15 Ocak 2014 Çarşamba

Aşk.

Bir insan, hayatta eksikliğini hissettiği duygunun karşılığını kimde bulursa ona aşık olur bence.

Sence?

12 Ocak 2014 Pazar

2013.

Biraz geç de olsa 2013 üzerine illaki bir yazı yazılmalı çünkü benim için dönüm yıllarından biri oldu.

Maddi durumumun en iyi olduğu,
En fazla seyahat ettiğim (4 yurtdışı, 5 yurtiçi seyahat),
Terfi ettiğim,
Bir süre yurtdışında yaşama kararımı netleştirdiğim,
Çok uzun bir süre sonra gerçekten sevebileceğim bir adam tanıdığım,
Ve tüm ülkenin isyan ettiği muazzam gezi direnişine tanıklık ettiğim bir yıl oldu.

Geçen yıl bunların hepsini bana vererek beni daha bir "tamamladı" sanki.


Öncelikle iş hayatım...

Geçen yıla kadar gerek ailemin beni finanse ettiği dönemler, gerekse iş hayatımın ilk iki senesi dahil, maddi durumum hiçbir zaman tatmin edici olmadı. Hep birçok şey eksik kaldı. Bunun için hiç ezik hissetmedim ama. Param yoksa, ne öyle pahalı bakımlar, ne düzinlerce kıyafet ve ayakkabı, ne lüks restoranlarda yemek yeme ne de pahalı telefonlara merakım oldu. Seyahat etmeyi hep çok istedim, onun da ucuz yollusunu buldum bknz: Avrupa Birliği Gençlik Projeleri.

Yaşım oldu 25, bu sene istediğim hayata kendi emeğimle daha da yaklaştım. Bütün yıl kazancım diğer yıllara göre görece daha iyi oldu ama bir kuruş para biriktirmedim, tüm paramı, param yokken merakım olmayan o bahsettiğim şeyler için keyifle harcadım. İşimde başarılı oldukça bir de terfi aldım.

Bahsetmeye değer diğer bir başlık ise Gezi Direnişi...




Hayat çoğu kez haksız ve adaletsiz.
Türkiye gibi ülkelerde ise çok daha fazla.
Herkesin insan gibi yaşaması ve insan gibi muamele görmesi gerektiğini düşünüyorum ben.
Hiç yılmadım kendi hakkımı savunmaya.
Sıramı kapmaya çalışan adama, parası olanın daha iyi muamele gördüğü yerlerde bana saygısızlıklar yapanlara, hakkımı vermeyen patronlarıma karşı...
Hakettiğimi düşündüğüm hiçbir şeyden taviz vermedim.
Çoğu kez aldım istediğimi.
Benim frekansıma yakın birileri pek yoktu çevremde.
Çoğu kez eleştirildim.
Yabancıydım hep bu ülkenin insanlarına.
Derken gezi isyanı patlak verdi.
Tüm ülke isyandaydı.
Sanki tüm ülke anlamaya başlamıştı beni.
Üzerimde harika bir etkisi oldu.
İsyan mutluluğuma mutluluk kattı.
O kadar haklı, tutkulu, şarkılı, aşklı, umutlu, yardımlaşmalı, coşkulu bir isyandı ki.
Sahiplenebileceğim her şey vardı orada.
Sahiplendim ben de.
Hep oradaydım.
Hayatımda belki de bir daha hiç şahit olamayacağım müthiş bir atmosfere tanıklık ettim.

Bir de bana aşk kazandırdı.


Geçen yılın başında bir adamla tanıştım. Hani beraber asla "iyi" olamayacağına emin olduğunuz çiftler vardır ya, aynen öyleydik. İlişkimiz de olmadı tabi. Dönüp baktığımda denemeyişimizin en ufak bir pişmanlığı yok içimde. Kayıp değil aksine bana bir kazancı oldu. Bir gün, farkında olmadan, yıllardır önümde duran ama benim asla farketmediğim bir gerçek ile yüzleştirdi beni bu adam.

Baba-kız ilişkisinin, kızın gelecekte erkeklerle olan ilişkilerinde çok önemli bir faktör olduğunu bilirsiniz ama bu etkinin tam olarak nasıl olduğunu kendi hayatınızda görmeniz çok zordur. Ben de hiçbir destek almadan farkedememişim yıllarca.

