28 Temmuz 2015 Salı

İzmir Günlükleri: Cunda Adası ve Sarımsaklı Faciası

Yıllar önce bir akşam yediğimiz muhteşem balığın hatrına yine geçen hafta sonu Cunda'ya gittik ana kız.



Kısa süreli kaçamaklar yapmak için Cunda Adası benim favori yerlerimden. Cici sokaklarını, güzel balıkçılarını ve şirin kasaba havasını seviyorum.



İzmir'den otobüsle tam 3 saatte Cunda Adası'na gidebiliyorsunuz.

Daha önce sadece balık yemek için gitmiştik Cunda'ya. Denize nereden girilir, denizi nasıldır hiç bilmiyordum açıkçası.

Gelir gelmez bir şeyler içmek için oturduğumuz KIRMIZI Cafe &Bistro'nun sahibine plaj alternatiflerini sorduk. O da biraz uzak olduğu için, sağolsun, arabasıyla Bıyıklı Plajına götürmeyi teklif etti. Bıyıklı Plajına giden yol üzerinde Doğa Otel'in Papaz isimli küçük plajını gördük ve merkeze daha yakın olduğu için burada kalmak istedik.



Benim bir plajdan beklentim, öncelikle gölgede kalabileceğim konforlu bir alan, gelen kitlenin aile ağırlıklı olmaması ve müzikleridir. Ben genel olarak müzik dinler kitap okurum plajda. Bu sebeple beni gevşetecek bir ortam olması lazım.

"PUT YOUR HANDS UP IN THE AIR" gazıyla son ses açılmış club müzikleri ya da remix yapılmış Türkçe müzikler beni gerçekten çok bayar. Bunun plajın giriş ücreti (yani kalitesiyle) pek alakası yok, Çeşme'de de en pahalı bazı beach clublarda bu barzoluk yapılıyor açıkçası. Bu tamamen DJ'in müzik zevkine bağlı. Şansımıza on numara bir DJ vardı, gelen kitle de güzeldi. Çok keyifli bir gün geçirdik.



Cunda'nın denizi bir Çeşme, Seferihisar gibi temiz ve berrak olmasa da fena değildi. Daha sıcaktı.

Akşam da Cunda Sahil Restoran'a gittik. Daha önce adını hatırlamadığımız bir restoranda müthiş bir levrek yemiştik ama ben bu sefer Cunda'nın meşhur balığı Papalina'yı denemek istedim. Bence pek bir numarası yoktu. Hamsi gibi bir şeydi. Şimdiki aklım olsa yine güzel, büyük bir balık yerdim.



Lakin mekandan, mezelerden, ilgi alakadan memnun kaldık. Fiyatlar da çok pahalı değildi.



Ertesi gün akşam 18:30'da otobüsümüz var. Nerede denize gireceğimizi konuşuyoruz annemle.
Geçen sefer geldiğimizde Ayvalık-Cunda yolu arasında epey trafiğe takıldığımız için annem epey erken ayrılmamız gerektiğini düşünüyor. Kendisi bu konularda oldukça pimpirikli. Ben ise o kadar erken gidip beklemeye gerek yok desem de bir an hayal kuruyorum, otobüsü benim yüzümden kaçırırsak, annem "ben demiştim" diye diye beni öldürebilir.

Garanticiliğimiz çok yanlış bir karar almamıza neden oluyor. Çantalarımızı alıp "Sarımsaklı Plajı"na gitmeyi teklif ediyorum. Bu sayede epey bir zaman kazanacağız, gerilmeyeceğiz diye düşünüyorum. "Deniz ve plaj olduktan sonra ne kadar kötü olabilir ki?" diyorum bir de.

Demez olaydım.

Çok kötüydü okur. Ben böylesini hiç görmedim.

Upuzun plajıyla dünyaca ünlü Sarımsaklı plajının geldiği hal içler acısıymış.

O kadar uzun plajda, her biri yan yana bir sürü "beach club" var. Hepsi de birbirinin aynısı. Böyle kolaycılık ve tekdüzelik tam Türk insanına yakışan bir davranış.

Hepsi aynı olduğu için rastgele bir tanesine giriyoruz.



Deniz kenarı orada yaşayan yazlıkçıların istilasına uğramış. Çoluk çocuk hepsi orada.

