28 Temmuz 2017 Cuma

Kadın düşmanlığı

Alper Hasanoğlu'nun müthiş yazısı beni kadın düşmanlığı üzerine düşünmeye teşvik etti.




İslamiyet'te kabul edilmese de diğer dinlerde tasvir edilen ilk kadın Havva değil Lilith. Rivayete göre; Adem ve Lilith topraktan ve eşit olarak yaratıldı ancak Adem bunu kabullenmedi. Lilith'in kendisine hizmet etmesini, istediği zaman onunla sevişmesini istiyordu. Ancak Lilith eşit olduklarını savunuyor ve Adem'in sözünü dinlemiyordu. Sevişmek istediği zamana kendisi karar veriyordu. Aralarındaki anlaşmazlıklardan sonra Lilith Tanrı'nın yasak olan bir adını söyleyip cennetten kaçtı. Bunun üzerine Adem çok üzüldü. Tanrı'ya yalvardı karısını geri dönmeye ikna etmesi için. Adem'in durumuna üzülen Tanrı, melekler aracılığıyla Lilith'e sürekli eve dön çağrısı yapıyordu. Dönmezse çocuklarını öldüreceğini söylüyordu. Lilith kesinlikle cennete geri dönmeyeceğini söyleyince, Tanrı Lilith'in çocuklarını öldürmeye başladı. Bunun üzerine Lilith çok sinirlenip, şeytan ve cinlerle birlik olup dünyaya kötülük getireceğine dair yemin etti. Her doğan erkek çocuğunu 7 gün, kız çocuğunu 21 gün içinde öldürmeye yemin etti. Sadece başında 3 meleğin ismi olanlara dokunmayacaktı. Bu da İslamiyet'te al basması inanışı olarak yerleşmiştir. Adem'in çok üzüldüğünü gören Tanrı, Adem uyurken kaburga kemiğinden Havva'yı yarattı. Havva tıpatıp Lilith'e benziyordu ancak Adem'den yaratıldığı için çok mülayim, çok itaatkardı. Davranışlarındaki bu değişikliği Adem, "nihayet yola geldi" olarak yorumladı ve gerçeği hiç öğrenmedi. Yine de bu kadar itaatkar bir kadın bile Adem'i yasak elmadan yemek için ikna etmeyi başardı.

Bu benzeri hikayelerde, dinlerde, mitolojilerde dünyaya kötülük ve mutsuzluk saçan her şeyin nedeni kadın. Dünyaya kötülük ve mutsuzluk yayan kutuyu açan da Pandora'dır (tahmin edersiniz ki o da bir kadın).



Alper Hasanoğlu kadın nefretini aslında; erkeğin kadına duyduğu müthiş arzu karşısında kendini zayıf hissetmesinin ve erk sahibi olanın zayıflığı kendini yakıştıramadığı için kadını şeytanlaştırıp ona hükmetme arzusunun bir tezahürü olarak yorumlamış.

Üzerine biraz düşününce ataerkil dünyanın "erkeğin cinsel arzusunu nasıl tatmin ederiz?" ekseninde şekillendiğini görebiliyoruz. Erkeğin kendine hakim olması gerektiği neredeyse hiçbir din ve öğretinin konusu olmazken; kapanması gereken, toplumsal hayattan uzaklaştırılması, haline tavrına dikkat etmesi gereken hep kadın olmuştur.

Yüzlerce yıl süren mücadelenin ardından nihayet son yüz yıldır toplumsal yaşama dahil olunca, kadınlar biraz özgürlüklerine kavuşabildiler. Yine de kadın nefreti, günlük hayatta kullanılan "kadınlar zayıftır, kafası basmaz, fesattır, kadının başının altından çıkmıştır (herhangi bir kötülük için), analitik zekası yoktur" vb tüm söylemlerle varlığını sürdürüyor. Bu söylemler, kadınların kontrol edilmesi gereken, güvenilmemesi gereken varlıklar olduğunu herkesin bilinçaltına işliyor.

Objektif olmak gerekirse; kadınların iş hayatında duygularını kontrol edebilmede zorlandığı, psikolojik baskıyı çok fazla kaldıramadığı, insiyatif alamadığı, çabuk pes etme eğilimine girdiği, çabuk öfkelendiği benim de gözlemlediğim bir şey. Bu belki toplumsal hayatta çok sonra yerini bulmuş kadın acemiliğidir, belki de gerçekten hormonlarla ile ilgilidir. İş hayatında profesyonelleşmek için bu tarz duygusal iniş çıkışları bir erkek kadar kontrol edebilmek gerektiğine inanıyorum ben de. Lakin bu erkek egemen dünya, kadınların bu hatalarını hemen "kadından yönetici olmaz" diye cezalandırma eğilimine girerken, erkeklerin bastıramadığı cinsel arzusuna hep bir kılıf uydurma peşinde. Bu ikiyüzlülük de kadın nefretinin başka bir tezahürü olsa gerek.

5 Temmuz 2017 Çarşamba

Nezaket

Kavramların üzerine biraz kafa yormak hayat kalitesini arttıran bir şey. Hayatı otomatik modda yaşayınca toplumun ve ailenin size öğrettiği değerleri benimseyip yaşamak zorunda kalıyorsunuz ki bence bu korkunç bir tercih.

Nezaketin iyi bir şey olduğu öğretildi bize. Aksini de -toplumun hoş görmediği bir kavram- kabalık olarak adlandırdılar. Halbuki nezaket ile kabalık arasında başka bir şey daha var ve o tanımlanmamış.

Bir insana dış görünüşü ile ilgili kötü bir şey söylemek kabalıktır mesela, ama kaba olmamak için iltifat etmenize de gerek yok. 

Nezaket toplumsal yaşamda ya da iş yaşamında gerekli bence de. Duygusal yakınlık kurmadığınız, samimi olmadığınız herkese karşı nazik olabilirsiniz. Bu karşı tarafa "senin sınırlarına saygılıyım" mesajı veriyor, yani nezaket insanın saygı ihtiyacını karşılıyor.

Lakin yakın ilişkilerde samimiyeti azaltan bir faktör.  Bakın tekrar söylüyorum, nazik olmamak demek kaba olmak demek değil. 

Çünkü yakın ilişkilerde ihtiyaç duyulan şey; kabullenilmişlik hissidir. Nezaketin olduğu yerde kendin gibi olamazsın. Kendi gibi olamayan insan, öyle olsa sevilip sevilemeyeceğini bilemediği için hep bir eksik yaşar. O topluluğa kabul edilir fakat bağ kuramaz.


Bizim kültürümüzde ise ikili ilişkiler çoğunlukla yorucu ve tatminkar değil. Ayıp olmasın diye verilen tavizler, harcanan emekler, içine atılan ayıplardan sonra bir kere hayır desen hemen silinip atılabilecek potansiyele sahip ilişkiler... Hem saygı göremiyorsun hem de kabul. Sahi biz her şeyi nasıl bu kadar yanlış yapabiliyoruz?