18 Kasım 2012 Pazar

Take me to the Ocean

Bazen hayatta birçok şey kötü giderken bile sadece iyi giden bir şeye tutunup her şeyin güzel olacağına dair inanılmaz bir enerji ve tatmin buluyorsun içinde, bazen her şey düzgün gitse bile, sıkılganlık, tatminsizlik, huzursuzluk yaşıyorsun. Üç doğru bir yanlışı bile götürmüyor bazen.

Kimi insanların, kendine sunulan hayattan fazlasında gözü olmuyor. Benim çevremdeki çoğu insan için ise bunla yetinmek çok zor. Kendine sunulandan hep daha fazlasını istiyor. Çoğunun ertelenen hayaller ve gerçekleştirilmemiş fırsatlarla dolu içi. 

                                                                             
Şu an için, işimden keyif alıyorum, yüksek lisanstan keyif alıyorum, spora bile başladım. Spora başlama ve daha sağlıklı olmak adına adım atmış olma fikri ayrı, sporun kendisi ayrı keyif veriyor. 
Ne ailemle, ne arkadaşlarımla ne de iş ortamında herhangi bir sorunum var. Yine de huzursuz bir ruh hali içindeyim. Uzun süredir yerimde sayıyormuşum gibi hissediyorum. Sağa sola savrulmadan değiştirmeliyim hayatımı, bir sıçrayış gerekiyor. 

                                                                          
Kendini iyi tanıyan insanlar daha güçlü olurlar. Kendini tanıyıp, sıkıntılarının nedenleri bildiğin zaman kendini salmıyorsun, değiştirmek için çabalıyorsun en azından.

Ben ne zaman istediğim hayatı yaşamıyorum düşüncesine kapılsam, bu huzursuz ruh haline bürünüyorum. 
Benim için ne yaptığım, nerede olduğum önemli değil, kimle olduğum önemli. İstediğim her yere gidebilirim, istediğim her şeyi yapabilirim gibi hissediyorum ama istediğim frekansta birilerini bulmak, çoğu zaman mümkün olmuyor. Uzun süredir, hayata bakış açısıyla, yaptıklarıyla, düşündükleriyle, enerjisiyle, şaşırtan ve ilgimi çekmeyi başaran kimseyle tanışmadım. Sıradanlaştı her şey. 



Sıradanlık kabul edilebilir bir şey değil benim için.
Hayatımı -benim sıradanlığı algılayışımla orantılı- sıradan olmayan bir şekilde yaşamaya kararlıyım. Düşünsel boyutta birçok kişiden ayrıldığımı biliyorum ama bunu gerçek yaşamda başaramadığım zamanlar oluyor. Bazen başardığımı hissediyorum, o zaman bu huzursuzluk geçiyor. Belli ki şu aralar hissetmediğim için, yine, o aceleci ruh haline geri döndüm.
Hayatı kaçırmama acelesi bu.
Aynı frekansta olmayanların asla anlam veremeyeceği bir şey.

                                                                            
Hatırlıyorum, en son bundan 5 sene önce de böyle hissetmiştim. O zamanlar Gençlik Projelerinden yeni yeni haberdar olmaya başlamıştım. Ben kendi mütevazi dünyamda arkadaşlarımla Alsancak'a gidip bira içmek ile yetinirken, bir sürü kişinin çok uygun paralar karşılığında yurtdışındaki projelere katılabildiğini öğrenmiştim. İngilizcem çok iyi değildi o sıralar, ama ben acayip kafayı takmıştım. Sürekli ingilizce motivasyon mektupları yazıp, olumsuz cevaplar alıyordum. Bu azmim ingilizcemin gelişmesinde epey etkili oldu, sonunda  iyi bir motivasyon mektubu  nasıl yazılır öğrendim, kabullerim başladı ve iki yıl boyunca birçok projeye gittim. Harika insanlarla tanıştım. Yeniden hayata yetişmiştim ve huzurlu bir moda dönmüştüm.

                                                                                

Meydan okuma yok, macera yok, bunları önemseyen insanlar yok ve git gide ben de o insanlardan birine dönüşüyorum.  Hikayeleriyle, yaşayışıyla, düşünce tarzıyla, sıradanlıktan sıyrılmayı başaran insanlardan olmak gayesindeyim. Bunun için her şeye daha sıkı tutunmak, enerji ve motivasyon kazanmak gerekli.

3 Kasım 2012 Cumartesi

Ben senin ciğerini bilirim.

"Sen beni benden daha mı iyi bileceksin?" diyenlere tokat gibi cevap.

"Başkaları, özellikle de bizden tamamen farklı olanlar bizi nasıl bizden iyi bilebilirler? Burada en azından dört neden karşımıza çıkıyor.

Birincisi, biz genellikle kendi etkinlik ve duygu akışımıza kendimizi tamamen kaptırıyoruz ve dolayısıyla da bu akışı kavrayamıyoruz.

İkincisi, yaşamımızı oluşturan etkinlik ve duygular çoğunlukla karışık ve dolayısıyla da kafa karıştırıcıdır. Birçok şey hakkında kararsız kalıyoruz; bunları, tamamen aynı anda hem istiyor ve değerli görüyoruz hem de reddediyor ve değersiz sayıyoruz. Ayrıca, güdülerimiz genellikle karışık, hatta bazen çelişkili oluyor. Bir hareketle birçok amaca ulaşmak istiyoruz, halbuki bu amaçların hepsi birbiriyle uyuşmayabiliyor. Dahası, duygu ve arzularımız, karmaşık, derin ve katmanlı oldukları için, çoğu zaman birbirlerine karışıyorlar. İnsani deneyime has bu özelliklerinden dolayı çoğu zaman kendimizi çözümleyemiyoruz. Kendimizi okumak bize zor geliyor. İçimizdeki bütün bu kararsızlık ve karmaşadan uzak olan başkaları ise, deneyimlerimizin karmaşıklıklarına bizim yapmadığımız biçimlerde vakıf olabilirler.

Üçüncüsü, genellikle başkaları, bizim kendi deneyim ve duygularımız ile dış koşullar ve öncül olaylar arasındaki bağlantıları kavramaya daha yatkın oluyorlar. Bunlar sadece önümüzdeki ivedilik arzeden şeyleri görebilen bizlerden daha geniş bir görüşe sahip oldukları için, nedensel kalıpları, etkiler ve sonuçları daha kolay teşhis edebiliyorlar.

Sonuncusu, ve en sinsisi, özaldatmadır. Bazen korku, suçluluk ya da öz savunma dolayısıyla kendi kendimizden saklanıyoruz. Gerçekten de, çözümlenmesi çok güç bir biçimde, hissettiğimiz ya da yaptığımız şeyin hakikaten ne olduğunu bilmemizin önünü alarak kendi kendimizi anlaşılmaz kılıyoruz. Bizi, kendimizi düşürdüğümüz bu bilgisizlik tünelinden genellikle başkaları çıkarıyor."

diyor Brian Fay.

Bu arada, uzun zaman oldu okurcum. İyisin, hoşsun inşallah.
Sevgiler.