Sorunlu bir babanın kızı olarak baba figürünün o problemli, sürekli sorun çıkaran, özgürlük kısıtlayıcı, melankolik hali zihnime erkek kodunu da aynı şekilde kazımıştı. Çok uzun bir süre bırak sevgiliyi arkadaş olarak bile erkek yoktu çevremde. Sadece paylaşmak için bile derdini anlattığında uzaklaşıyordum adamdan, bir erkeğin melankolisi beni duygusal olarak dibe çekiyordu. Bu çok tehlikeliydi çünkü hayatıma girecek her adamın illaki sorunu olacaktı ve bundan kaçmamalıydım.

Bu farkındalığa eriştiğim zaman yüksek lisans yaptığım üniversitenin psikolojik danışmanlık servisinden yardım almayı talep ettim. Tespitlerimi aktardığımda danışmanın epey şaşırdı, herkesin bu farkındalık seviyesiyle gelmediğini söyledi. Bendeki olumlu değişim üzerine bir etkisi oldu mu bilinmez ama bence her yetişkinin yapması gereken bir şey bu terapi. Bir saat boyunca sadece kendinden bahsetmek, konuştukça kendini keşfetmek ve bunu seni yargılayacağından korkmadığın, sosyal hayatına dahil olmayan birine karşı yapmak inanılmaz rahatlatıcı. 

Bundan çok kısa bir süre aslında tanıdığım ama gezi direnişi sayesinde bambaşka özelliklerini keşfettiğim, ilişkiye, kadına bakış açısına hayran kaldığım bir adam girdi hayatıma. El üstünde tuttu beni, hayatı daha kolay ve eğlenceli hale getirdi, insanların basit ama aşamadıkları ilişki sorunları anlamsız gelmeye başladı, ben kendimce onları aşmıştım çünkü.


Bir adamı ne kadar sevebileceğim gördüm sayesinde.
İlişki içinde olma korkumu yendim.
Bana evliliği hayal ettirdi, beraber "mutlu" çocuklar yetiştirebileceğimizi...
Onlar için beraber güzel yemekler hazırlayabileceğimizi, her şeyi beraber yaparken çocuklarıma örnek, iyi bir baba olabileceğine inandırdı.
Sürekli süslü ve bakımlı olmak zorunda olmadığımı, tüm o rahat hallerin ne kadar keyifli olduğunu, "canım şunu yapmak istiyor" dediğimde her daim eşlik eden bir adamın, sevgili olmaktan çok öte hayatıma bir partner olabileceğini düşündürdü.
Bana çok gülen, beni çok güldüren bir partner.
Fazlasıyla tatmin ediciydi.
Masum
Şevkatli.
Tutkulu.
Son zamanlara doğru ise saygısız ve yıkıcı.

Sonra anladım ki, her ilişki farklıymış gibi başlayıp gerçeklikle son buluyormuş okurcum.


Çünkü ilişki sürdürmek kadar zor bir şey yok hayatta. Çoğu kez başaramıyor insanlar ama bence asıl kayıp ilişkiyi sürdürememek değil, senin hayatına olumsuz etki yapan insanlarla beraber olmak. Bense şanslıyım. Bana harika şeyler kazandıran bir adamla beraber oldum.

Kendimi tanımaya biraz daha yaklaştım sayesinde. Hep yalnızlık ve özgürlüğü yakıştırırdım kendime ama aslında tam tersi, hayatı kesinlikle tek yaşamaması gerekenlerdenim ben.Yalnız kaldığımda bile yazı yazarım, anlatmak, paylaşmak ihtiyacı içindeyim. Kendime saklayamıyorum hayatı, düşünceleri, mutlulukları, hüzünleri.

Benim için sorun olan şeylerin onun kendi düşünce tarzını değiştirmediği sürece asla değişmeyeceğini anladığım anda vazgeçtim mücadeleden. Kendimi anlatmak zorunda olmamanın huzuru kapladı içimi.



