Kayıtlar

Mutluluk

Resim
Sahip olunca mutlu olacağımıza inandığımız birçok şeye sahip değilim şu an. Az paralar kazanıyorum, az tüketiyorum, pahalı kıyafetler, ayakkabılar, çantalar alamıyorum, çok fazla seyahat edemiyorum, evli değilim, çocuğum yok, iyi bir işim, toplumda saygınlık kazanabileceğim herhangi bir statüm yok. Aslında olayı başa sarmak gerekirse; ben İstanbul'da şu an kazandığım paraların yaklaşık 3-4 katını kazanıyordum, Ortaköy'de kendi başıma yaşadığım bir evim, taksiyle 5 dakika, yürüyerek 25 dakika mesafede bir işim vardı. Ortalama 2 ayda 1 yurt dışına çıkıyordum. Zevkli ve pahalı mekanlarda çok rahat paralar harcayabiliyordum. Sonra bunları bırakıp, mobil olarak çalışabileceğim alternatif bir hayat yaratmak için İzmir'e yerleştim. Şimdi "ben bir bok yedim, güzellemesini yapayım da insanlar pişman olmuş demesin" diye yazmıyorum bunları. Evet İzmir'e dair hayal kırıklıklarım oldu; mesela maaşlar tahmin edemediğim kadar düşük. Burada pahalı, zevkl...

Mükemmel erkek

Resim
İstisnalar kaideyi bozmamakla beraber, ilişki içindeki kadın ve erkeğin davranışlarında herkes tarafından bilinen çok bariz bir farklılık var; kadının sürekli ilişkiyi oldurtma çabası. İyi bir eş, iyi bir baba olabileceğine inanıyorsa, iyi bir geliri varsa, mantıken doğru bir insansa sevmeye çalışıyor ya da kalbi onay veriyorsa aklının da onay vereceği bir formata dönüştürmeye çabalıyor. İlişkiyi devam ettirmek için değişmek, karşı tarafın değişmesini istemek, esnemek, emek harcamak aslında kötü bir şey değil ama iki tarafın da istemesiyle anlamlı olabilecek bir uğraş. Çoğu zaman erkeklerde böyle bir çaba görmüyorum, erkekler tüm beklentilerini tek bir kadından karşılamak için çok da kendini zorlamıyor. Bunun temel sebebini erkeklerin yaradılışına, vay efendim çokeşli yapısına bağlamıyorum ben. Şimdi bohem bohem insanın aslında bir hayvan olduğu, erkeğin dölleme içgüdüsüyle dolup taştığını söylemeyin beyler. Hanginiz etrafınızdaki kadınları dölleme iç güdüsüyle dolup taşıyorsu...

Özür dilemek

Kimler özür dilemez? Devlet genellikle dilemez mesela. Katliam da yapsa, haksız, hukuksuz şiddet uygulasa, tutuklamalar da yapsa, "ya biz hata yapmışız, özür diliyoruz" demez. "Ama onlar da..." ile başlayan, kendi haklı çıkarmak adına bir ton argüman üretir. Mağdur olan mağdur olduğuyla kalır. Otoriter bir baba yaptığı hata için çocuğundan özür dilemez mesela. Ya da bir koca, abi, otoriter bir anne, kız arkadaş... Bunların hepsinin ortak özelliği; kendini karşı taraftan üstün gördükleri için özür dilemeye bile tenezzül etmemeleri... Kişiler arasında birebir böyle bir diyalog olmasa da, özür dilememenin karşı tarafa bir üstünlük taslamak olduğuna dair sözsüz bir iletişim vardır, herkes bilir bunu. Yani biri sizi mağdur ettiği zaman, hem mağdur edilmiş, bir de onun üstenci tavrına maruz kalmış oluyorsunuz. Bu da haliyle sizi öfkelendiriyor, karşı tarafa yaptığının sorumluluğunu alması için baskı yapıyorsunuz, duvar gibi kayıtsız bir muameleyle karşılıyo...

Y kuşağı neden mutsuz?

