Kayıtlar

Kendime not.

Yeni neslin en büyük sorunu; sorunsuz hayatları sanırım. Devamlı melankoli kastırmak, anlık gelen hüzünler, sürekli halinden memnun olmama hali, yersiz gelecek kaygıları, ilişkilerdeki hoyrat tavırları, sorunsuz hayatlarının sıkıcılığından bunalma sonucu kendine sorun yaratma ve de farklı bir şey hissetme çabasıymış gibi geliyor.   Bazen, üzüntüler olmasa mutlulukların kıymeti bilinmez gerçeğini kabullenesim geliyor. Herkesin başından sağlam bir keder geçmeli ki, silkelenip kendine gelsinler. Sanki. Her insanın başa çıkamadığı en büyük sorun; sıkıntı, bence. Hayat bir kişi olsa, kimsenin sevmediği, sürekli her şeyi rutine bağlayan, sıkıcı, ne zaman beklentiye girsen hayal kırıklığına uğratan, beklemediğin ve de hevesinin kaçtığı bir anda yaptığı sürprizlerle "aklın neredeydi daha önce?" dedirten sevimsiz biri olurdu herhalde. Bütün sevimsiz özelliklerine rağmen ona katlanıyorken, küçük sürprizlerle bizi mükafatlandırmayacak kadar da cimri üstelik. Yani demem odu...

İçsel hesaplaşmalar.

24 saattir aralıksız aynı şeyi düşünme rekoru kıracağım sanırım. Dikkatimi dağıtacak hiçbir şey olmadı. Acıkmadım bile ama yedim bir şeyler. Büyüttüğümü bile bile büyütüyorum olayların kafamdaki algısını. Her şey insanlar için. Kimler neler için harcanıyor aslında. Kimler ne haksızlıklara uğruyor. Ben prenses değilim ki uğramayayım. İletişim uzmanı değilim ki her çatışmada kendimi doğru ifade edeyim. Sinirleniyorum. Kendimi ifade etmeye çalışmak bazen çok gururumu incitiyor. Burnumdan kıl aldırmıyorum. Ama sonra içsel hesaplaşmaları da ben yaşıyorum. Bazen sonunu tahmin etsen de "öyle mi olacak hakikaten?" diye sürdürmek, müdahele etmemek, haklı çıkmak istemenin saçma bir egosu mu aslında? Hani bu; aldatıldığını düşünen bir kadının gizlice aldatılmayı ve haklı çıkmayı istemesi gibi bir şey. İnsanların dile getiremediği ne kadar aykırı istekleri var aslında. Ve düşünceleri. Düşündükçe daha öfkeli olmak, haklı çıkma egosundan sanırım. Kimisi içsel huzuru, kimi...

Duygular şelale.

Mutlu bir çocukluk geçirdim aslında. Sevgi dolu bir anne, birbirini çok seven, çok iyi anlaşan kardeşler, arkadaşlar... Sokakta delicesine oynayıp dünyayı unutan ama akşam yaşanacak gerginliğin karamsarlığı eve dönüş yolunda yüreklerine işlenen iki küçük çocuk. O hissi hala bilirim okurcum ve bana öyle hissettiren her kim olursa, her neresi olursa hemen kaçarım. Çocukluğuma dair tek yönü anılarım babamla ilgili olanlar.... Ölmeden önce onu sevdiğimi söylememi istemişti, hatırlıyorum. Bunu o kadar hak etmediğini düşünmüştüm ki, söylemedim. Ölmek üzere olan bir adamın son arzusunu yerine getirmemek biraz acımasızca görünse de beynimin onay vermediği hiçbir duyguyu dile getiremedim ben şu hayatımda. Söylemek istemiştim halbuki. Babamı bilinçaltıma öyle bir ittim ki yıllardır aklıma bile gelmiyordu... Ta ki geçen geceye kadar... Onu neden sevdiğimi bulmak istiyordum. Onunla ilgili hiçbir güzel anı yoktu aklımda sadece kötüleri vardı... Annemi aradım, babamla ilgili güzel anılarımızı...

Dubai ile ilgili; kısa kısa...

