Kayıtlar

Kadın düşmanlığı

Resim
Alper Hasanoğlu'nun müthiş yazısı  beni kadın düşmanlığı üzerine düşünmeye teşvik etti. İslamiyet'te kabul edilmese de diğer dinlerde tasvir edilen ilk kadın Havva değil Lilith. Rivayete göre; Adem ve Lilith topraktan ve eşit olarak yaratıldı ancak Adem bunu kabullenmedi. Lilith'in kendisine hizmet etmesini, istediği zaman onunla sevişmesini istiyordu. Ancak Lilith eşit olduklarını savunuyor ve Adem'in sözünü dinlemiyordu. Sevişmek istediği zamana kendisi karar veriyordu. Aralarındaki anlaşmazlıklardan sonra Lilith Tanrı'nın yasak olan bir adını söyleyip cennetten kaçtı. Bunun üzerine Adem çok üzüldü. Tanrı'ya yalvardı karısını geri dönmeye ikna etmesi için. Adem'in durumuna üzülen Tanrı, melekler aracılığıyla Lilith'e sürekli eve dön çağrısı yapıyordu. Dönmezse çocuklarını öldüreceğini söylüyordu. Lilith kesinlikle cennete geri dönmeyeceğini söyleyince, Tanrı Lilith'in çocuklarını öldürmeye başladı. Bunun üzerine Lilith çok sinirlenip, şeyt...

Nezaket

Kavramların üzerine biraz kafa yormak hayat kalitesini arttıran bir şey. Hayatı otomatik modda yaşayınca toplumun ve ailenin size öğrettiği değerleri benimseyip yaşamak zorunda kalıyorsunuz ki bence bu korkunç bir tercih. Nezaketin iyi bir şey olduğu öğretildi bize. Aksini de -toplumun hoş görmediği bir kavram- kabalık olarak adlandırdılar. Halbuki nezaket ile kabalık arasında başka bir şey daha var ve o tanımlanmamış. Bir insana dış görünüşü ile ilgili kötü bir şey söylemek kabalıktır mesela, ama kaba olmamak için iltifat etmenize de gerek yok.  Nezaket toplumsal yaşamda ya da iş yaşamında gerekli bence de. Duygusal yakınlık kurmadığınız, samimi olmadığınız herkese karşı nazik olabilirsiniz. Bu karşı tarafa "senin sınırlarına saygılıyım" mesajı veriyor, yani nezaket insanın saygı ihtiyacını karşılıyor. Lakin yakın ilişkilerde samimiyeti azaltan bir faktör.  Bakın tekrar söylüyorum, nazik olmamak demek kaba olmak demek değil.  Çünkü yakın ilişkilerde ...

20'li yaşların sonuna doğru piyasası düşen kadın-erkek tipleri

Resim
Kadınlarda; yaramazlar, kafasını estiğini yapanlar, kıskandıranlar, "aman dikkat et beni kaptırırsın" mesajı verenler, nazlılar. Erkeklerde; ıssız adamlar, kızım bak ben seni üzerimciler, ilişkiyle uğraşamcılar, ben çok eşliyimciler, bohemler, hippiler, herkes rahat takılsıncılar. 20'li yaşların başında kaybetme korkusunun ve güvensizliğin verdiği heyecan, ıssız adamların ve yaramaz kızların piyasasını yükseltirken, 20'li yaşların sonuna doğru gelen huzur ve güven arayışı ile nihayet efendi erkeklere ve uslu kadınlara da gün doğmuştur. Her yaşın farklı bir dinamiği var malumunuz. Bu da haliyle ilişkilere yansıyor. Mesela 20'li yaşların başında olgun bir ilişki arayışı, karşı tarafta bunu anlayacak kapasite olmayacağı için muhtemelen, yalnızlıkla sonuçlanacak. Sonuçlanmasa bile o yaşlarda tercih edilen insanlar -istisnalar kaideyi bozmamakla beraber- çoğunlukla doğru tercihler olmayacak. Biraz masalların, biraz filmlerin, biraz da okul dışında pek bir sor...

