25 Aralık 2015 Cuma

Aldatmak.

Ahmet Altan'ın "Aldatmak" kitabını daha yeni okudum.

İlk çıktığı zamanlarda epey bir eleştiri almıştı diye hatırlıyorum. Ben kendi içimde tezahür eden birçok duyguyu buldum kitapta, bayıldım. Bir kısım aldatanın kadın olmasına ve aldatıldığını öğrenen kocasının yaşadığı toplumun değerlerinden kopuk bir tepki vermesine takılmıştır, bir kısım ise aldatma gerekçesine... Doğrulukla harmanlanmış müthiş beyinler zayıflık olarak görmüş olabilirler.

Hayatta her duyguyu ya da çaresizliği yaşama ihtimali olduğunu bilen, hayatı belirli bir derinlikte yaşayan, duyguları üzerine düşünen ya da benzer hayal kırıklıkları yaşamış insanlar kendiyle özdeşleştirebileceği birçok tespit bulabilir kitapta.

Kitaptan sevdiğim birkaç kısım:

"Kadınların çeşitli nedenlerden dolayı önemsedikleri bir erkeği güzellikleri ya da zekalarıyla etkilediklerini, o erkeğin kendilerini beğendiğini düşündüklerinde hissettikleri baş döndürücü zafer duygusuyla gözleri kararmıştı aslında. ...kendi küçük zaferine hayrandı o sırada, ama bu zafer sevinci, karşısındaki adam için hissettiğini sandığı bir yakınlıkla ortaya çıkıyordu."

"İnsanlara böylesine fütursuzca, aldırmazca hainlik edebilmesinin, onlarına hayatlarına girdiklerinden sonra geride bir harabe bırakarak çıkıp gidebilmesinin belki de tek nedeni ihanet duygusunu bilememesiydi. Kimseyle ihanet duygusuna sahip olabilecek kadar yakın olmamış, kimseye kendini öyle yakın hissetmemişti... İnsanlarla duygusal olarak paylaştığı neredeyse hiçbir şey yoktu."

"Ama o, ne erkekleri o kadar tanıyacak kadar deneyimli ve oynak, ne de gördüğü erkekten korkmayı akıl edecek ve bunu doğal bulacak kadar ürkek ve korunaklıydı. Her sorunu çözebileceğine olan inancı onu Cem'in karşısında tümüyle silahsız ve korunmasız bırakıyordu. Ne tuhaftır ki onu mahvoluşa götüren yolu kendi zekası ve güveni hazırlıyordu."

"Aslında böyle bir sırrı onunla paylaşarak ilişkinin biçimini değiştirmeye, derinleştirmeye, onunla bir yakınlık kurmaya, kendini duygulardan yoksun bir sevişmenin hafif ve aldırmaz bir parçası olmaktan kurtarmaya, onunla bir sevgili, bir sırdaş, bir dost olmaya çalışıyordu. Bu ilişkiyi ve kendini temize çıkartmaya, aklının bir kenarında hep saklı duran günah ve ayıp duygusundan kurtulmaya, sevginin ve sevgililiğin kutsallığıyla yaşadıklarını hiç olmazsa kendi gözünde aklamaya uğraşıyordu."

"Yaşlanmakta olan yaramaz kızların kahkahalarında da bir tür meydan okuyuş seziliyordu zaten. Oranın bütün kurallarını gülüşleriyle reddediyorlardı. Öbürleri gibi başarılı değillerdi ama başarılı olanlar da onlar gibi neşeli değildi, sanki iş dünyasının ortasında gizli bir anlaşma yapılmış, neşelerle başarılar takas edilmişti."

"İçinde büyüyüp çoğalan duyguların yarattığı karmaşa aşka çok benziyordu. Öfke, özlem, merak, istek, korku, kıskançlık, onu bir kere görüp dokunma arzusu, duyulması beklenen sesin yokluğunun yarattığı acı tıpkı aşık bir kadının yaşayacağı gibi şiddetle yaşanıyordu. Bu duyguları gerçek bir aşktan ayıran tek şey, bunların Cem'in varlığından değil yokluğundan kaynaklanmasıydı."