Kayıplarım olsa da, 2013'de oldukça kardayım ben.
2014'ten ise beklentim, daha fazla "haz".
25 yaşıma kadar daha çok mücadele, kendini tanıma çabaları ve anlam arayışı vardı.
Kendini daha iyi tanıyan bir kadınım artık.
Yumuşamak istiyorum hayata.
Sakinleşmek istiyorum...
Beni daha çok tatmin edecek şeyler yapmayı, fotoğrafçılığa devam etmeyi ve başka bir hobi edinmeyi, istediğim gibi bir ilişki yaşamayı, değer verdiğim insanlarla bağlarımı kuvvetlendirmeyi ve onlarla daha kaliteli zaman geçirmeyi diliyorum.

Foto 1 için tık
Foto 3 için tık
Foto 4 için tık
Foto 5 için tık
Foto 6 için tık

11 Ocak 2014 Cumartesi

Güzel insanlar.

Bir dergi işi vasıtasıyla birinin arkadaşı olarak tanıştığım, Facebook'tan ekleştiğimiz sonra benim o işten ayrılmam sebebiyle kendisini tanıma fırsatı bulamadığım bir şahsiyet yazmış bunu. Pek hoşuma gitti. Keşke dedim tanıma şansım olsaymış. Olsun. Bu frekansta birilerinin olduğunu bilmek bile güzel.

"Yalnizligin hep daha da dibi vardir. Kimse en dipte oldugunu dusunmesin. Olur da akliniza oyle bir sey gelirse, buradaki herkes icin telefonun obur ucunda bekliyor olurum. Her yalnizliga kazma kurek dalarim, yeter ki haber edin."

7 Ocak 2014 Salı

Umut verenler.


Umut verenleri not etmek lazım.

Mesela dizi geçmişimde Sex and The City  "Hubble" bölümü benim favorimdir. Ne zaman canım sıkılsa açar o bölümü izlerim, kafam dağılır.

Çekenlerden ARO.

Yalnızlık.

O, hiç kimsenin seni anlamadığını düşündüğün zamanki histir, yalnızlık.

İç çekiş.

Düşündüm de; bundan 2-3 yıl önce düşünsel anlamda bambaşka bir boyuttaydım ben.
Daha fazla vizyon sahibi insan vardı hayatımda, ilham veriyorlardı.
Şimdi ise eskiden önemsemediğim birçok şeyi önemserken buluyorum kendimi.
Hayatımda önemli bir yere sahip olmayıp da her gün gördüğüm ve çok fazla maruz kaldığım insanların küçük dünyaları benim de dünyamı küçülttü sanki.
Uyuşukluk tüm bedenime sirayet etti.
Kırmak lazım şu kabuğu.



6 Ocak 2014 Pazartesi

Vasat.

Ne zaman canım sıkkın olsa daha da öfkelenirim herkese.
Daha fazla düşünürüm.
Umut veren bir şeyler arıyorum insanlarda, deniyorum farklı bir frekansta buluşabilir miyiz diye, buluştuğumuz yer hep: vasat.
Kendimi tenzih etmiyorum.
Ben de dahil olmak üzere çoğumuz vasat yaşıyoruz ve bu beni delirtiyor.
Vasat düşünce, vasat hayat, vasat iş, vasat ilişki, vasat sevgi.
Nedir bu vasat diyecek olursan, duygu durumunu sabit kılan eylem ve ilişkiler silsilesi bana göre.


