki en güzel ofis bizimkiydi.  Harika bir gerçek hayat simülasyonuydu. Etkinlik yönetme, insan yönetme, finansman, ilişkiler, lobicilik, iktidar hesapları...  Üniversiteden çok yakın 4 kız arkadaş Buca'da okuyup, haftanın belirli günleri Bornova'ya bayıla bayıla giderdik. İlk uluslararası deneyimlerimizi İzmir'de yaşadık, buraya gelen yabancı öğrencilerle İngilizcemizi geliştirdik, sonra biz de defalarca yurt dışındaki etkinliklere katıldık.  Bu toplulukta olmayı bizim kadar seven başka insanlar da vardı tabi. Bizimki kadar yakın olan bir grup erkek arkadaş... Yöne...

2020

Resim
Serbest olarak çalıştığım 5.5. senenin, 4.5 senesinde düzenli ve iyi bir geliri, bir işyerine bağlı olmadan, bağımsız çalışarak elde etme motivasyonumu hep yüksek tutum, kendime bir misyon yükledim ve yıllarca peşinden koştum. Ta ki bu senenin başına kadar... Ocak ayında artık belirsizlikten bunaldığımı hissedip, pes etmiştim. Fakat daha önce gittiğim iş görüşmelerinde edindiğim izlenimlerden dolayı, İzmir'de iyi bir iş bulabileceğime dair pek umudum yoktu. Baya umutsuz bir haldeydim. Hayatımda bir şeyleri değiştirmeye çok ihtiyacım vardı. Harekete geçmek için sürekli bir şeylerin olmasını bekleyen hallerimden sıkıldığım için, geçen yıl bana evlilik teklif eden sevgilime dedim ki: "belli ki şartlarımız uzun bir süre değişmeyecek, kendi şartlarımıza göre uygun bir plan yapıp, evlenelim, önümüze bakalım." Kendi içimize sinen bir plan oluşturduk, ailelerimize planımızdan bahsettik. 2 gün sonra ben bir iş görüşmesine çağrıldım. Şartları benim içime sinecek bir iş teklifi aldı...

Bir yaş daha devirirken...

Resim
Geçen sene doğum günüm için sevgilimle Tiflis'e gitmiştik. Orada bana evlenme teklif etmişti. İzmir'e dönüş yolunda İstanbul'da bir gece durakladık, en yakın arkadaşlarımla doğum günümü ve evlilik planımızı kutladık. Bu sene Mart gibi tarih alıp, Eylül gibi de evlenmeyi planlamıştık. Ortalık karışık ve sonu öngörülemez bir gündem varken ve sağ olsun kimse de bize evlilik baskısı yapmıyorken, kendimizi o strese sokmamak adına erteledik. Planladığımız gibi gitse belki şu zamanlar evliydim ama öyle olmadığı için mutsuz değilim. İşte ilk defa yayınladığımız "she said olur" videosu:  İmza atmamış olsak da kendimi evli gibi hissediyorum zaten. 3.5 senedir beraber yaşıyoruz.  Bu yaşımda bir araba sahibi oldum, ehliyet aldım.  Bu yaz en çok denize girdiğim yaz oldu. Hem korona etkisinden, hem de ilk arabalı yazımız olması sebebiyle hep halka açık yerlere gittik. Daha önce bu seçeneği hiç düşünmezdim çünkü halk plajlarına karşı ön yargım vardı. Gittiğimiz koylar zahmetli y...

Yeni normal, şükür momentler ve only positive vibes

Eskiler, "şimdiki gençler çok şükürsüz, ondan mutsuz" derler. Şimdilerin popüler akımı olan evrene teşekkür etmek ve only positive vibes felsefesini benimsemiş kişiler de bu ekolün devamı. Oldukça yüzeysel bir yaklaşım ama biraz derine inerseniz doğruluk payı var. Bu konuyla ilgili sürekli anlattığım bir anım var. Çünkü daha önce hiç bu kadar farkındalıkla bir "şükür moment" yaşamamıştım. Yıllar önce çok depresif hissettiğim bir dönem, gece yarısı annemle ağlayarak konuştuğumda, annem "hadi bana bilet al sabah geleyim" demişti, birkaç saat sonra öğlen saatlerinde Ortaköy sahilde buluşmuştuk. Annemle olmak istemiştim ama İzmir'e gidecek gücüm yoktu, onu öyle sağlıklı görmek ve ihtiyacım olduğu anda hemen gelebilmesi bir anlık şükür hissetmeme neden oldu. O andan itibaren psikolojim çok hızlı bir şekilde düzeldi. Annemin sağlıklı olduğunu ve istesem hemen gelebilecek durumda olduğunu hep biliyordum ama o an idrak ettim ve şanslı olduğumu hissettim. Yani ...

