3 Ekim 2015 Cumartesi

Bir Eylül hikayesi.

Mevsim değişikliğinden midir, Eylül'ün hali hazırda melankolik bir ay oluşundan mıdır, yoksa benim doğum günüm olan ay olduğundan mıdır bilinmez, ben Eylül'de hep melankolik olurum. Yani olurdum. 28 yıllık hayatımda, kendimi bildim bileli ilk defa bu yıl taş gibi sağlam bir psikoloji ile geçirdim Eylül'ü. Üstelik günlerce dolunay olmasına ve benim aynı ayda iki kere regl olmama rağmen. (Bu tarz bilgileri seninle paylaşmamın sakıncası yoktur umarım okurcum.) Eylül'ün başında Türkiye'de gördüğüm en güzel yerlerden biri olan Akyaka'ya gittim. Huzurun ve keyfin dibine vurdum.


Ardından direksiyon derslerim başladı, 6 gün aralıksız araba kullandım hayatımda ilk defa. Dersimin bitişine tekabül eden haftanın pazar günü direksiyon sınavına girecektim. Öncesinden sınav için paramı yatırmış hazır bekliyordum. Ondan sonra da bayram haftası var zaten, kardeşimle 3 günlük bir kaçamak yapacağız.  Önceden bildiğim ama direksiyon sınavımla çakıştığı için gitmeyi düşünmediğim büyük bir Lindy Hop festivali var İstanbul'da: Orient Lindy Express. Gündüz dersler veriliyor profesyonel eğitmenler tarafından, gece de partileri var. Sadece partilere gitmek de mümkün. Son 1 haftadır İzmir'de organize edilen etkinliklerden çok keyif almam, İzmir'e geldiğinde tanıştığımız dansçı arkadaşların gazı derken ben bir gün kala uçak biletimi aldım ve gittim. Yine kendimle gurur duyduğum bir karar almış oldum böylece.


Tam da istediğim gibi oldu festival. İstanbul'da neredeyse hiçbir arkadaşımla görüşmeye vaktimin olmadığı, sadece yeni insanlar tanıdığım, gündemimizin sadece dans olduğu bir 6 gün geçirdim, sonrasında da görüşebileceğimize inandığım çok tatlı insanlarla tanıştım. Tanıştığımız günden beri harika zaman geçirdiğim çılgın bir kız arkadaş edindim.


Tatilin son günlerinde aile saadeti yaptık. Son kez olmak üzere Çeşme'ye bir kaçamak yaptık ama hava hala güzel. Sanırım yaz bizim için bu hafta sonu da bitmeyecek.


Açıkçası ilk defa bu sene doğum günümü önemsemedim ve bu sene gerçekten çok tatlı mesajlar aldım, bol bol arandım. Ufak tefek jestlerle yüzüm güldü. Hayat yine cömertliğini 'ben mutluyken' göstermiş oldu. Daha mutlu olmak için hali hazırda mutlu olmanız gerekmesi çok saçma aslında. Keyifsizken, değersizlik hissinin dibine vurmuşken kimse sizi oradan çıkarmaya uğraşmıyor, mutluyken herkesin ilgi ve alakası daha fazla oluyor. Bu da böyle bir dünya düzeni.



Birkaç ay önceki ruh halimle şimdikini kıyaslıyorum da, İzmir'e taşınmakla ne iyi etmişim diyorum.
Bu da bana deneyim olsun, ne kadar umutsuz olursan ol mekan değiştirince her şey değişiyor demek ki. Hiçbir zaman salmamak lazım kendini.