Resim
22-27 Ocakta Ortadoğu'nun en büyük Sağlık fuarı Arab Health için Dubai'ye gittim. Fuar oldukça güzel geçti. İş kısımları bana kalsın, Dubai ile ilgili gözlemlerimi paylaşmak istiyorum müsadenizle. Öncelikle uçaktan indikten sonra havaalanında herkesin geçmek zorunda olduğu "göz taraması" prosedürü için şunu söylemek istiyorum: "WTF?"  Tam 1.5 saat göz taraması için sırada bekledim. Sabahın 3'ünde uçaktan indim. 5'te havaalanından çıkabildim. Üstelik bu bir seferlik bir şey değil. Dubai'ye her gelişinizde geçmek zorunda olduğunuz bir prosedür. İlk intibam oldukça kötü olsa da, Dubai'yi çok sevdim. Belki sadece 5 gün kaldığım içindir. Bu zamana kadar sadece Avrupa'yı görmüş biri olarak bambaşka tarzda bir şehir ve ülke görmek gerçekten ilginç oldu. Şu hayattaki en büyük problemi; yönünü bulamamak olan bendeniz için bilmediği bir şehirde her yere taksi ile gidebilmek inanılmaz büyük bir kolaylık oldu ve ben kolay olan şeyleri sever...

O zaman çal bir İbrahim Tatlıses türküsü!

Resim
Kadınlar 3 ayrılır... Salak olanlar, zeki olup salağa yatanlar, zeki olup salağa yatamayanlar (feminist olurlar). Zeki olup salağa yatamayan kadınlar; ilişkilerdeki oyunların farkında olsalar bile hayata karşı duruşlarından dolayı mevcut sisteme ayak uyduramazlar. Ayak uydurmalarını istemek tıpkı rock seven bir insana İbrahim Tatlıses'in "Bir taş attım pencere'ye" türküsünde göbek atmasını istemeye benzer. Hadi müziğe bir şekilde uyum sağladın ama beynin o şarkı sözlerini yoksayabilecek mi okur? "  Demirciler demir döğer ocakta, şimdi ki kızlar ne hoş olur kucakta  vay vay  " diye bütün benliğini hiçe sayıp şarkıyı söyleyebilecek misin? Olmuyor işte. Zeki olup salağa yatamayan bir kadın; aslında bütün kadınsı taktikleri bilmesine rağmen bütün erkeklerin aynı şekilde tavlanabildiği bir dünyanın taktiklerini reddeder. Erkeğin yaptığı komik olmayan bir espiriye gülmez, onu sürekli övmez, kendisini övdüğü zaman onu desteklemez ve sonunda erkek egosu; ...

Yapmayın etmeyin bacılar!

Resim
Bu cumartesi gecesi İzmir'den gelen bir misafirimin burada yaşadığı bir meseleden dolayı kafası bozuktu. Benim ise dışarı çıkma planım birlikte dışarı çıkacağım arkadaşıma son dakika iş dayatılmasıyla yalan olmuştu. Evde güzel bir ortam vardı ben de yeni bir plan yapmaya üşenmiştim. Televizyonda bir kitap tanıtımı görmüştü. Tam ruh haline uygun bir kitap olduğu için koştura koştura aldı o kitabı. Cumartesi geceki planı o kitabı bitirmek oldu. Benim de planım yalan olunca evde kitap okuma gecesine dönüştü gecemiz bir anda. Hem de nasıl keyifli, nasıl kahkalarla... Kitapta beğendiği kısımları bana okuyor, üzerine konuşuyorduk. Kitapta yazılanları kendi yaşadıklarımızla özdeşleştirince, gelecekte takınacağımız tavırlarla ilgili hayallerimiz  çok komik bir hale geldi. Kitap bizde bir bilinç sıçraması yarattı mı bilinmez ama bu geceki ruh halimiz üzerine oldukça iyi bir etkisi oldu kesinlikle :) En son aşağıdaki şu aşağıdaki bölümü okuyunca "evet yaaa ben buna cidden ...

insan bazen mutsuz da hisseder.

Resim
                                                                     foto: ayla-es Bazen insanlar bizi gerçekten üzüyor. Bizi üzenin x ya da z kişisi olması önemli değil... Kişiler unutuluyor ama açılan yara senin sonraki hayatını ciddi bir şekilde etkiliyor. Sonra hiçbir şey eskisi gibi olmuyor. Belki sadece bir süre... Uzun bir süre... Herkese, her şeye aynı şekilde yaklaşıyorsun. İrdeleme, ayırım yapma yetini kaybediyorsun. Mutlu etmiyor bu durum seni... Bir süre sonra bu mutsuzluğu farkedip, ondan kurtulmak için denemek istiyorsun belki bu döngüyü kırarım diye, hayat filmlerdeki gibi müthiş sürprizleri karşına dizmiyor en ihtiyacın olduğun anda... Hayal kırıklıklarıyla mücadele etmek zorunda kalıyorsun... Ne garip! Seni herhangi biri kolayca üzülebilirken, seni mutlu edecek kişinin gerçekten özel biri olma...