Mutluluk

Resim
Sahip olunca mutlu olacağımıza inandığımız birçok şeye sahip değilim şu an. Az paralar kazanıyorum, az tüketiyorum, pahalı kıyafetler, ayakkabılar, çantalar alamıyorum, çok fazla seyahat edemiyorum, evli değilim, çocuğum yok, iyi bir işim, toplumda saygınlık kazanabileceğim herhangi bir statüm yok. Aslında olayı başa sarmak gerekirse; ben İstanbul'da şu an kazandığım paraların yaklaşık 3-4 katını kazanıyordum, Ortaköy'de kendi başıma yaşadığım bir evim, taksiyle 5 dakika, yürüyerek 25 dakika mesafede bir işim vardı. Ortalama 2 ayda 1 yurt dışına çıkıyordum. Zevkli ve pahalı mekanlarda çok rahat paralar harcayabiliyordum. Sonra bunları bırakıp, mobil olarak çalışabileceğim alternatif bir hayat yaratmak için İzmir'e yerleştim. Şimdi "ben bir bok yedim, güzellemesini yapayım da insanlar pişman olmuş demesin" diye yazmıyorum bunları. Evet İzmir'e dair hayal kırıklıklarım oldu; mesela maaşlar tahmin edemediğim kadar düşük. Burada pahalı, zevkl...

Mükemmel erkek

Resim
İstisnalar kaideyi bozmamakla beraber, ilişki içindeki kadın ve erkeğin davranışlarında herkes tarafından bilinen çok bariz bir farklılık var; kadının sürekli ilişkiyi oldurtma çabası. İyi bir eş, iyi bir baba olabileceğine inanıyorsa, iyi bir geliri varsa, mantıken doğru bir insansa sevmeye çalışıyor ya da kalbi onay veriyorsa aklının da onay vereceği bir formata dönüştürmeye çabalıyor. İlişkiyi devam ettirmek için değişmek, karşı tarafın değişmesini istemek, esnemek, emek harcamak aslında kötü bir şey değil ama iki tarafın da istemesiyle anlamlı olabilecek bir uğraş. Çoğu zaman erkeklerde böyle bir çaba görmüyorum, erkekler tüm beklentilerini tek bir kadından karşılamak için çok da kendini zorlamıyor. Bunun temel sebebini erkeklerin yaradılışına, vay efendim çokeşli yapısına bağlamıyorum ben. Şimdi bohem bohem insanın aslında bir hayvan olduğu, erkeğin dölleme içgüdüsüyle dolup taştığını söylemeyin beyler. Hanginiz etrafınızdaki kadınları dölleme iç güdüsüyle dolup taşıyorsu...

Özür dilemek

Kimler özür dilemez? Devlet genellikle dilemez mesela. Katliam da yapsa, haksız, hukuksuz şiddet uygulasa, tutuklamalar da yapsa, "ya biz hata yapmışız, özür diliyoruz" demez. "Ama onlar da..." ile başlayan, kendi haklı çıkarmak adına bir ton argüman üretir. Mağdur olan mağdur olduğuyla kalır. Otoriter bir baba yaptığı hata için çocuğundan özür dilemez mesela. Ya da bir koca, abi, otoriter bir anne, kız arkadaş... Bunların hepsinin ortak özelliği; kendini karşı taraftan üstün gördükleri için özür dilemeye bile tenezzül etmemeleri... Kişiler arasında birebir böyle bir diyalog olmasa da, özür dilememenin karşı tarafa bir üstünlük taslamak olduğuna dair sözsüz bir iletişim vardır, herkes bilir bunu. Yani biri sizi mağdur ettiği zaman, hem mağdur edilmiş, bir de onun üstenci tavrına maruz kalmış oluyorsunuz. Bu da haliyle sizi öfkelendiriyor, karşı tarafa yaptığının sorumluluğunu alması için baskı yapıyorsunuz, duvar gibi kayıtsız bir muameleyle karşılıyo...

Y kuşağı neden mutsuz?

