26 Ağustos 2015 Çarşamba

İzmir Günlükleri: Rodos

Son iki yıldır kendimle ilgili bir şey farkettim: düzenli aralıklarla hafif bir depresyona giriyorum. Enerji düşüklüğü ile başlıyor her şey, eve gidip dinlenmek istiyorum sürekli, kendimi soyutluyorum her şeyden. Yalnızlığı seven biri olmadığım için bu içine kapanıklık hali negatif duygulara sebep oluyor. Huzursuzluk, isteksizlik, alınganlık artıyor. Çok ağır geçirmiyorum bu süreci ama enerji düşüklüğüm ve isteksizliğim hayatımı zorlaştırıyor. Bu ilk ne zaman başladı ve ne kadar aralıkla oluyor emin değildim bu yüzden geçen yılın başından beri günlük tutmaya başladım. Günlüğümün tarihlerine baktığımda yaklaşık 3-4 ayda bir bu dönemi geçirdiğimi farkettim. Belki mevsim değişikliği beni fiziksel olarak etkiliyordur, belki vücudumda eksik bir vitaminin yarattığı halsizliğin yan etkileridir. Bilemiyorum.

Yine günlüğüme baktığımda en son Nisan gibi bu halet-i ruhiyeden kurtulduğumu gördüm. Evet 3 aydan fazladır mutluyum, negatif düşüncelerden uzağım ama önümüzde yılın en hüzünlü ayı, benim doğduğum ay Eylül var. 

*Eylül seni hiç sevemedim.

"Her şey çok güzel olacak" hissini hala kaybetmemiş olmayı beni tatmin edecek kadar geziyor olmama bağlıyorum.

Hele ki geçen hafta sokaklarında "gitmek istemiyorum, burada çok mutluyum" diye gezindiğim Rodos kaçamağından sonra kim korkar hain depresyondan!

The Old Town Rhodes


Euro almış başını gitmişken bile Rodos tatilimde Türkiye'de 3 günlük tatil bedeli kadar belki daha az harcadım okurcum. Hem de hiç kısmadan.

Rodos adasına Marmaris üzerinden feribotla gidebilirsiniz. Gidiş dönüş 63 EUR. Yol 1 saat 15 dakika sürüyor.

The Old Town Rhodes


"The Old Town" olarak geçen Rodos'un şehir merkezine yakın bir yerde kaldık. Araba kiralamanın oldukça uygun olduğunu biliyorduk ama yıl olmuş 2015 hala ehliyeti olmayan kişiler olduğumuz için araba kiralayamadık, bu sebeple Kalithea, Faliraki, Ladiko, Stegna, Lindos gibi güzergahlara gidemedik. İmkanı olan gitsin. Hatta Anthony Quinn koyunu hiç atlamasın. Adanın farklı yerlerinde denize giremedik belki ama 2 gün boyunca muhteşem Elli Beach'e gittik, son gün adayı keşfettik.

Ronda Beach Club

Adayı çevreleyen Elli denizi etrafında bir sürü plaj var ve hepsine çok kolay girebiliyorsunuz."Elli" şu ana kadar girdiğim denizlerin en güzeliydi. Tertemiz ve sıcak. Biz Casino Rodos taraflarında Ronda Beach Club'a girdik, diğer yerler biraz rüzgarlı göründü gözümüze.
Yanındaki halk plajından tek farkı resimdeki gibi rahat şezlonglara verdiğiniz 5 EUR. Bir de bazı şemsiyeler daha büyük onlardan isterseniz 9 EUR daha vermeniz lazım.

Ronda Beach Club

Deniz aynı deniz, standartlar birbirine çok yakın, fiyat ise herkesin karşılayabileceği bir miktar. Girip girmemek sizin tercihiniz. Sınıf farkını bu kadar minumuma indirirseniz toplumsal barışı ve huzuru da sağlarsanız sanırım.

İçeride servis güzel, fiyatlar makul. Alaçatı'da o kadar para verip girdiğiniz ve neye para verdiğinizi anlamadığınız türden bir hizmet yok karşınızda. Garsonlar "madem buraya geldin eşek gibi para harcayacaksın" muamelesi de yapmıyorlar insana.

İçeride daha önce hiç bu kadar çoğunu bir arada görmediğim muhteşem yakışıklı erkek kitlesi var. Güzel mekanlar, güzel adamlar, güzel müzik. Mutluluktan ölebilirim.

Son günü turistik aktivitelere ayırdık. O sıcakta Rodos'u baştan başa dolaşmayalım diye trenle 45 dakikalık tura katıldık. Bu bence oldukça doğru bir tercihti zira o sıcakta iki taş uğruna Akropolise gitseydim kendimi hiç affetmezdim.

The Old Town Rhodes


Bana göre Rodos'ta gerçekten vakit ayıracağınız şeyler; Eski Şehir'in sokaklarında kaybolmak olmalı. Bir de Grand Masters' Palace harika. Giriş 6 EUR.