Denizi ise gerçekten pisti. Denizin içindeki otlar elinize kolunuza yapışıyor, hiçbir şekilde yüzmesi zevkli değil.

Üstelik ben plajda kumu da sevmem. Kumu meşhurmuş. Ne yapayım ben kumu?

Müzikleri tahmin ederseniz herhalde. Herhangi ucuz bir gece kulübü repertuarından hallice.

Ama en fenası, tuvaletlerden gelen kokuydu. Rüzgarın da etkisiyle tüm plaja yayılmış resmen. 3 saat anca durabildik, sonra gittik bir cafeye attık kendimizi.

Bakın bunları buraya yazıyorum, gencecik güzelim insanlarsınız sakın ola Sarımsaklı'ya gitmeyin.

Oranın yerel halkı kendi plajlarını mahvetmiş, bırakınız onların olsun orası.

Sarımsaklı ayrıca çok çirkin bir belde.  Gri evleri, zevksiz mekanları...

Bu  kadar çirkinlikten gözüm kanadı resmen. Bu sebeple oraya dair daha fazla fotoğraf paylaşıp sizi de üzmek istemedim.

12 Temmuz 2015 Pazar

İzmir günlükleri: Ölüdeniz

Ah bu iş hayatı üzerine ne kadar yazı yazsam, ne kadar şikayet etsem az.
Çalışmayı gerçekten seviyorum aslında ama her şeyi sıkıcı hale getiren bu düzene isyanım var!

Ben 4 tane ofis işi değiştirdim. Elbette yoğun zamanlarım oldu ama toplasan toplamın yarısı bile etmez. 5 yıllık deneyimlerime dayanarak söyleyebilirim ki, ofis çalışanlarının çoğu gerçekten az çalışıyor. Yapacak iş yok çünkü! İşim yokken, orada bulunmam gerekmese de bulunma zorunluluğunu ben bir türlü anlayamadım ve kabullenemedim. İşi olmayanı ofise tıkmayalım zihniyeti de Türk patronunun asla anlayamayacağı ve kabullenemeyeceği bir şey olduğu için orta noktada buluşamadık.

1.5 aydır serbest çalışan olarak şu an hayatımdan pek memnunum. Zamanımı ben belirliyorum, işlerimi yapıyorum, istediğim gibi geziyorum. Yanıma bilgisayarımı aldığım sürece her yer benim ofisim. Gerçekten özgürüm!

Benim artık "freelancer" olarak çalıştığımı bilen arkadaşım geçenlerde yazdı: Ölüdeniz'de yamaç paraşütü eğitimi alıyorum, istersen sen de gel, tatil yaparsın diye... Ben de özgür bir insan olarak atladım gittim tabi.

Ölüdeniz aktivitesi oldukça bol bir tatil merkezi. İzmir'den Fethiye'ye otobüsle tam 5 saatte gidebiliyorsunuz. Oradan da Ölüdeniz dolmuşlarına binip 30-40 dakikada Ölüdeniz'desiniz. Kaş'a, Kalkan'a, Kelebekler Vadisi, Kabak'a da 1 saatlik mesafede.

Yabancıların mülk edinmesi kolaylaştırıldığı için Ölüdeniz neredeyse sadece İngiliz'lerden oluşuyor. Biraz Rus da gördüm, çalışanlar dışında çok fazla Türk görmedim doğrusu.

Ölüdeniz'in kitlesi de gece mekanları da beni pek açmadı okurcum. Yaşlı İngilizler'e hitap eden pubları, çakal Türkler'in işlettiği gece kulübü ile düğün salonu arasında kalmış, 'ne versek onu yerler zaten' tarzında ucuz konseptli mekanlarını ben pek sevmedim. Evet denizi şahane ama Ölüdeniz'e aktivite için gitmeyecekseniz yurdumda denize girilecek başka yer mi yok yahu?

Ölüdeniz'de keyifli 3 şey vardı benim için:

1- Sunmed Lodge



Belcekız plajına 10 dakika yürüme mesafesinde olan, 8 adet bungalovdan oluşan çok şirin bir apart.
Sahipleri oldukça ilgili insanlardı.

