17 Eylül 2015 Perşembe

İzmir Günlükleri: Akyaka Cenneti

İzmir'e taşındığımdan beri Sığacık, Çeşme, Fethiye, Cunda, Rodos ve Akyaka'ya gittim. Akyaka'ya gitmeseydim Rodos açık ara en güzel tatil güzergahım olacaktı ama Akyaka da gerçekten bir cennetmiş.

Pamukkale'nin Fethiye'ye giden otobüsüne biniyoruz, 3.5 saat sonra Akyaka yol ayrımında iniyoruz. Yolculuk sırasında muavine söylerseniz size Akyaka yol ayrımında servis ayarlıyor. Otelimize doğru giderken yolda bizi karşılayan yeşil zaten nasıl bir cennete varacağımız konusunda ipucu veriyor. Servis bizi tam otelimizin önünde bırakıyor: Gümüş Konak.

Gümüş Konak
O civarda benzer standartlarda bir sürü otel, apart, pansiyon var ama biz sahibinin oldukça ilgili olması, içerisinin çok temiz olmasından dolayı çok mutlu hissediyoruz burada.

Gümüş Konak
Akyaka'da gidilebilecek bir sürü koy var ama bizim keşfetmeye zamanımız yok. Öneri üzerine Çınar Koyu'na gidiyoruz. Çınar Plajı bence vasat bir tesis ama biz orada koca bir Çınar ağacının gölgesinde çok keyifli bir şekilde yatıyoruz.

Çınar Koyu

O günün akşamında yine tavsiye üzerine Azmak Çayı kenarında Vira Vira Restoranına balık yemeğe gidiyoruz. Balık güzel lakin fiyatlar gerçekten abartı. Ben tavsiye etmiyorum. Azmak Çayı'nın yanında bir sürü balık restoranı var zaten, daha uygun ve güzel bir seçenek bulabilirdik aslında.

O güne dair en doğru tercihimiz cici otelimizdi. Tavsiye üzerine gittiğimiz hiçbir yer içimize sinmedi, bu sebeple ikinci gün bize tavsiye edilen şeyi yapmamakta ısrarlıyım. Ben güzel bir yer bulacağım, eminim.

Gümüş Konak
Önce Akyaka Halk Plajına gidiyoruz. Pazar günü olduğu için çok kalabalık. Orada denize girmek istemiyoruz.

Sonra taksiye atlıyoruz eski maden iskelesinin oraya bakmaya. Burası epey sessiz, sakin. Dağlarla çevrili, tertemiz bir koy. Birkaç otel yan yana ve otellerin kendi tesisleri var. İskelem otelin şezlongları 10 TL iken hemen yanındaki Filika Hotel'in şezlongları ücretsiz.
Filika Hotel'in iskelesine gidiyoruz.

Filika Beach
Servis güzel, gelen kitle güzel, fiyatlar makul. Bütün gün yiyip içip gerçekten çok komik bir rakam ödüyoruz.

Akyaka'nın denizi tertemiz ama sıcak değil. Akyaka'nın güzelliği denizden değil yeşilinden geliyor zaten.

Filika Beach
Tatil için gittiğiniz yerin doğası da güzel olmalı diye düşünüyorum. Şehir hayatında sürekli maruz kaldığımız gri bizi çok geriyor, doğayla buluştuğumuzda ise gerçekten rahatlıyoruz. Orada geçirdiğim her saniye mutlu ve keyifliydim.

Merkeze hiç gitmediğimiz için gece neler yapılır pek bir fikrim yok. Elbette çılgın bir gece hayatı olacağını sanmıyorum ama eminim birkaç barı vardır merkezde.

El değmemiş bir cennet Akyaka. Umarım hep öyle kalır.

14 Eylül 2015 Pazartesi

Sayıklamalar.

