30 Mayıs 2014 Cuma

Erasmus günlükleri: Hamburg!

Beni hayatta en çok mutlu eden üç şey; özgürlük, önemsenmek ve de eğlenmek. Hayattaki önceliklerim, bir işe girişirken ki motivasyonum hep bu üç isteğe hizmet ediyor. Şu an İstanbul'daki hayatımdan tamamen farklı bir hayat sürüyorum. İki hayatı da çok net karşılaştırma imkanım var. Burada İstanbul'da hiç olmadığım kadar özgür hissediyorum. Ucuz, küçük bir yer ve param her şeye yetiyor, aktivitem bol, istediğim zaman istediğim ülkeye gidebilecek zamanım ve imkanım var. 

İstanbul'daki hayatımda ise gerçekten önemsendiğimi farkettim. Bunu farketmek için kilometrelerce öteye gitmeme gerek varmış demek ki. Belki çevremde çok fazla kişi olup onların içinden bir elin parmakları kadarının gerçekten samimi olduğunu bilmek bana bazen aksini düşündürüyordu ama kötü bir zamanımda benim için orada olacak illaki bir kaç kişi vardı hep.

Bir de İstanbul'daki hayatımda çok çok daha fazla güldüğümü farkettim. Arkadaşlarımla, sevgilimle, yüksek lisansta arkadaşlarımla, hatta hocalarımla, işte patronumla, gün nasıl geçerse geçsin neredeyse her gün, göbeğim çatlayana kadar beni güldüren bir olay ya da bir kişi olurdu. İki aydır burada o kadar sıklıkla kahkaha atmadığımı söyleyebilirim.

Yine de İstanbul'da öyle sıkışmış hissetmeye başlamıştım ki, ruhumun bu özgürlüğe çok ihtiyacı varmış.
Çok keyifliyim bu sebeple, döneceğim yer bıraktığım gibi keyifli olacak mı ondan emin değilim bu yüzden pek dönesim yok. Yine de bunları döndüğüm zaman kafaya takmaya karar verdim.

Bu uzun girizgahtan sonra çok eğlendiğim Hamburg gezisinde çektiğim fotoğrafları paylaşmak istiyorum.
Sadece sokaklarda boş boş yürüdük, aptalca şakalar yaptık. 
Bu yüzden şehirle ilgili çok fazla bilgi veremeyeceğim ama bana göre Berlin'den sonra Almanya'nın en güzel şehri. Kimisi için Berlin'den bile güzel.
 
Gidiniz mutlaka görünüz efenim.


Hamburg
 Hamburg

 Hamburg
 Hamburg


Hamburg

25 Mayıs 2014 Pazar

Erasmus Günlükleri: Kopenhag? Asla!

Frankfurt Oder'de hasta olduğum bir gün sırf kendimi mutlu etmek için ucuz bulup aldığım Kopenhag biletimle bu hafta sonu Kopenhag'a gidecektim. Cuma günü dersten sonra eve gittim, saatler öncesinden beni o otobüse götürecek trene saat kaçta bineceğimi biliyordum. Ama yine de o treni kaçırdım. Bir insan uçağı ya da otobüsü nasıl kaçırır diyordum öğrenmiş oldum, gerçekten değişik bir kafa oluyormuş. Otobüs firmasını arayıp beni 5 dakika beklemelerini rica ettim kabul etmediler. Bileti değiştirmek istedim, telefondaki kişi bilet türünü görebilmesine rağmen bileti yarın ofise gelip değiştirebileceğimi ve sorun olmayacağını söyledi. Değiştirebilme ihtimalinden dolayı rahattım, başka zaman da gidebilirdim.

Ertesi sabah erkenden ofise gitmek için yola koyuldum, benim öğrenci kartımın geçerli olmadığı bir trene binmişim yanlışlıkla. Normal şartlarda ücretsiz gidebildiğim yolculuk için 30 EURO ödedim. Bilet kontrolü sırasında bunu bilmediğimi ve inmek istediğimi söylediğimde "ya bilet parasını ödersin ya polis çağırırım" dedi hayatımda gördüğüm en kaba kadın. "1 dakika dinler misiniz?" dediğimde "dinleyemem senin için 1 dakikam yok, bilmemen senin problemin gibi" bir cevap aldım. Parayı ödedim ama kadının tavrı aşırı sinirimi bozmuştu. Gittikten sonra ağladım.

Turistleri kandıran ve kötü davranan insanlardan nefret ediyorum. O ülke ve insanları hakkında inanılmaz kötü bir referans oluyorlar.Almanlarla ilgili ön yargımdan kurtulmak için inanılmaz derece çabalasam da bu gerçekten mümkün değil. Esneklik yok, hoşgörü yok. Aşırı direktler. Ülkenin hayat standartları oldukça yüksek olsa da, kendi disiplinlerinde boğulduğunu düşünüyorum Almanların. Yardımlaşma alışkanlıkları olsa belki hayatı kendileri için daha çekilir yapabilirler.