2- Ölüdeniz



En son Sığacık'ta buz gibi suya girdikten sonra Ölüdeniz'in sıcacık suyunda mest oldum. Dağlarla çevrilmiş Belcekız Plajı cennet gibiydi. Plaj ücretsiz. 8 TL şemsiyeye, 8TL şezlonga veriyorsunuz sadece.

3- Yamaç Paraşütü!



Bu benim ilk ekstrem sporum deneyimimdi. Arkadaşım sağolsun uçmadan önce geçen gün inişte bacağı kırılmış, biri akrobasi yaparken düşmüş ölmüş diyerek beni korkutmaya çalışsa ve başarsa da vazgeçmedim ve uçtum!

Ölüdeniz'de bir sürü yamaç paraşütü yaptıran yer var. Ben apart sahiplerinin tavsiyesi ile Gravity'e gittim. Bilmiş bilmiş konuşmak istemem ama bence ucuzundan ziyade tavsiye edilene gidin. Neticede herhangi bir aksilikte kurtulma şansınızın olmadığı bir aktivite bu.

Fotoğrafıyla, videosuyla 300-400 TL arası maliyeti olan pahalı bir spor ama gerçekten çok keyifliydi. Etkisinden hala kurtulabilmiş değilim.

Bonus: Yemek için gittiğimiz yerler içinde en çok deniz kenarındaki Bella& Gusto'yu beğendik. Yemekleri gerçekten lezizdi.

7 Temmuz 2015 Salı

İzmir günlükleri: Sığacık

20 sene İzmir'de yaşamış olsam da, İzmir'den yazlık yerlere ulaşım oldukça kolay ve ucuz olsa da hafta sonları yazlık mekanlara kaçmak çok sık yaptığım bir şey değildi. Öğrenciyken aylık harçlığımı söylesem ağlarsın okur. (Anne naber, muck?) Bu yüzden ben deniz, güneş, yazlık kültürü ile büyümedim. Ne yüzme ne de güneşlenme delisiyim. Kısıtlı olan tatil seçeneklerimi hep yurt dışından yana kullandım.

Tabi her şey gibi ben de değişiyorum. Avrupa'da ayaklarım patlayıncaya kadar yürümek ve şehri keşfetmek zor geliyor artık. Daha konforlu tatil seçenekleri arıyorum. Hele bir de küçük yerler olursa tadından yenmiyor  benim için. Kaçıracak bir şey olmadığı rahatlığı modumu yükseltiyor herhalde.

Bu hafta sonu Sığacık'ta çok keyifli ve ucuz bir tatil yaptıktan sonra yazın mümkün olduğunca İzmir çevresindeki yazlık yerleri keşfetme kararı aldım.

İzmir'den Sığacık'a 1 saatte varabiliyorsunuz.

Kaldığımız yer ise: Dağ Motel. Hem ucuz hem cici. Biz çok sevdik.

               


Otelin kendi restoranı da var. Restoranını otel kadar tavsiye etmesem de siz orada şu manzaraya karşı bir kahvaltı patlatın bence ama balık yemek için merkezdeki diğer restoranları deneyin.



Yürüme mesafesi biraz fazla ama taksiyle merkeze 2 dakikada, plajlara 5 dakikada varabiliyorsunuz.

Pazar günleri kaleiçinde organik pazar kuruluyor. Köylülerin kendi yetiştirdiği sebzeleri ve kendi yaptığı yemekleri sattığı bir pazar. Gördüğüm en keyifli pazardı. Şirin sokakları, yerel halkın içtenliği, sürekli çakallık derdinde olan insanların olmaması beni tavladı sanırım.



Denize gitmek isterseniz en yakın alternatif Akkum Plajı. Akkum Plajında yüzmek için 3 seçeneğiniz var, biri halk plajı, sanırım hafta sonları giriş ücretli ve 5 TL. Diğer plajlara giriş ücreti ise 30 TL. Biz konforlu görünmesi sebebiyle yüzmeye ilk gün Akkum Beach Club ikinci gün Mukka Beach Club'a gittik. Konsept ve müzikler olarak Mukka Beach Club'ı daha çok sevdik.



Lüks bir tatil yaşamadık ama konforlu bir tatildi bizim için. İstediğimiz gibi yedik içtik, güzel bir yerde kaldık ve 2 günlük tatilin bedeli çok uygun bir rakama geldi. Böyle tatillere gerçekten bayılıyorum.