İnsanlar, istediğini alanlar ve alamayanlar olarak ikiye ayrılır bana göre.
Hele istediğini çevresiyle uyum içinde, kimseyi kırmadan alanlara gerçekten büyük bir hayranlık duyuyorum. Onun dışında hiçbir şeye öyle çok saygı ve hayranlık duymuyorum zaten. 

Şu an olduğum yer çok güzel. Kaygısız, tasasız, sorumluluktan uzak. Gelecek yok, şimdi var. Konforlu alana çok alıştım, tehlikeli boyuta gelmeden çıkmam gerektiğinin farkındayım ama erteleyip duruyorum işte.

Geçmişe baktığımda yersiz ve fevri hareketlerim yüzünden bir sürü ilişkiyi kestirip attığımı farkediyorum. Öyle yapmasaydım şimdi bambaşka hikayelerim olurdu belki. Bir sürü hata yaptım evet ama beni yumuşatacak kimseyle de kesişmedi yolum, doğruya doğru.

Benim yazarken gözlerimi dolduran bir itirafın benden başka kimse için öneminin olmaması ve benim yine de bunu yazıyor olmam çok garip.

Hayatta hiçbir şeyi akışına bırakamadım ben. Her istediğim için mücadele ettim, olmayanlar da ben mücadele etmediğim için olmadı. Bence yani. Olan ya da olmayan her şeyin sorumlusu olduğuna inanmak yorucu, yıpratıcı. Benim de keşke sorumluluğu yükleyebileceğim inançlarım olsaydı diyorum bazen.

Bir insanın başaramayacağı tek şey kendini kendi çabalarıyla değiştirmek sanırım. Bence bu imkansız. Bazen değiştiğine inanan insanlara denk geliyorum. Anlatıyorlar geniş geniş... Farkındalıklarını, bilgeliklerini... İçimden diyorum ki; yine başa saracaksın, yıllardır geliştirdiğin davranış kalıbın, farkında bile olmadığın yaraların, seni sen yapan içgüdülerin yakanı bırakmayacak. Bin kere de üzülsen yine aynı şeyi yapmaya devam edeceksin. Ancak başka bir kişi ya da bir olay değiştirebilir seni. Dramatik bir olay. 'Neden benim başıma geldi?' diyebileceğin türden. Şanssızlığına söverken asıl noktayı kaçıracaksın. Yıllarca üzülmene neden olan şeyleri önemsemezken bulacaksın kendini. Bir mucize gerçekleşecek ve sen değiştiğine tanık olacaksın.

1 Eylül 2015 Salı

Dady issues.

Çok uzun yıllar babamla ilişkimi, babamın öldüğünü herkesten gizledim. Yani gizlemedim de sorulmadıkça asla konusunu bile etmedim. İnsanların yüzündeki o acıma duygusunu görmemek için. Son bir iki yıldır ise anlatmak istiyorum, dağlara taşlara yazasım geliyor zehrini içimden akıtmak için.

Benim babam vaktiyle köy öğretmenliği yapmış bir insan. Bundan 50 yıl önce, Erzurum gibi bir yerde köy öğretmenliği epey saygın bir meslek. Babamı kimden dinlediysem ne kadar zeki, komik ve harika bir adam olduğundan bahseder. 80'li yıllarda MHP'de üst düzey bir yetkili. Erzurum'dan solcu mu çıkar zaten? Çıkmış ama. Onun kardeşi. Kardeşi solcu, kendisi sağcı. Babam kuvvetle muhtemel birçok ölüm olayına karışmış hatta kendisi adam bile öldürmüş olabilir o dönemde. Bir gün ölüm listesinde kardeşinin adını görünce onu uyarıp kendisi de kaçıyor partiden. Çok ünlü bir tetikçi peşine düşüyor babamın. Sonra askeri darbe oluyor, babam bir ton işkence görüyor. Falan filan. Bu olaylar bittikten sonra annemle tanışıyor, gencecik, güzeller güzeli bir kadın. Onca güzel söze, şiire tav oluyor, evleniyorlar. 1 yıl sonra da ben dünyaya geliyorum. Babamın tıpkısının aynısı bir kız çocuğu. Ben dünyaya gelmeden şiirler, methiyeler düzüyor babam benim için. Hep kız çocuğu istermiş zaten. Benimle ilgili şahane planları var. Çok şanslı bir bebek olacağım çünkü beni çok seven, birbirine aşık bir annem ve babam var.