"-Sen, kazandığın onca parayı, bu cehaletle nasıl harcayacaksın? +Ne ilgisi var? Cem, ihtiyar bir adamın sesini taklit ederek, "Kızım," demişti, "-Para kazanmak için kültüre ihtiyaç yoktur, hatta belki para kazanabilmek için cehalet bir avantajdır ama para harcayabilmek için kültür gerekir."


22 Aralık 2015 Salı

Kış.

Kışı sevmiyorum. Kış bana eğlence bitmiş gibi hissettiriyor. Herkes evine çekiliyor. Hadi dışarı çıkın da oynayalım.

20 Aralık 2015 Pazar

2015.

Bazı insanlar istikrar sever. Bir sonraki adımı bilmek isterler, belirsizliğe ya da yeniliğe tahammülleri yoktur. Bir şeyi devamlı yapmak eninde sonunda başarıyı getirir dolayısıyla başarılıdır bu insanlar. Tatminkar bir hayatları vardır, daha dengelidir ruh halleri. Başka hayatların varlığından mahrum kalırlar, vizyonları kısıtlıdır ama tatmin ve mutluluk çok daha kolaydır onlar için.

Bazıları vardır, monotonluktan ölesiye korkarlar. Sürekli aynı şeyleri yapmak sıkıcı gelir onlara, sıkılırlarsa hayatlarını bir anda değiştirme ihtimalleri hep vardır. Yerinde saymaya başlayınca başka bir hayatı kaçırma korkusu sarar benliklerini, kaygıları artar. Bir doz değişim ya da heyecan verdin mi düzelirler ama o heyecanı bulamadılar mı kolaylıkla dibe girebilirler.




Ben ikinci gruptanım. Bu yılın başında kaygılarım epey artmıştı. İstediğim hayatı yaşayamadığımı düşünüyordum ve mevcut şartlarda kendime bir çıkış yolu bulamıyordum. Oturup düşündüm.

5 yıllık iş deneyimim vardı, üstüne bana artı değer katan niteliklerim... Yine de bugün mevcut işimden ayrılsam, çok şanslı değilsem, doğru düzgün iş bulamayacak yine vasıfsız çalışan muamelesi görecektim. İşlerin çoğu vasıf gerektirmiyordu çünkü. Türkiye'de kıdem denen şeyin gereksizliğini idrak edince belirsiz süreli olarak iş hayatını bırakma kararı aldım.

Hayatımın önemli bir kısmını sıkılarak geçirmişim gibi hissediyordum okurcum. Okul hayatındaki bazı derslerden, küçükken eve gitmek istemiyorken mecburen eve gittiğim zamanlardan, bana çok ters olmasına rağmen yıllardır tahammül etmeyi başardığım sıkıcı ofis yaşantısından... Hayat geçip gidiyor ve ben sıkılıyordum. Bana dayatılan bu düzene senelerce sesimi çıkarmamışken, bir yetişkin olarak daha fazla kabullenmeye niyetim yoktu!




Yılın yarısını İstanbul'da, yarısını İzmir'de geçirdim. Geçim derdi olmadan, kira ödemeden yaşamak, ofis yaşantısından uzak olmak inanılmaz iyi geldi. Düzenli spor yaptım, lindy hopu ilerlettim, tezimi bitirip mezun oldum, her gün işe gitmeden de boşluğa düşülmeyeceğini deneyimledim. Bu sene iş için Essen'e, Bakü'ye, Barcelona'ya, tatil için bolca Çeşme ve Alaçatı'ya, Sığacık'a, Ölüdeniz'e, Akyaka'ya, Cunda'ya, Rodos'a gittim. Bu yaz en çok deniz tatili yaptığım yaz oldu. 2 ayda bir İstanbul'a kaçamaklar yaptım, ne yalan söyleyeyim arkadaşlarımla İstanbul'da yaşadığımdan daha kaliteli ve keyifli vakit geçirmeye başladım.