Her şey çoğu zaman yapılmış olmak için yapılıyor, ne kimse daha fazlasını talep ediyor ne öteki daha fazlasını vermeye razı.
İlgi gösterme konusunda da aynı vasatlık geçerli.
Her şeyin başı ilgi.
Dünyalara sahip olsa da, ilgi eksikliği yaşıyorsa bir insan asla tam anlamıyla mutlu olamaz.
Ömrü boyunca hep buruk gezer, hep iflah olmaz bir şekilde anlam arar hayatta.
Ne zaman arzuladığı ilgiyi bulur, o zaman hayatı yaşamaya başlar.
O anın tadını çıkarır, olmayan hayatların hayalini kurmaz.
Ben genelde üzgünken ilgi isterim mesela.
Özlemini duyduğum ilgiyi de çok az kişide bulurum.
Bir insanı samimiyetle mutlu etmek, onun için emek harcamak, sürpriz yapmak çoğu kez gereksiz görülüyor, ya da önce bir çetele tutuluyor o benim için ne yapmıştı diye, baktı zararda sadece "yapmış olmak için yapıyor" bazı şeyleri.
Öyle yapıyor, canı sıkkın olsa kendisi de daha fazlasını istemeyecek çünkü.
Çünkü öyle görmüşüz. Öyle öğrenmişiz.
En yakınımız dediğimiz insanların canını sıkmamayı, kendi sorunlarımızla meşgul etmemeyi nezaket bilmişiz.
Sanki dünyada mahçup olacak başka hiçbir şey kalmamış gibi sevdiklerimizin eğlendiği ortamda keyifsiz görünürken müthiş bir mahcubiyet hissetmişiz.
Bakın elbette olur olmadık şeylere kafayı takıp devamlı insanların tadını kaçıran tiplerden bahsetmiyorum, eğlenceli bir ortamı hasta olup bozduğu için mahçubiyet hissettiren zihniyetin abukluğundan bahsediyorum.
Gülmek kadar ağlamak da insanca değil mi? O niye kabulümüz değil?
Ben de aynıyım.
Canım ne kadar sıkkın olursa olsun sorunlarımla boğmamaya çalışırım kimseyi, geyiğe sararım hemen.
Bunu artık içimden gelerek mi yapıyorum yoksa yapmam gerektiğini düşündüğüm için mi yapıyorum o çizgi bende belirsiz.
Öyle bir davranış kalıbı geliştirmişim.
Sanırım bunda hem annemin neşeli ortamların keyfini kaçırma öğretisi, hem de baktım böyle daha fazla kişi oluyor çevremde, ben böyle alır yürürüm fikri var.
Beraber kahkahalarla sohbet ettiğim, seyahat edip güzel anılar paylaştığım, sarhoş olduğum, ilişki sorunlarımı anlattığım, sorunlarını dinlediğim, beraber alışverişe çıktığım pek çok sevgili arkadaşım var.
Bu güzel olaylar aranızda bir şekilde bağ kurmanızı sağlıyor elbet ama hiçbir şey beraber salya sümük ağlamak kadar güçlü bir bağ kuramaz. ( Dimi? Bilen varsa anlatsın, kurban olayım.)
Ben böyle bir frekansa erişemedim arkadaşlarımla. Bu benden mi kaynaklandı karşı taraftan mı bilemedim.
Onu güldürmeyi marifet saydım ama onun yanımda salya sümük ağlamak isteyecek kadar rahat hissettirmedim belki.
Ailelerin çocuk yetiştirirken ciddi hatalar yaptığını düşünüyorum okurcum.
Çocuklarımızı başkaları için fedakarlık yapmanın, başkasını gerçek anlamda mutlu etmenin ne büyük bir erdem olduğunu öğretmeden yetiştiriyoruz. Bunu yapınca çocuğumuzun enayi olacağından, kendini başkaları için harap edeceğinden korkuyoruz ama ölçüsünü tutturduğu sürece bunun aslında onu "tam" anlamıyla mutlu edecek şey olduğunu düşünmüyoruz. Sorunları sadece aile içinde yaşamak gerektiğini öğretiyoruz, aileden sonra en yakın dediğimiz insanlardan istenecek her türlü yardımın onlara "yük" olacağını öğretiyoruz. Bu yüzden insanlar hayatta diğer şeyleri başarmadan en öncelikli olarak aile kurma eğilimine giriyor. Sorunları tek başına göğüslemek yerine aileyle göğüslemek istediği için. Sorunları yansıtmak sadece aile içinde meşru çünkü. Sadece aile çekiyor bu yükü ve çoğu kez ağır geliyor bu yük.

4 Ocak 2014 Cumartesi

Kibrit Çöpleri.