Resim
Günümüzün popüler konusu, bir ton araştırma yapılıyor bunun için. Y kuşağı mutsuz çünkü istediği hayatı yaşayamıyor ve yaşamak için hiçbir alternatif yaratamıyor. Y kuşağı mutsuz çünkü X kuşağı tarafından yönetiliyor. İnternet çağına denk gelen ve dünyadaki farklı hayatlara tanıklık eden bir nesli, haftanın 6 günü, günde minumum 9 saat zevksiz ofislere tıkıp çalıştırmak isteyen bir nesil yüzünden mutsuz. Çünkü kendileri böyle görmüş, çok çalışmanın doğru bir şey olduğuna inanmış ve kendi gibi yaşamak istemeyenleri de; tembel, işe yaramaz, başarısız, güçsüz hatta değersiz olarak yaftalıyor. Çok çalışmayı kimler sever biliyor musunuz? İşten başka nasıl zaman geçireceğini bilmeyen, insanlarla iletişim kurmaktan sıkılan, çocuğuna, eşine zaman ayırmak istemeyen, anasının babasının gönlünü hoş tutmak yerine çalışmayı tüm kişisel sorumluluklarından kaçış yolu olarak gören insanlar sever. Bu durumun erdemli bir tarafı yok bana göre. Umarım çok çalışmanın dışlanacağı günleri de gör...

Ben kimim?

İnsan kendine torpil geçer genelde ama ben tarafsız olmak için gerçekten uğraşıyorum. Kendimi birçok konuda eleştiririm ama baskın olan yönlerimi yazınca kağıt üzerinde hiç de fena bir insan olmadığımı farkettim. Duygusal yönü de, zihinsel yönü de, fiziksel yönü de neredeyse eşit derecede baskın biriyim. Birini abartıp diğerlerinden eksik kalmıyorum. Canım kendim. Vaktiyle şunları karalamışım kendim için: Yenilik Deneyim Keşif Sadelik İlham Analiz Merak Coşku Enerji Haz Sevgi Şevkat Duyar İnat Bağımsız Özgür Asi İsyankar Dominant

2016

Resim
Geçen seneki kalbi kırık yazımın sonunda; "2016'da aşka dair hiç kafa yormak istemiyorum. Gerçekten iyi olduğum bir uğraşım olsun istiyorum, iyi bir iş bulmak, sıfırdan güzel bir ev kurmak, daha çok okumak, düzenli spor yapmak, dansa devam etmek, arkadaşlarımla kaliteli vakit geçirmek, bolca seyahat etmek, güzel yemekler yapabilmek, zayıflamak ve zayıf kalmayı başarabilmek, kişisel bakımıma daha çok para ve zaman harcayabilmek istiyorum." demişim. Aşka dair pek kafa yormadım hakikaten, bu yıl aşkı yaşadım çünkü. Neşeli, varlığı pamuk gibi hafif ve ilk defa tüm arkadaşlarımın onayını kazanan bir adam ile tanıştım. Koca bir sene hiç ofise gidip çalışmadım. Hayatımın hiçbir döneminde bu kadar özgür olmamıştım doğrusu. Sanırım konfora, huzura, kafa dinginliğine doydum, bünyem artık ızdırap çekmek istiyor.  2016 benim için çoğunlukla iş kovalamakla geçti, istediğim hayatı yaşayabilmek için bir sürü fikir geliştirdim, birçok şeye saldırdım, meyvelerini 2017'de al...

Yine ve yeniden; Aforizmalar

*Giyim, kuşam ile alternatif olunmaz. Sen de dış görünüşünü, giyimini, başkalarını önemsiyorsan, sen de herkes gibisin alternatif kardeş. Alternatif olmak kafa ile ilgilidir, giyim tarzına yansıyacağını düşünmüyorum. *Arada havalı şeyler yapmaya da ihtiyacı var insanın. Hani dönemsel olarak varoluşsal krizlere girdiğimizi sanıyoruz, "anlamlı bir şeyler yapmaya ihtiyacım var" diye bohem bohem takılıyoruz ya; anlamlı değil havalı şeyler yapmaya duyulan ihtiyaç asıl o. Biraz kıskandıran, insanların ilgisini çeken şeyler... Tabii herkesin havalı bulduğu şey farklı, senin rutinin başkasına havalı gelebilir. Önemli olan sen ve senin önemsediğin insanlara havalı gelen şeyler yapmak. Beğenilen bir yazı yazmak, şık bir davete gitmek, bir yarışmada birincilik kazanmak, süper lüks bir yat turuna çıkmak... Yapmalı böyle şeyler insan. *Bir de güne kendisi için güzel bir şeyler yaparak başlamalı. Sabah gözünü açıyorsun, işe gidiyorsun. Kendin için bir şey yapmadan başkası için çalış...