Bu yıl da bilgeleşmiş ya da yumuşamış hissedemedim kendimi kadın-erkek ilişkilerinde.



Bu sene birkaç kişiden hoşlandım. Bazılarının bana uygun olmadığını düşündüm, bazılarından istediğim inceliği göremedim. Tüm arkadaşlarımın evlilik moduna girdiği bir dönemde ben de ister istemez bir baskı hissettim sanırım üzerimde. Çabalamayan, kestirip atan biri olarak düşünmüştüm kendimi hep ama hiç de öyle olmadığını anladım. Farkındalığı ve egosu yüksek bir kadın olmamdı esas sorun. Bu sene daha sabırlı yaklaşmaya çalıştım, emek verdim ve sonuç yine değişmedi. Yine güzel ve beni mutlu eden bir beraberliğim olmadı. Gerçekten sevilip, değer gördüğümde dönüştüğüm o keyifli ve sevecen kadını özledim. Hayatta daha önemli bir şey yokmuş gibi sürekli bu meselelere kafa yormaya başladım, olmayan ilişkilerin dramasını yaşadım ve bu halimden çok sıkıldım.

2016'da aşka dair hiç kafa yormak istemiyorum. Gerçekten iyi olduğum bir uğraşım olsun istiyorum, iyi bir iş bulmak, sıfırdan güzel bir ev kurmak, daha çok okumak, düzenli spor yapmak, dansa devam etmek, arkadaşlarımla kaliteli vakit geçirmek, bolca seyahat etmek, güzel yemekler yapabilmek, zayıflamak ve zayıf kalmayı başarabilmek, kişisel bakımıma daha çok para ve zaman harcayabilmek istiyorum.

Şimdiden iyi seneler diliyorum hepimize.     

T.

12 Aralık 2015 Cumartesi

İzmir Günlükleri: Duraklama Dönemi.


*Yaklaşık yirmi gün önce tezimi sunup mezun oldum ben. Kariyerime hiç faydası olmayacağını düşünsem de pişman değilim yüksek lisans yaptığıma. Entelektüel anlamda kendime, kendi çabalarımla, çok şey kattım, altı ay yurt dışında hibeyle yaşadım, birçok harika insan tanıdım. Özellikle üç tanesini uzun yıllar yanımda istiyorum.

*Yazana kadar oldukça sıkılsam da, tez bittikten sonra büyük bir boşluğa düştüm. İlham veren başka amaçlar edinmeliyim en kısa zamanda çünkü şu an düştüğüm boşluk beni biraz ürkütüyor.

*Beni ürküten diğer şey ise; birkaç aydır sahip olduğum "devamlı iyi olma halinin" beni terkedeceği endişesi.

*Eski şirketimle bir sene daha evden çalışabilmek için konuşmayı düşünüyordum lakin en çok kendilerine zarar veren profesyonel olmayan bazı tutumlarını göz ardı edemiyorum. Bu iş, geçtiğimiz üç buçuk yılda olduğu gibi konforlu ama yerinde saydıran bir iş olmaktan fazlasını vaad etmiyor. Batan gemiden kendimi kurtarmam gerek sanırım.

*Birkaç gündür devam eden ilham arayışıma iyi gelen küçük bir heyecan buldum, ona tutunmak istedim. Yazmaya değer bir his yaşadığımı sanmıştım ama közlenmeyince sönümlendi o his. Artık yazmaya değecek kadar değerli gelmiyor.

*Samimi ve yoğun yaşanan kısa bir zamanı, heyecansız, istikrarlı, uzun bir ilişkiye tercih ederim.

*Uzun bir süre kendimi eleştirdim ilişkilerde yanlış davrandığıma dair ama ya karşı taraf bana doğru davranmamışsa?

*Belki de Cosmo Girl filan okumalıydım vaktiyle. Şu an böyle şeylere kafa yormak için fazla entelim. Bunca yıllık feminist kimliğime ihanet edip ilişki tavsiyesi veren kitaplar alıp okuyamam. Yapamam okur. Hm...