Talihsizlikler bunla da bitmedi, Berlin'deki otobüs şirketine ulaştığımda, söylenenin aksine promosyon bileti olduğu için tarihleri değitştiremeyeceklerini söylediler. Biletim yanmış oldu yani.

Tüm bunları oraya gitmemek için bir işaret olarak kabul etsem de şu an eskisinden daha çok gitmek istiyorum...




4 Mayıs 2014 Pazar

Erasmus Günlükleri: Prag!

Okur okur okur...

Geldiğim andan itibaren hiç yabancılık çekmedim Almanya'da.
Ulaşımın rahatlığını, insanların sakinliğini, her yerin yeşil olmasını, alışveriş sırasında cüzdanımı bulamadığım zaman arkada sabırsızlanıp "öfleyen" insanların olmayışını, korno sesi duymayışımı, her şeyi bayağı bayağı seviyorum.Üstelik her gün kötüye giden ülke gündeminden de tam vaktinde uzaklaştığımı düşünüyorum.
Birkaç ay sonra ben de sizlerle tüm bu sıkışmışlık, çaresizlik ile bezeli boğucu yaşam koşullarına geri döneceğim merak etmeyin, birkaç aylığına nefes alıyorum burada :)

İstanbul'da gerek arabamın olmayışı gerek toplu taşıma ve trafik çilesi gibi sebeplerle Taksim- Beşiktaş-Ortaköy hattına hapsetmiştim kendimi. Hem Ortaköy gibi bir yerde yaşamanın avantajından hem de rahat yaşama isteğine belki de birçok kişiden fazla olan düşkünlüğümden dolayı ne uzak yerde yaşayabilirim, ne de hafta sonları saatlerce trafikte kalacağımı bile bile toplu taşıma ya da taksi ile uzak yerlere gezmeye gidebilirim.
Bir şeyler yapmak için motivasyonumu arttıran şey; konfor ve rahatlık. Türkiye'de konfor çoğu kez lüks ile mümkün, Almanya'da ise devletin sağladığı hizmetler çoğunlukla konforlu.

Avrupa'da yaşamanın diğer bir avantajı ise tabii ki seyahat özgürlüğü, bu sebeple ben de daha önce yolumun düşmediği Prag'a gittim.

Berlin'den Prag'a otobüs ile 5 saatte gittim. Orange Ways otobüs şirketiyle gidiş-dönüş bilet tutarı 40 EURO!

Avrupa'da birçok şehir görmüş biri olarak artık şehre dair gördüğüm şeyler beni şaşırtamaz diye düşünüyorum. Dolayısıyla bir şehri diğerinden daha çok sevmemi sağlayan şey şehrin havası ve de insanları.

Prag bu anlamda fethetti beni. Sıkıcı değil ama metropol yoruculuğu da yok.
Güzel bir denge var. Oldukça kısa bir zaman geçirmiş olsam da, Avrupa'da en yaşanabilecek şehirlerden biri olarak göründü gözüme.

Tarihi bilgi vermeyeceğim, aşağıda bahsedeceğim yerlerin tarihini google'da arayabilirsiniz. Bana kalırsa Prag'ı tam olarak yaşamak için 3 gün ayırın, tarihi yerleri bir günde kolaylıkla bitirirsiniz ama bir şehre kısa zaman harcamak, sadece meşhur yerlerine gidip fotoğraf çekmek oldukça sıkıcı. Meşhur yerleri bitirip şehre biraz daha alıştıktan sonra vakit geçirmek kesinlikle daha keyifli oluyor.

Prag'a gittiğinizde mutlaka görmeniz gerekenler yerler;

Prague Castle


St. Vitrus Cathedral (Photo by )




Old Town Square

Charles Bridge (Özellikle geceleri manzarası şahane)


Letna (Beer Garden)




National Museum'un altında, nehrin tam kenarında Nominanza River'a mutlaka gidin.



Grup iseniz ve hepiniz bira seviyorsanız, The Pub Praha'ya gitmenizi öneririm.

10 kişi bir masaya oturabiliyor ve fotoğrafta gördüğünüz gibi çeşmeden bira içebiliyorsunuz. Herkes bir numara belirliyor ve herkes numarasına göre birasını alıyor. Kimin ne kadar içtiği belli ve çok daha ucuza geliyor bira.




Oralara kadar gitmişken, Çek birası Staropramen ve geleneksel çek yemeği Goulash'ı denemeyi unutmayın.
Görüşmek üzere!
Tansu