25 Haziran 2011 Cumartesi

Güncellemeler

Son 1 aydır iş görüşmeleridir, ev aramacadır, bulmacadır, taşınmacadır, içini yaptırmacadır derken her günüm bir koşuşturmaca içinde geçti. Lakin herkes sakin olsun hem işimi hem de evimi buldum. Bir de farkettim ki; hayatımı değiştirmek için kilometrelerce öteye gitmeme gerek yokmuş. Yeni bir ev, yeni bir iş, yeni ev arkadaşı, yeni insanlar derken aynı şehirde bile hayatım epey değişecek. Yeniden.

Hayatım demişken; üzerine düşündüm ben nasıl bir hayat istiyorum diye, her şeyi formülize etmeden rahatlayamadığım için şöyle bir formül getirdim: istediğim zaman istediğim şeyleri yapabilme lüksüne sahip olabileceğim kolay bir hayat istiyorum. Ne çok para, ne kariyer sevdasının bu isteğimin önüne geçmesine izin vermeyeceğim. Hiçbir zaman o kadar azimli olup dünyanın saygıyla anacağı büyük işler yapmayacağım belki ama en azından mutlu öleceğim sevgili okurcum.

Kafası rahat insan, mutlu insandır, yaratıcı insandır. Son 2 aydır stresliydim, canım sıkkındı, ne adam eğlenebiliyordum ne de ev ve iş dışında başka bi'şey düşünebiliyodum. Artık kafam rahatladığına göre hayal kurmaya başlayabilirim, hatta başladım bile. Yine bomba planlar yapmaya başladım ama bu sefer gerçekleştirene kadar kendime saklayacağım ;)

Herkese iyi haftasonları diliyorum...

16 Haziran 2011 Perşembe

Başkalarını ikna etmek mi daha zor, kendini ikna etmek mi?



Foto:Carlos Henrique Reinesch

Terketmek, aşkını itiraf etmek, barışmak, istifa etmek, ilk adımı atmak...

Beklemek bazıları için çok güvenli, bazıları için ise ızdırap. Yine de karar veren yerine mağdur olmanın hafifliğini yaşamak istiyoruz kimi zaman. O zaman yaşadıklarımızın sorumluluğunu almayız çünkü süreç bizim kontrolümüzde değildir. Olan olmuştur. Hayatı bize sunulduğu gibi kabul ederiz ve önümüze bakarız. Ama kendimiz karar veriyorsak, haklı olmak için gerekçeler üretip dururuz. Zihnimizdeki düşünceler, içimizdeki o emin olma hissi yakamızı bırakmaz. Hele ki işler tahmin ettiğimiz gibi gitmiyorsa insanlar kararlarımızın nedenlerini sorgular ve çoğu zaman neler hissettiğimizi anlamazlar. Hatta aradan zaman geçince biz bile neler hissettiğimizi unuturuz ve bizi o noktaya getiren olaylar sanki hiç yaşanmamış gibi davranırız.


Ne yapmalı dersen inan ben de bilmiyorum okurcum. İlişkiniz kötü gidiyorsa bırakın sevgiliniz sizden ayrılsın ya da işinizden mutlu değilseniz kovulmayı bekleyin diyemem elbette. Koy götüne, (eyvah göt dedim) fütursuzca yaşa hiç diyemem. Beklemek ya da karar vermek size kalmış ama her iki durumda da doğru olan sizin hissettiğiniz ve yaşadığınızdır herhalde. Bu yüzden sadece fiziksel olarak değil beyin olarak da devam edebilmeyi öğrenmek gerekir. Dünyanın en yorucu şeylerinden biri olan bitenin ardından farklı senaryolar üretip değiştirmeye çabalamaktır sanırım...

11 Haziran 2011 Cumartesi

Bol noktalı romantik bir mood



Foto: wishinbubble


Bazen bir gün, bir gece, bir olay, bir kişi sizin yıllardır sahip olduğunuz anıların toplamından daha anlamlı ve daha güzel bir anı bırakabilir... Uzun zamandır böyle iyi hissetmemiştim dediğiniz anlardır onlar... Bu anların hayatınızda her zaman olmasını istersiniz ama zaten size o kadar iyi hissettirmesinin sebebi uzun zamandır sahip olmadığınız bir duyguya cevap veriyor olmasıdır... Bu duyguyu yaşamak demek illa ki üzgün bir anınızda sizi kurtaran keyifli zamanlar yaşamak demek değildir... Keyfinizin yerinde olduğu, işlerinizin yolunda gittiği mutlu olduğunuz anlarda da karşınıza çıkabilir... Hayatta her daim o anlara sahip olamazsınız... Olmamalısınız da zaten... Yoksa o anların farkını anlayamazsınız... Ve düşününce aslında o anlara, o anılara sahip olduğunuz kadar zenginsinizdir şu hayatta...

8 Haziran 2011 Çarşamba

Nietzsche'den inciler.

"Sevilmiş olma isteği kendini beğenmişliklerin en büyüğüdür. "

müdür?

Bence öyledir abi.

4 Haziran 2011 Cumartesi

Bir Taksim faciası olarak Sanat Cafe!

Nevizade'de bulunan İstanbul'a yeni gelenlerin genelde bilmeyip tercih ettikleri yanlış hatırlamıyorsam 5 katlı bir cafe & bardır, Sanat Cafe. Her katın ayrı işletmecisi mi var bilemiyorum, daha önce bir kere teras dışındaki bir katta oturup bir şeyler içmişliğim var ve kötü bir muamaleye maruz kalmadım ama teras katında yok birası ucuzdur, yok arkadaşlar ordaymış diyerek gittiğim her seferde bir sorun yaşadım. Koskoca grubun içinde bir şey içmek istemeyene "olmaz herkes bir şey içmek zorunda" deyip tatsızlık çıkaran garsonu mu dersin, hesabı ayrı ayrı ödemek istesen bile bir kişiden aldığı bütün paradan bütün hesabı çıkarıp "ben burdan aldım, kendi aranızda halledin artık" diyen kasadaki adamımı dersin... Hepsi 40 yaş üzeri, mavi gömlekli, devlet memuru zihniyene sahip, ağız yüz buruşturarak müşteri ile konuşan insanların çalıştığı, şikayet etmek istesen alıp karşına konuşabileceğin müşteri memnuniyetini önemseyen bir insan evladının olmadığı bir mekandır kendisi. Ucuz bira içebileceğiniz bir sürü mekan var Taksim'de ama ben böyle bir muamale görmedim başka yerde. Siz siz olun tadınız kaçmasın diye mekandan ayrılmak durumunda kalmak istemiyorsanız Sanat Cafe'ye uğramayın.

2 Haziran 2011 Perşembe

Lost da pek fena bozdu.





Canım sıkkındı. Yolda yavaş yürüyen yaşlı teyzeye sinir oldum. Otobüste geviş getiren amcaya sinir oldum. Yüksek sesle konuşan kızlara sinir oldum. Otobüs yanaşırken kapısını açmaya çalışan ve otobüsle taksinin çarpışmasına neden olan çocuğa sinir oldum. Arabasını otobüs durağına park ettiği için taksi şoförüne, taksinin dibine kadar girdiği için otobüs şoförüne, hepsine ayrı ayrı sinir oldum. Saçma sapan ileti yazan arkadaşlarıma sinir oldum. Kimisini engelledim, kimisini sildim. Baktım sinir olacak bir şey kalmadı, sinir olmaktan sinir oldum. Yeterince sinir olduktan sonra bir duruldum, normale döndüm.