Resim
Günümüzün popüler konusu, bir ton araştırma yapılıyor bunun için. Y kuşağı mutsuz çünkü istediği hayatı yaşayamıyor ve yaşamak için hiçbir alternatif yaratamıyor. Y kuşağı mutsuz çünkü X kuşağı tarafından yönetiliyor. İnternet çağına denk gelen ve dünyadaki farklı hayatlara tanıklık eden bir nesli, haftanın 6 günü, günde minumum 9 saat zevksiz ofislere tıkıp çalıştırmak isteyen bir nesil yüzünden mutsuz. Çünkü kendileri böyle görmüş, çok çalışmanın doğru bir şey olduğuna inanmış ve kendi gibi yaşamak istemeyenleri de; tembel, işe yaramaz, başarısız, güçsüz hatta değersiz olarak yaftalıyor. Çok çalışmayı kimler sever biliyor musunuz? İşten başka nasıl zaman geçireceğini bilmeyen, insanlarla iletişim kurmaktan sıkılan, çocuğuna, eşine zaman ayırmak istemeyen, anasının babasının gönlünü hoş tutmak yerine çalışmayı tüm kişisel sorumluluklarından kaçış yolu olarak gören insanlar sever. Bu durumun erdemli bir tarafı yok bana göre. Umarım çok çalışmanın dışlanacağı günleri de gör...

Ben kimim?

İnsan kendine torpil geçer genelde ama ben tarafsız olmak için gerçekten uğraşıyorum. Kendimi birçok konuda eleştiririm ama baskın olan yönlerimi yazınca kağıt üzerinde hiç de fena bir insan olmadığımı farkettim. Duygusal yönü de, zihinsel yönü de, fiziksel yönü de neredeyse eşit derecede baskın biriyim. Birini abartıp diğerlerinden eksik kalmıyorum. Canım kendim. Vaktiyle şunları karalamışım kendim için: Yenilik Deneyim Keşif Sadelik İlham Analiz Merak Coşku Enerji Haz Sevgi Şevkat Duyar İnat Bağımsız Özgür Asi İsyankar Dominant

2016

Resim
Geçen seneki kalbi kırık yazımın sonunda; "2016'da aşka dair hiç kafa yormak istemiyorum. Gerçekten iyi olduğum bir uğraşım olsun istiyorum, iyi bir iş bulmak, sıfırdan güzel bir ev kurmak, daha çok okumak, düzenli spor yapmak, dansa devam etmek, arkadaşlarımla kaliteli vakit geçirmek, bolca seyahat etmek, güzel yemekler yapabilmek, zayıflamak ve zayıf kalmayı başarabilmek, kişisel bakımıma daha çok para ve zaman harcayabilmek istiyorum." demişim. Aşka dair pek kafa yormadım hakikaten, bu yıl aşkı yaşadım çünkü. Neşeli, varlığı pamuk gibi hafif ve ilk defa tüm arkadaşlarımın onayını kazanan bir adam ile tanıştım. Koca bir sene hiç ofise gidip çalışmadım. Hayatımın hiçbir döneminde bu kadar özgür olmamıştım doğrusu. Sanırım konfora, huzura, kafa dinginliğine doydum, bünyem artık ızdırap çekmek istiyor.  2016 benim için çoğunlukla iş kovalamakla geçti, istediğim hayatı yaşayabilmek için bir sürü fikir geliştirdim, birçok şeye saldırdım, meyvelerini 2017'de al...

Yine ve yeniden; Aforizmalar

*Giyim, kuşam ile alternatif olunmaz. Sen de dış görünüşünü, giyimini, başkalarını önemsiyorsan, sen de herkes gibisin alternatif kardeş. Alternatif olmak kafa ile ilgilidir, giyim tarzına yansıyacağını düşünmüyorum. *Arada havalı şeyler yapmaya da ihtiyacı var insanın. Hani dönemsel olarak varoluşsal krizlere girdiğimizi sanıyoruz, "anlamlı bir şeyler yapmaya ihtiyacım var" diye bohem bohem takılıyoruz ya; anlamlı değil havalı şeyler yapmaya duyulan ihtiyaç asıl o. Biraz kıskandıran, insanların ilgisini çeken şeyler... Tabii herkesin havalı bulduğu şey farklı, senin rutinin başkasına havalı gelebilir. Önemli olan sen ve senin önemsediğin insanlara havalı gelen şeyler yapmak. Beğenilen bir yazı yazmak, şık bir davete gitmek, bir yarışmada birincilik kazanmak, süper lüks bir yat turuna çıkmak... Yapmalı böyle şeyler insan. *Bir de güne kendisi için güzel bir şeyler yaparak başlamalı. Sabah gözünü açıyorsun, işe gidiyorsun. Kendin için bir şey yapmadan başkası için çalış...