29 Eylül 2016 Perşembe

Bir 28 yaş hikayesi

Beni tanıyan birçok kişinin bildiği üzere İstanbul'da özel sektörde çalışmanın anlamsızlığı ve devamlı kira ve fatura öderken istediğim hayatı nasıl yaşayacağıma dair sağlıklı düşünememe buhranı ile evimi kapatıp, eşyalarımı satıp 27. yaşımın sonlarına doğru İzmir'e annemin yanına taşınma kararı almıştım. Patronumla aram iyi olduğu için hiç de sıcak bakmadığı evden çalışma fikrine kendisini ikna ettim, öyle döndüm ana ocağına.

Erasmus'tan döndükten sonra aldım bu kararı. Bu kararı almam ile işten ayrılmama tekabül eden 6 ay içinde bana verilen fuar için herkesin beklentisi üzerinde bir satış yaptım. Motivasyonum belliydi; İzmir'de beni bir süre idare edecek parayı biriktirebilmek. O para beni neredeyse 1 senedir idare ediyor.


28. yaşımın başlarında yüksek lisans tezimi yazıp mezun oldum. Alternatif neler yapabilirim diye kariyer.net'i her açtığımda içime fenalıklar geldi. Özel sektöre dönmek hiç cazip değildi. Akademi ise daha önce hiç gündemimde olmamıştı. Kendimi öyle çok okuyamaz, makale yazamaz, kolayca sıkılan biri sanırdım.


Medya bölümünde okurken kafamı bozan bir konunun yasal engellerini araştıracağım diye ısrar ettim ve okuması sıkıcı, yazması daha da sıkıcı olan bir tez yazdım. Keyif almadım kesinlikle ama bazen iç güdüsel olarak zoru seçme eğilimine giriyorum. Sanırım başarabileceğimi kendime kanıtlamanın hazzını arıyorum zaman zaman.

O kadar sıkıcı ve zor bir tezi yazdıktan sonra da aynen böyle bir tatmin hissettim. Teze başlamam ile bitirmem arasında 11 ay vardı ama ben kafadan 4-5 ay taşınma ve yeni hayata adapte olma süreciyle ara vermiştim. Kendi adıma kısa sürede tezimi bitirip mezun olmuştum. Bunu başarabildiysem doktorayı da başarabilirim o halde dedim. Ben zaten araştırmayı, anlatmayı, yazmayı, ahkem kesmeyi seviyorum dedim. Her işin kendine göre zorluğu ve sıkıcılığı vardır ama öğrenmek, öğretmek, bildiğini bilmeyene aktarmak diğer birçok işe göre daha anlamlı, benden pekala hoca olur ya dedim, Tansu hoca! Özel sektördeki 5 yılın ardından kariyer planımı akademiye doğru kaydırma kararı verdim böylece.

Doktoraya başlamak öyle kolay bir süreç değil, bu süre içinde para da kazanmam lazım tabii. Evden çalıştığım işimden ilk 6 ay bana yetecek kadar para kazandım doğrusu. Sonra benim çalıştığım pazarda devalüasyon oldu, savaş çıktı derken benim fuarım iptal oldu. Ben planımı başarılı olduğum o fuar üzerinden kurgulamıştım, bana verilen yeni fuarları içselleştiremedim, çok da üzerine düşmedim ve başarısız oldum. "Uzaktan olmaz bu işler" diyen patronumu haklı çıkardım. Halbuki çok istemiştim bu yola girmek isteyen birilerine ilham kaynağı olmayı... 

Sonra bırak devrimci ihtirası, sen kendini kurtarmaya bak dedim ve burada ne yapabilirim diye kafa yormalarım sonucu Stüdyo Masterpiece'in sahipleriyle iletişime geçtim. No:42'nin üst katında cici bir atölye kurduk kendimize. Ben bu işin kurumsal tarafında yer alacağım. 


7 kilo verdim bu yaşımda, tatil ara vermelerini saymazsak hayatımda ilk defa düzenli olarak haftada 2-3 gün spor yaptım, 25-30 adet kitap okudum, geçen sene çok keyif aldığım Lindy Hop'a ara verdim. Her ne kadar birikmiş param olsa da, yenisini kazanamadığım için temkinli hareket ettim, vaktim olmasına rağmen, kurtlandığım zaman 2-3 günlük kaçamaklar dışında çok seyahat edemedim. Atina-Berlin-bolca İstanbul-Bursa-Alaçatı-Çeşme-Sığacık-Özdere-Bodrum-Selimiye-Kaş-Kabak-Akyaka'ya gittim. Atina, Berlin ve İstanbul dışında hepsi tadımlıktı. İzmir'de pek arkadaşım kalmadı endişesi yaşamıştım gelmeden önce ama öyle değilmiş. Vaktiyle tanıdığım güzel insanlarla bağımı güçlendirdim, yeni arkadaşlar edindim.

Bu yaşımın en büyük armağanı ise hayatıma giren bir adam oldu.


Ben bundan önce 3 kere aşık oldum demiştim. 3'ünün de ortak özelliği; canımın çok sıkıldığı bir dönemde karşıma çıkıp beni o dönem heyecanlandıran, hayal kurduran bir şeyler söylemeleriydi. Can sıkıntım geçer bu adamlarla dedim, hayata dair aradığım tüm cevaplar onlarda olmalı dedim. Hiçbirini gerçekten tanıyacak, yakınlık kuracak fırsatım olmadı. Şimdi düşünüyorum da, onlardan ziyade ben kafamda kurduğum bir şeye aşık olmuşum.

Bu sefer öyle olmadı. 
Büyük hayaller kurmadım.
Cevaplar aramadım.
Mideme kramplar girmedi.
Dedim ki, ben seviyorum ama aşık değilim...

Beni tanıyanlar bilir, her şeyi öyle çok romantize eden, abartan biri değilimdir, düz biriyim yani. Bu yüzden üzerine düşündüm, yaşadığım şeyi abartıyorum muyum acaba diye...

Ne yaşıyorsun dersen; öyle büyük jestler, heyecan tufanları, taktikler, gizemler, dramalar, gözyaşları, kıskançlık krizleri, mide krampları falan yok. 

Sürekli bir neşe var. Beraberken her şeye gülebilme hali var. Kavga etsen de saygısızlık etmeme, kalp kırmama hali var. Sürekli değerli hissetme hali var. Biri için en özel olduğunu bilme tatmini var.

Seviyorum ama aşk böyle bir şey değil...

Sonra sabah görüşsek de akşamına özlediğimi farkettim, sırf o kapıda bekliyor diye benim için önemli bir sınavı aceleyle bitirip onu görme sabırsızlığı içinde olduğumu farkettim, onu benim için önemli olan herkesle tanıştırma isteğimi, daha önce beni darlayan şeylerin onunla beraberken beni darlamadığını farkettim.

Belki de aşk böyle bir şeydir...