Korona Sonrası

İstanbul'da 5 sene yaşadıktan sonra bunalmış ve İzmir'e geri gelmiştim. Haziran itibariyle İzmir'e geri döneli de tam 5 sene olmuş ve aynı bıkkınlığı hissediyorum. Bir daha o şekilde hissetmem sanıyordum, o ruh haliyle baş edecek donanımları iyi geliştirdim sanıyorum ama şu an imkan olsa yine arkama bile bakmadan, her şeyi bırakıp giderim gibi. Yeni bir hayat kurgulamanın heyecanına, sanki her şeye ve ömrüme de yeni başlıyormuş gibi hissetmeye, gençleşmeye, bilinmezliğe ve umuda ihtiyacım var. 5 sene laneti midir bilinmez, kendimi de buna inandırıp psikolojimi şartlamak istemiyorum ve anlamakta zorlanıyorum.  Hep de geçerli sebepler oluyor bunalmak için, mesela şu anki bıkkınlığım pekala Korona ve sonrasında yaşattıkları ile açıklanabilir. Korona ile oldukça sağlıklı bir şekilde mücadele ettiğimi düşünüyordum halbuki, ne çok korkuttum kendimi ne de çok saldım. Hastalıktan ziyade sürecin maddi anlamda götürdükleri ve belirsizliği, ülkedeki ekonomik gidişat, euro ve doların a...

Korona Günlükleri 7

Yeni normale başlamamızla beraber Korona Günlükleri serisini de bitiriyorum. Karantina öncesinde de evde vakit geçirmeyi seven bir insan olduğum için 4 günlük sokağa çıkma yasakları dışında evde vakit geçirmek beni çok zorlamadı açıkçası. Birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz bu dönemde sevgilimle kavga etmeyi bıraktık. Gerçekten bu dönem hiç kavga etmedik, 4 senelik ilişkimizde en uzun süre kavga etmediğimiz dönem olabilir. Bu süreçte Almanca öğrenmeye çalıştım. Benim işlerim tamamen durdu. Erkek arkadaşımın geliri de epey düştü. Biraz dışarı çıkmadık diye masraflarımız azaldı, benim eve katkı sağlayamadığım kısmı annemle kardeşim üstlenmeyi teklif etti, sağolsunlar. Bir süre para kazanamayacağım gerçeğini kabullendim. Para kazanma kaygısını üzerimden atınca zihnim berraklaştı sanki. Bir sürü farkındalık yaşadım kendi içimde, çabasız. Yıllar önce bana çok karmaşık gelen Almanca'yı bile daha kolay anlamaya başladım, bu bloga daha fazla yazmaya başladım. Varoluş...

Korona Günlükleri 6

Dün gece, kız arkadaşlarımla en çok neyi özlediğimizi konuşuyorduk... Karantina sürecinde en çok sevdiklerime sarılmayı ve kalabalık, enerjisi yüksek bir ortamda sarhoş olup dans etmeyi özledim. Kanımı kaynatacak, tekrar genç olduğumu hissettirecek atmosferleri özledim. İfade özgürlüğüne, sokaklarda yeşile, ucuz eğlenceye, güzel kariyer fırsatlarına, sosyal devlete, özgürlük hissine ise uzun süredir hasretim, gerçekten ekmek su kadar ihtiyaç duyuyorum. En son böyle bunalmış hissettiğimde İstanbul'dan İzmir'e taşınıp düzenimi komple değiştirmiştim.  Düzen değiştirmek demişken...  Bana sorarsanız, başkalarına yük olmadığınız ve zor durumda bırakmadığınız sürece, aldığınız hiçbir radikal karar hayatınızı mahvetmiyor, mükemmelleştirmiyor da, sadece başka bir yöne sürüklüyor. O da eksileri ve artılarıyla başka bir düzen. Şu anki hayatınız gibi.  Hayattaki en büyük iyikilerimden biri İstanbul'da yaşamaya başlamaktı. Dönünce aradaki farkı çok iyi anladım ki ...

