28 Nisan 2014 Pazartesi

Erasmus günlükleri.

Merhaba.

Bugün itibariyle Frankfurt Oder'de 1. ayımı doldurmuş bulunmaktayım.

Frankfurt Oder, Polonya sınırında küçük bir şehir. Lokasyon olarak benim için harika, küçük bir yer olduğu için her yere yürüyerek gidebiliyorsun, ulaşım kolay ve konforlu, canın sıkılırsa 45 dakikada Berlin'desin -ki Berlin ayrıca bahsedilmesi gereken bambaşka bir diyar, 7/24 her yerin açık ve alışverişin ucuz olduğu Polonya'nın Slubice isimli kasabasına yürüyerek geçmek 10 dakika!


Kaldığım yurt harika, Almanya'da öğrenci olacaksınız yurt seçeneğini değerlendirin derim, yurtlar çoğunlukla oldukça iyi. Evden hiçbir farkı yok, çok daha ucuza belki de daha iyisinde kalabilirsiniz.
Almanya ile ilgili sevdiğim şeyler; Sosyal Devlet kavramı epey gelişkin, buradaki insanların gelecek ile ilgili kaygısı ya da stresi yok, statü önemli bir kavram değil, zaten neredeyse herkes aynı standartlarda yaşıyor, diğer Batı Avrupa ülkelerine göre her şey daha ucuz, ulaşım mükemmel, aynı eyaletin civar şehirlerine gitmek öğrenci kartıyla ücretsiz, geri dönüşüm mantığı harika. Her plastik şişenin ambalajında geri dönüşüm işareti var ve her markette bu şişeleri atabileceğiniz bir makine mevcut. Her plastik şişe için 25 cent alıyorsunuz ve bu rakam Almanya için hiç de az bir meblağ değil. Birkaç şişeyle ücretsiz bir bira alabilirsiniz! :)

Ulaşıma harcamadığım zaman ile birçok şey için zamanımın kaldığını farkettim, bu zamanı şu sıra tembellik için harcamış olsam da, spor yapmak ve de almanca öğrenmek için daha fazla vakit harcamayı planlıyorum.

Daha önce Almanya'nın batısında bulunmasaydım Almanlar ile ilgili genel ön yargılara katılabilirdim lakin Batı Almanya ile burası oldukça farklı. Bu şehirdeki Almanlar'ın iletişime çok açık olmadığını ve de yabancı sevmediklerini söyleyebilirim. İngilizce bilmiyor ya da konuşmak istemiyorlar ama iyi tarafından bakacak olursanız bu durum sizi Almanca öğrenmeniz için zorluyor.


Buraya gelirkenki planım, çok gezmek, güzel arkadaşlıklar edinmek, çok dans etmek, fotoğrafçılık yeteneklerimi geliştirmek ve de yurt dışında yaşam ile ilgili fikir sahibi olmaktı. Bakalım kaçını istediğim düzeyde gerçekleştirebileceğim.

Erasmus günlüklerimi paylaşmayı ve daha sık yazmayı düşünüyorum.
Görüşmek üzere!
Tansu

27 Nisan 2014 Pazar

Aşk ve bağımlılık.

Bize özlemini duyduğumuz duyguları yaşatanlara aşık oluruz, kaçtığımız duyguları yaşatanlara değil diye bir laf etmiştim daha önce.

Anne ve babanın, çocuğun kişisel gelişiminde illaki olumsuz etkileri oluyor. Olumlu etkisi olumsuz etkisinden fazla olanlar iyi ebeveyn olabilir ancak. Aile tarafından tatmin edilmemiş, eksikliğini hissettiğimiz birçok duygu var aslında. Bazen kişi kendisi bile farkında değildir hangi duygunun eksik olduğunu. O yanımız tatmin edilmeden tam hissedemeyiz sanki. Biriyle karşılaşırız, hiçbir şey talep etmeden bize eksikliğini hissettiğimiz, o ihtiyacı olduğumuz hissi yaşatır. İşte o tamamlanmışlık hissine aşk diyoruz bence. 

Bazıları ise, kaçmaya çalıştığımız duygularla yüzleştirir bizi. Böyle insanları bilirsiniz, yanındayken asla kendiniz gibi olamazsınız. Hep yaşam enerjiniz düşer, hep kendinizi kanıtlama çabasına girersiniz.

Ona hatalı olduğunu hissettiren bir baba karşısında sürekli ona layık olmaya çalışan bir kız çocuğu düşünün. Yetişkin iken, bu duyguyu size devamlı olarak yaşatan birine ilginiz, kendinizi kanıtlama çabasından başka bir şey değildir. Kendinizi kanıtladığınız an ilginiz de biter.

Bize kötü hissettiren kimseye gerçekten aşık olamayacağımızı düşünüyorum ben. Aşk değil daha çok bağımlılık ilişkisidir o.

Tüm bu psikolojik tespitlere kaynak? Her zamanki gibi; bence öyle yani.

14 Nisan 2014 Pazartesi

Karalamalar.

Almanya'daki yeni yaşamımla ilgili yazacağım elbet, sadece biraz hazmetmeyi bekliyorum.
Bir farkındalık anı yaşıyorum şu an, kelimelere dökmek istedim.
Mükemmel bir hayatım olmadı hiçbir zaman ama çoğu kez iyi yaşadığımı düşündüm.
Hani ne olsaydı hayatın "tam" istediğin gibi olurdu diye sorsalar, herkesin kendi rutinini en aza indirmek için çabaladığı bir çevre isterim derdim.
Evet bunu cidden isterdim.
Evde yalnız ve sessiz geçen birkaç saat bile epey moralimi bozuyor, hayat benim için insanların enerjisinde. Hayata tutkulu insanların yanımda olmasını seviyorum.
Bana yaşadığımı ve yapılacak çok şey olduğunu hissettiriyorlar.
Hayatını daha az aksiyon ve sakinlikle geçirmek isteyenlere lafım yok ama hayatın rutinine laf edip bunu değiştirmek için hiçbir şey yapmayan insanlara cidden kızıyorum.
Herkes bir şeyleri mazeret ediyor ama aslında çok şey yapan, çok gören, çok gezen, çok okuyan, çok bilen, çok yaşayan, çok eğlenen insanlarla, yapamayanlar arasındaki tek farkın heves olduğunu kabul etmiyorlar.
Evet yaşam tarzı, maddi durum "yapabiliteni" etkileyen bir şey ama bunu değiştirmek için çabalamak da senin elinde. Çoğu kişi çabalamıyor işte. Şevksizliğini, elindeki imkansızlıkların gerekçesi olarak öne sürüyor.
Bu yüzden hep birileri alıp başını giderken diğerleri hep söyleniyor.
Ve öyle de olacak.
Hep birileri standart hayatları arzularken, birileri hep sivrilecek.