Türk kızı olmak nedir?

Resim
İlişkilerin özgürce yaşanamadığı dönemlerde, genellikle görücü usulüyle evlendirilmiş ve gerisini sorgulamamış büyüklerimizin bize öğrettiği, ilişkilerde hayal kırıklığı yaşayarak sorguladığımız ve kurtulmaya çalıştığımız bir kimlik bu. Kadın-erkek ilişkilerinde açık fikirli diyebileceğimiz bir ailede büyümediyse, Türkiye'de yaşayan her kadının içinde bir Türk kızı vardır aslında. Bilinç düzeyinde bazı şeylerin ne kadar saçma olduğunu idrak etsek de, küçüklükten beri empoze edilen suçluluk duygusu bilinç altında etkisini sürdürmeye devam ediyor. Dolayısıyla benim düşüncem; Türk kızı kimliğinden kurtulmanın tam anlamıyla mümkün olmadığı. Neticede bu kültürün bir parçasıyız ve her gün etkileşim içinde olmaya devam ediyoruz... Burada kilit olan kelime; suçluluk duygusu. Kadın erkek ilişkilerinin her aşamasında bu suçluluk duygusunun yarattığı kafa karışıklığını görmek mümkün. Mesela flört etmek... Flört etmenin bayağı, ucuz bir şey olduğuna koşullandırılıyor Türk kızı. Önc...

Mağdur olmanın dayanılmaz hafifliği.

Resim
Kulağımda kulaklık, sevdiğim şarkıları dinliyorum, bir yandan güneşin sıcaklığı yüzüme vuruyor. Mutlu olmak için şartlar müsait ama o an mutlu değilim. Ciddi bir gelecek kaygısı yaşıyorum çünkü. Olmasını istediğim şeyler için henüz zaman var, başarıp, başaramayacağım da meçhul. Serbest olarak çalışmayı yan gelip yatmak olarak görenlerin asla anlamayacağı bir halet-i ruhiye bu. Her gün ofis içinde ruhunu öldürsen de, düzenli bir maaş alacak olmanın avantajları olduğu gibi, özgür olmanın sorumluluğunu almanın, her an belirsizlikle yaşamanın psikolojik bir ağırlığı da var elbette. Biri diğerinden daha kolay ya da zor değil, hepsi birer tercih ama hadi itiraf edelim, ofise gitmek, az para kazanmak, iş yerindeki haksızlıklara maruz kalmak toplum gözünde daha geçerli bir mağduriyet. Toplumda kabul görmenin anahtarı; toplumun empati kurabileceği bir mağduriyetinizin olması aslında. O zaman tüm kapılar açılıyor sizin için, sizi kabul ediyorlar aralarına. Devamlı mağduriyetlerinizden k...

Bir 28 yaş hikayesi

Resim
Beni tanıyan birçok kişinin bildiği üzere İstanbul'da özel sektörde çalışmanın anlamsızlığı ve devamlı kira ve fatura öderken istediğim hayatı nasıl yaşayacağıma dair sağlıklı düşünememe buhranı ile evimi kapatıp, eşyalarımı satıp 27. yaşımın sonlarına doğru İzmir'e annemin yanına taşınma kararı almıştım. Patronumla aram iyi olduğu için hiç de sıcak bakmadığı evden çalışma fikrine kendisini ikna ettim, öyle döndüm ana ocağına. Erasmus'tan döndükten sonra aldım bu kararı. Bu kararı almam ile işten ayrılmama tekabül eden 6 ay içinde bana verilen fuar için herkesin beklentisi üzerinde bir satış yaptım. Motivasyonum belliydi; İzmir'de beni bir süre idare edecek parayı biriktirebilmek. O para beni neredeyse 1 senedir idare ediyor. 28. yaşımın başlarında yüksek lisans tezimi yazıp mezun oldum. Alternatif neler yapabilirim diye kariyer.net'i her açtığımda içime fenalıklar geldi. Özel sektöre dönmek hiç cazip değildi. Akademi ise daha önce hiç gündemimde olmamıştı...