Korona Günlükleri 5

Yeni bir sınıf ayrımı oluştu birden bire; karantinada ne kadar mutluyuz? Geçim kaygısından, bitmeyen ev işlerinden, huzursuz ev ortamından bezmişseniz; fakir, zorlukları olsa da genel olarak iyiyim ama gelecek için endişeliyim diyorsanız; orta sınıf, çok mutluysanız; tuzunuz kuru demektir. İki sokağa çıkma arası her gün sahile gittim, sahile gittiğim zamanlar modum iyi. Sokağa çıkma yasağının 2. gününde homurdanmaya başlıyorum. İlk başlarda, biraz da kısa süreceği umuduyla yasaklara karşı daha destekler bir tutumdaydım ama şimdi, her gün kimsenin takip edemediği yeni yeni kuralların gelmesi benim canımı sıkmaya başladı. Daha 2 yaşında bile sokakta yürürken elimden tutulunca ciyak ciyak bağıran bir çocuktum. O zaman da kimse bana karışmasın istiyordum, şimdi de öyle. Bilmiyorum, bazı şeyler bana daha ağır geliyor sanırım. Kendimi kapana kısılmış hissettiğimde hep değiştirmek istiyorum, devamlı olarak bana ait özgür bir alan yaratmaya çalışıyorum. O alan sürekli küçülüyor. Küçüldü...

Korona Günlükleri 4

Hayatımızı kurtarmanın, iyi paralar kazanmanın tek yolunun iyi bir eğitim almaktan geçtiğine inanırdık. Üniversite bitirmek, iyi bir eğitim almış olmak prestijli bir şeydi. Neredeyse tüm travmalarımızın doğduğu yer olan okullara senelerimizi verdik. Hiç ilgimizi çekmeyen, yetişkin hayatımızda hiç kullanmadığımız aşırı sıkıcı dersleri dinlemek zorunda kaldık, davranışlarıyla değil sadece sıfatla kazanılmış otoritelere saygı duymamız beklendi, insanı hasta edecek sınav stresleri ve 15 senelik bir eğitimin ardından içler acısı maaşlara layık görüldük. Sürekli daha iyi olacağına inandırıldık ama olmadı. İyi bir iş sahibi olmak gerçekten çok az kişiye nail olan bir ayrıcalık olarak kaldı. Şimdi ise alternatif bir para kazanma platformu ortaya çıktı. Çok yoksul bir ailede büyümüş ve okuyamamış birine de kolaylıkla popüler olup çok para kazanma imkanı verdiler... İnternet üzerinde içerik üreten "influencer, youtuber, blogger" dediğimiz tayfa... Birçok kişi için nefret objesi....

Korona Günlükleri 3

Resim
Birkaç haftadır twitter hesabım kapalı, haberleri de takip etmiyorum. Beynim neden sürekli evde durduğumu anlamlandırmakta zorlanıyor, sanki bir amaç uğruna değil de hep böyleymiş gibi. Ben neden bu kadar çok evdeyim? Bir amacım var mı? Hep böyle mi olacak? Evde vakit geçirmekten epey mutlu bir insan olduğumu düşünüyordum ama korona döneminde zorunlu olarak evde kalınca bir şeyler beni huzursuz etmeye başladı. Sanırım nedeni, öncesinde evde çok vakit geçirmenin de yine benim tercihim değil, şartların getirdiği zorunluluk olduğunu idrak etmemdi. Korona dönemindeyiz ya, farkındalık üzerine farkındalık yaşıyoruz maşallah. Freelancer olarak çalışınca gelirim 5 yıl önceki düzenli bir işe kıyasla yarı yarıya düştü diyebilirim. Kira, faturalar, düzenli bir ofise gitmenin bakım, kıyafet, yol, yemek vs maliyetleri de düştüğü için bir şekilde benzer standardı yakalayabilirdim aslında ama 5 yıl önce mekanlarda içtiğim bira neredeyse 4 katı daha ucuzdu (Beşiktaş'ta 7-8 liraya bira içt...