Öyle olmadı tabi.

Kendisinin hayatımızı zehir etmesinin bir nedenini askeri darbe döneminde yaşadığı ağır deneyimlerle kafasının bayağı gidik olmasına bağlıyorum. Diğer bir nedenini de narsistik karakterine. Çocuk sahibi olmaya ehil değil bir kere ama annem o yaşta ne bilsin?

Babamın lafta beni çok sevdiğini defalarca duydum ama öyle normal bir şekilde değil. Sanki yetişkin bir kadınmışım da tutkulu bir aşkın içine düşmüşüm gibi. Hayatıma çok küçük yaşta girdi erkek melankolisi. Aklım oyunda kalmışken beni çağırıp bana dertlerini anlattığı o sıkıcı sohbetleri... Ondan uzaklaşınca bana sayfalarca mektup yazması, o beni o kadar çok severken benim ona nasıl böyle davrandığıma sitem edişi... Devamlı bir suçluluk duygusu aşılanıyor tabi o yaşlarda. Kim tarafından? Çocuklarını bir kere bile parka götürmemiş bir baba tarafından. Çünkü narsist. Yakın bir ilişki kurarsa ona hayranlık duyulmayacağını düşünüyor. Bakınız bir kere bile bizi parka götürmemiş, bize yemek hazırlamamış, banyo yaptırmamış, hastayken bakmamış, onun yerine her gün annesiyle kavga ederek çocuklarına hayatı zindan etmiş bir adamdan bahsediyoruz ama çocuklarını çok seviyor. Tıpkı her fırsatta cehennem ile tehdit edip aynı zamanda bizi sevdiği söylenen Tanrı figürü gibi. Sen Tanrı mısın ey mübarek?

Neyse ki vakitlice öldü de bize hayatımızın kıyağını yaptı.

Kendisi hayatımda olmayabilir ama takdir edersiniz ki bu sağlıksız baba kız ilişkisi bende epey bir kafa karışıklığına neden oldu erkek sevgisine dair. Annemden, teyzemden, kardeşimden, babaannemden koşulsuz sevgi gördüm ama bir erkekten görmedim ya da gördüm de, anlayamadım.
Hiç istediğim gibi sevilmedim çünkü.

Beni çok sevdiğini söyleyen, yağmurun altında saatlerce penceremin önünde bekleyip aşkını kanıtlamaya çalışan, şiirler, mektuplar yazan, gözyaşları içinde aşkını itiraf eden erkek arkadaşlarım oldu ama ben bu duygusallıklara hep kayıtsız kaldım ve kaçtım.

Bu kısım karşı tarafa biraz acımasızca gelmiş olabilir ama kaçamadığım her an sanki küçücük, karanlık bir alana tıkılmışım da nefes almakta zorlanıyormuşum gibi hissediyordum. Yakınca gemileri rahatlıyordum, oh yeniden özgürlük!

İlişki ya da bağlılık korkusu değil bendeki. Drama ve melankoliden kaçış. Bir ömürlük melankoli yaşamışım gibi hissediyorum küçükken yaşadığım birkaç yılda. Bana gerçekten hayatı daha az ciddiye alan, her şeye daha espirili yaklaşan aynı zamanda yaşamaya tutkulu ve yakınlıktan korkmayan biri lazım. Bu karışımı bulmak biraz zor oluyor.

Eksikliğini hissettiğim her duyguyu bir kişinin tamamlamak beklemek belki ona çok yüklenmek olacak ama gerçekten buna ihtiyacım var. Başka nasıl tamir edilir bu boşluk bilemiyorum.