2012 senden çok çok umutluyum =)

Resim
Her yılın sonuna doğru "Bu yılı nasıl geçirdim?" konulu bir yazı yazmak blogger raconu. Hem bütün bir yıl üzerine adam akıllı düşünme şansınız oluyor. Çok sık yazmıyor olsam da, bu blogun anlamı gitgide büyüyor benim için. Günlük olarak kullanmaktansa, çoğunlukla duygusallaştığım zamanlarda yazıyorum. Bazen duygularınızı dile getirdikçe basitleştiğini hissedersiniz, kafanızın içinde çok büyük ve anlamlı gelen şeyleri dillendirmeden açıklamak istersiniz ya... İşte böyle zamanlarda yazarak paylaşmak rahatlamanız için birebir, tek taraflı olmasındandır belki de.. Kendimi yazar olarak addetmiyorum elbette ama bilinen bir gerçekten yola çıkarak; birçok yazar gibi beni de hüzünlendiren şeyler mutlu eden şeylerden çok daha fazla yazma isteği doğuruyor içimde. O yüzden blogun genel içeriği biraz daha depresif ve tepkili görünse de çoğu zaman neşeli biri olduğumu söyleyebilirim. Bu blogun hayatıma kattığı diğer bir değer ise; Türkçe yazma konusunda çok daha dikkatli olmamı sağ...

Sevmek zor zanaat vol2

Evde içilen biranın kafası ne güzel oluyor yahu. Çiğırs! Çok sıkıntılı bir PMS dönemi geçiriyorum. 1 haftadır çok duygusalım. Olur olmadık ağlayasım var. Şurda da bahsettiğim gibi sevmekten korkuyorum aslında ben. Ama sevmeye engel olamıyorum. Eskiden ailem dışında 3-5 kişiyi gerçekten severdim, kolaydı. Artık bir sürü kişiyi seviyorum, sevdikçe daha çok sevesim geliyor. Sevildikçe daha çok seviyorum. Şirin şirin insanlarla tanışıyorum. Sevmeyeyim de napayım yani? İnsan sevmeyen insanların aslında sevilmeyen insanlar olduğu kanısına vardım. Ya da sevmedikleri için sevilmiyorlar. Ne farkeder? Şu an sevmediğim kimse hayatımda değil. Hepsini çıkardım. Sadece sevdiğim ya da sevebileceğim insanlarla dolu bir hayatım var. İşte buna içmek istiyorum müsadenizle. Çiğırs! Şubatın başında ev arkadaşım Almanya'ya dönüyor. Ben onu da sevmiştim. Halbuki daha 3 ay oldu tanışalı. Bu kadar hızlı gelişmemi bu işler. Tekrar bir ev arkadaşı bulmak, onu da sevmek zor geliyor. Hazır...

İmaj hiçbir şeydir, susuzluk her şey!

Resim
İmaj her şeydir. Size bütün kapıları açan, gerekirse de kapatan imajınızdır. İnsanlar imaj konusunda 3'e ayrılır. Olumlu özelliklerine rağmen olumsuz imaj çizen tipler: Bu tipler halk arasında "özünde iyi bir insan" diye tabir edilirler. Dışarıdan soğuk ve sevimsiz görünebilirler ama kendilerini olduğu gibi yansıtma problemleri vardır belki. İçlerinde göründüklerinden çok daha fazla iyi özellikler barındırsalar da, çok yakınları haricinde çevresi tarafından genelde kötü özellikleri ilk akla gelen tiplerdir. İkinci olarak olumsuz özelliklerine rağmen olumlu imaj çizen tipler: saçı başı yolunası insanlardır. Mesela bencilin teki ise bile hassas ve duyarlı insan imajı çizebilen, yalancı bile olsa her söylediğine inanılan, beş para etmez bir tip bile olsa "şeytan tüyü var bunda, çok seviyorum yhaaa" denilen tiplerdir. Üçüncü tip ise; tam da olduğu gibi görünen tiplerdir. İçinde hangi özellikleri ağır basıyorsa dışarıya onu yansıtırlar. Tabii ...