14 Nisan 2016 Perşembe

Hayat, işe gitmezsen 9 saatini dolduramayacağını düşünmek için fazla güzel, fazla bonkör.

Sadeliği severim ben.

Ortada ciddi bir emek söz konusu olduğu için, her daim şıkır şıkır gezen hemcinslerime saygı duyarım hatta kendine yakıştırıyorsa keyifle de takip ederim ama ne abartılı makyajı ne de kıyafeti kendime yakıştırırım. İhtiyacımdan fazlasını almam, dolabımda fazlalık yapmasından hoşlanmam. Yaşadığım yerin derli toplu olması benim huzurum açısından önemlidir.  Uğraşacak ve düşünecek daha az şey olması beni psikolojik olarak rahatlatıyor sanırım.

Bakıma çok zaman ve para ayırıp yaşadığı yeri temiz tutmayan kadınları da biraz yererim içimden. O konuda tam bir geleneksel teyzeyim.

Benim için bakım; temiz olmak, güzel kokmak, kıyafetlerin, saçın başının düzgün olmasıdır. Yapılacak o kadar şey varken bakım meselesine bu kadar kafayı takmanın, bu kadar para harcamanın gereksiz olduğunu düşünürüm.




Boş zamanlarımı daha çok insanlarla yapılabilecek aktivitelere ayırmayı tercih ederim. Daha doğrusu ederdim.

9. ayımı doldurduğum İzmir'de benim için yeni ve heyecan verici çok fazla seçenek olmayınca kendimi değiştirmeye, farklı bir ben keşfetmeye karar verdim. Bu yüzden önceki hayatımdan biraz daha farklı şekilde yaşıyorum.

Mesela, İstanbul'da haftada 5 gün çalışıp iş çıkışında 4 gün okula gittiğim dönemde bile sosyalleşmeye hep vakit ayırmaya çalışırdım çünkü buna ihtiyacım olduğunu hissederdim. İzmir'de ise sosyalleşmek benim için hayati bir ihtiyaç olmamaya başladı. Hayatımda ilk defa kendimle çok fazla vakit geçirmeye ve bundan da keyif almaya başladım.



Haftada 3 gün spor yapmaya, ayda 3 kitap devirmeye, daha fazla film izlemeye, daha fazla alışveriş yapmaya ve hayatımın hiçbir döneminde kafa yormadığım güzellik ve bakım meselelerine daha fazla zaman ve para ayırmaya başladım. Son dönemde ise sağlıklı beslenme üzerine okuyorum.

İstemediğim bir yerde bulunduğum zaman çok yoğun bir şekilde 'hayatı kaçırıyormuş' hissi yaşayan bendeniz tüm bunlarla uğraşırken o hisse hiç de kapılmadığımı farkettim.

Elbette arada sıkıldığım oluyor, daha meşgul olmayı özlüyorum ama can sıkıntım çalıştığım zamanki kadar yoğun olmuyor hiçbir zaman. Çünkü bunlarla uğraşmak ofiste tüm gününü geçirmekten daha anlamlı geliyor bana.

Bazı şeylerin yokluğu varlığını kıymetli kılıyormuş hakikaten.



Hayatımı sürekli böyle geçirmeyeceğim elbette ama hayatın ızdırabıyla kendi isteklerimi dengeleyebileceğim alternatiflerin peşindeyim.

Daha iyi bir alternatif bulamaz ve şartlar gerekli kılarsa elbette şu an şikayet ettiğim iş hayatına geri dönerim ama bunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki; her gün gidecek bir işin olmazsa boşluğa düşersin diye korkuttukları kadar da yokmuş.

Hayat, işe gitmezsen 9 saatini dolduramayacağını düşünmek için fazla güzel, fazla bonkör.