The Old Town Rhodes


Fiyatların makul olması, kaliteli olması, güzel insanları, güzel havası, güzel denizi ile bir tatilden beklentimi fazlasıyla karşıladı bu şirin ada. Yunan kahvesi ile Türk kahvesinin farkı sadece yapılışı mı bilemiyorum ama bizden daha iyi yapıyorlar kesinlikle.

Christos' Garden


Yemekler kısmında biraz şanssızdım. Herkes yemeklerini çok övse de farklı olsun diye denediğim ve damak tadıma pek uymayan yanlış tercihler sebebiyle yemekleri pek övemeyeceğim. Bir de güzel bir taverna bulamadık. Hayal ettiğim, Yunan müzikleriyle sabaha kadar devam eden eğlence anlayışını Rodos'ta bulamadım. Tavernalar sessizdi genelde, ya da biz doğru yere gitmedik.

Her şeye rağmen nemli olmayan püfür püfür esen havasına, suyuna, insanlarına aşık olduğumuz Rodos'tan Türkiye'ye geldiğimizi artan çirkin erkek sayısı ve pahalılıktan kolayca anladık. Büyü çok çabuk bozulmuştu. Marmaris'ten İzmir'e giden otobüsümüzü beklerken geçirdiğimiz 1 saat içinde sadece yemek ve 5 dakikalık yol için taksiye 100 TL harcadık. Hay benim... güzel ülkem.

16 Ağustos 2015 Pazar

İzmir günlükleri: Gece dellenmeleri

İzmir'e taşındığımdan beri pelte gibi olmuştum okur. 2 aydır hiç sinirlendiğimi, şikayet ettiğimi hatırlamıyordum ta ki bugüne kadar. İlk kez sinirlendim bugün. Beni sinirlendiren kişiye asla neden sinirlendiğimi söylemeyecek olsam da buraya yazabilir hatta kendisini bilumum sosyal medya hesaplarımdan silebilirim. Biliyorum bu pasif agresif bir davranış ama bıktım vallahi aktif agresif olmaktan. O çok bilmiş bir halta yaramayan yaşam koçlarının, terapistlerin ne dediğine bakmayın: birine neden incindiğinizi ya da kızdığınızı söylemenin karşı tarafın seni "umursamadığını" defalarca yüzüne çarpmasından başka bir halta yaradığı yok.  Herkes yine kafasına göre yaşamaya devam ediyor. İlişkiler "görmezden gelebildiğin" sürece sürer, konuşarak bir bok çözülmez. Konuşmayla hiçbir zaman muvaffak olamamış bir insanın deneyimleri bunlar, hem de bedava.

Kendisini sosyal medya hesaplarımdan silmedim. Onun yerine ben birkaç hesabımı kapattım. Çok fazla insanla muhatap değilim hayatımın şu döneminde, sanki muhatapmışım gibi hissettiren sanal gerçeklik can sıkıcı. Hesaplarımı kapatınca bloguma sardım, açtım eski blog yazılarımı okudum. Yine çok keyif aldım. Bazı konularda artık öyle düşünmesem de hayata dair tespitlerimi, beyin kıvrımlarım arasında dolaşan düşünceleri okumak çok hoşuma gidiyor. Kendimi seviyorum ya valla kendime bayılıyorum. Bazen hiç bayılmıyorum ama 7/24 kendime beraberim arada bir sıkılma hakkım olsun. I LOVE MYSEEEELF

"Sevgi neydi? Sevgi emekti!"den daha güzel bir film repliği olamaz.
Benim için emek birinin beni mutlu etme amacıyla zahmete katlanması sanırım. Böyle davranışlarında küçük incelikler barındıran insanlar çok hoşuma gidiyor. Üstelik bana yapılması bile gerekmiyor. Başka birine yapılınca da heyecanlanabiliyorum ben. Sevgi bir de birinin senin varlığına ihtiyaç duyması bence. Senin varlığına ihtiyaç duyulması kadar kendini özel hissettiren bir şey yok. Bağımlılık şemasıymış! Ya biraz bağımlı olsan ne olur ki? Her şeyi yapabileceğini hissedecek kadar özgür ve pervasız olmak hayatına çok mu anlam katıyor? O bağlar olmasa "artık sıkıldım hayattan" deyip yarın kendini atmayacağının bir garantisi var mı? Her an vazgeçilebilir ise ne anlamı kaldı ki hayatının? Biraz emek vermek daha anlamlı kılmaz mı her şeyi? Hem emek verince vazgeçmek de zordur. Tembel, sürekli kendini düşünen, hayatta her daim sınırlarını çizme gayreti içinde olan insanlar aşırı sıkıcı bence. (Yazar burada biraz da kendine laf sokuyor)  Madem sınırlarına çok düşkünsün YALNIZ GEBER O ZAMAN deyip huzurlarınızdan ayrılıyorum.

İyi geceler.