22 Mayıs 2016 Pazar

Az hasarlı çocuk yetiştirmek

Çocuğum olmasa da çocuk yetiştirme üzerine yazmaya karar verdim. Çünkü bazı şeylere birçok kişiden daha fazla kafa yoruyorum, ahkem kesmek hakkım, çekil şurdan.

Dolmuşta bir anne; küçücük çocuğunu sırf istediği için ön koltuğa oturtmuş. Dolmuş aniden fren yapınca çocuk cama yapışacaktı neredeyse. Dedim ki "çocuğu oradan alır mısınız, lütfen?", annesi "hadi oğlum gel" dedi, oğlan "anne sıkı sıkı tutuncam, n'olur " diye ısrar edince "bak görüyor musunuz hiç sözümü dinlemiyor" diye kabullendi bu durumu, dolmuşta diğer teyzelerden de empati ve kabul gördü. Ben ise içimden "ablacım sen de hiç mücadele etmedin yahu" diye geçirdim.

Tuzu kuru olana konuşmak kolay tabii ama bu haksız olduğum anlamına gelmez.


Bu kadınların tüm sabır, özveri ve enerjisini kocalarına verip çocuklarıyla daha fazla uğraşmaya bu kadar üşenmelerine gerçekten kızıyorum. Asıl sorun bu durumu gerçekten içselleştirmeleri, neyin önemli, neyin önemsiz olduğunun farkına varamamaları. Yetişkin kocasına yemek yapmazsa adamın açlıktan öleceğine inanır, çocuk ilgi istediğinde sürekli sızlanır, ona suçlu hissettirir. Bu durum çocuğun ya içine kapanık olması ya da söz dinlemeyen, arsız, yaramaz bir şey olmasına neden oluyor.

Bazı çocuklar var mesela; şımarık desen değil, içine kapanık değil, sosyal, enerjik, affedici... Yani bu çocuğun tuzu da, biberi de tam kıvamında verilmiş, olmuş bu çocuk diyorsun.

Ben bunu dozunda verilen ilgiye bağlıyorum.

Evet iyi bir bakım ve eğitim sağlamak da mühim ama bunlar asla yeterli değil. Ebeveynlerin öncelikli görevi çocuğuna sevgi, ilgi ve şefkat göstermek.  Bunlar bedava, bunlar atla deve değil, yapamıyorsanız doğurmayın lütfen.



Bir de çocuğunun kişisel gelişimine kafayı takmış ebeveynler var. Daha bebekken başlıyorlar eğitime. Bir insanı bu kadar başarı odaklı yetiştirmek mutluluk getirmiyor. Sonrasında çocuk ya başarılı olmak adına çok çabalıyor ya da başarısız olmamak için hiçbir şeyi denemiyor. Denemezsen başarısız da olmazsın sonuçta.

Çocuğuna prenses-prens olduğunu telkin eden aileleri de es geçemeyeceğim tabii. Belki bu şekilde değerlilik duygusu aşıladıklarını düşünüyorlar ama alakası yok. O kişinin egosu öyle büyüyor ki, gerçek hayatta kimsenin ona prenses ya da prens gibi davranmadığı gerçeğiyle yüzleşmek ağır geliyor. Hadi diyelim öyle davranacak birini buldu yine de yapılan hiçbir şey yetmiyor. Egolarını yenip kendileri de adım atamıyorlar çünkü güçlü bir kök inançları var. Sürekli bir yalnızlık ve bekleme haline gark oluyorlar.



Çocuklar ailelerinin kötü özelliklerinden ya da dünya görüşünden illa ki etkilenir, arkadaşlarından da etkilenir... Birlikte yaşamanın zorunlu sonucu ; etkileşmek. Bunda büyük bir sıkıntı yok ama çocuğu iyi yetiştirmenin de formülü vardır elbet. Benim formülüm; hükmetmemek (çocuğa birey gibi davranıp neden bazı şeylere izin vermeyeceğinizi anlatmak),  adaletli olmak ( millete ayıp olacak diye ne çocuğunuzun hakkını yedirtmek ne de her şımarıklığına kabul vermek), sevgi, ilgi ve şefkat göstermek (süresi imkanlarla sınırlı olabilir ama birlikte geçirebildiğiniz vaktin sadece ona ait olduğunu hissettirmek, çocuğa konsantre olabilmek), bir de yetişkinler dünyasında ayakta kalacak nitelikler kazanmasına destek olmak.

Mesela nedir bunlar?

Gerektiğinde yalan söyleyebilmek, fettan olabilmek, affetmek, bencil olabilmek, değerli hissetmek ve hissettirmek, politik olabilmek vs... Küçükken öğrenilir böyle şeyler. Kendi dünya görüşünüzü ve ahlaki değerlerinizi gerçek hayata uyumlu bir şekilde geliştirmenizi ve çocuğunuza da bu şekilde empoze etmenizi tavsiye ederim.



Biraz özveri, biraz maddi imkanlarla az hasarlı çocuk yetiştirmek mümkün. Gerisi de çocuğa kalmış, nankörlük etmesinler.