" 'İyi bir adamdır' demişlerdi onun için. İyi bir insanmış gibi görünüyor, ama kadın iyiliğin bu görünüşünü tanıyor: Başarısızlığın verdiği bir iyilik bu. Başka bir hayatı olmayacak, olamayacak biri, belli. Gözünün bebeğinde hayatın izin vermediği kör bir hınç parıldıyor. Sözde iyilikten yapılmış bir kalkanın arkasında kendisini hayata, insanlara karşı daha güvenli hissediyor olmalı. Böyleleri, karşısındakinin kendisinden daha zayıf biri olduğunu hissettiğinde, saklandığı kalkanın arkasından çıkmakta ve güçlerini sınamakta hiçbir sakınca görmez. Onların görünüşteki iyilikleri daha çok güç karşısında saygıyla eğilip boyun eğen kirli bir itaate benzer."

Murathan Mungan

Hayata not.

Kendisini pek sevmem ama güzel söylemiş.

"Değiştirirken değişmeyi, kaybolmayı ve yok olmayı göze alacaksın. Yardım ettiğin insanların sana yardım etmesine izin vereceksin. Eşitleneceksin yani. Tamı tamına, sonuna kadar eşitleneceksin. O zaman değişiyor insanlar. Yeni bir biçim alıyorlar. "

Ece Temelkuran

Bu bir iç dökme yazısıdır.

Benim her biri harika ama aşk mevzularında istediğini bulamamış arkadaşlarım var. Yaklaşık bir sene önce ben de o kafası karışıklardandım. Kendi farkındalığımı arttırarak sıyrıldım bu kısır döngüden. Beni üzen insanları kendi hayatıma nasıl çektiğim ve mutlu edebilecekleri nasıl ittiğim yıllardır gözümün önündeymiş, bir perde inmiş ben görememişim sanki.

Şanslıydım. Bunu farkettiğim andan çok kısa bir süre sonra beni gerçekten mutlu edeceğine inandığım bir adam çıktı karşıma. Saçma bulduğum hiçbir taktiği kullanmadım, bütün rahatlığım ve özgüvenimle karşısındaydım. Ben aynı bendim yani, sadece onun hayatıma girmesine şans vererek kırmıştım o döngüyü.

Farkındalığınız ne kadar artarsa artsın öyle adamların her daim karşınıza çıkmayacağını da bilmeniz lazım. Gerçekten güzel bir frekans yakaladığın ve sana gerçekten değer veren bir partner bulduğunda kıymetini bilmen lazım.

E ama nereye kadar?


Beni sevdiğine ve benim için çok güzel şeyler yaptığına inandığım bir adam var hayatımda. Ben de onu seviyorum. Evet biliyorum belki kimse beni onun kadar sevemeyecek yine de içimi kemirip duran, adlandıramadığım bir yanlışlık var ilişkimizde. Kalbimdeki huzursuzluğu akıl yordamıyla açıklayamıyorum, tanımlandıramadıkça huzursuzluğum artıyor ve arıza çıkarırken buluyorum kendimi.

Adam öyle emin ki yapılması gereken her şeyi yaptığından, alınganlık göstermek, memnun olmamak, söylenmek, arıza çıkarmak hep nankörlük, bencillik onun gözünde. Sonra çözüyorum yanlışlığın nerede olduğunu; adamın şu düşünceli ve mükemmel sevgili hali, benim geri kalan her şeye razı olmamı gerektiriyormuş gibi bir izlenim yaratıyor, beni anlamaya çalışmak için hiçbir adım atmıyor, kaygılı ve tedirgin halimi dönüştürmektense suçlayıcı tavırları ve yerli yersiz kıskançlıkları tuz biber oluyor. Sevgi dilencisi muamelesi yapılmasına katlanamıyorum, kendime layık görmüyorum bu yüzden arıza çıkararak bir çeşit sınırlarını görmek istiyorum adamın.


Sizi ne kadar severse sevsin, insanlar daima size kendinizi kötü hissettirmeye çalışır. Bir insanı suçlu ve kötü hissettirmenin en ucuz yolu; karşısına çıkan mutluluğu kendi isteğiyle heba ediyormuş gibi davranmaktır. İnsanın suçluluk bombardımanından sağ salim kurtulması için kendine göre bir yargılama mekanizması geliştirmesi lazım. Bunu bana kalbim sağlıyor. Aklımdan daha iyi bir rehberim kalbim var benim. İş seçerken bile şartlarından ziyade ortama ısınıp ısınamadığıma bakarım ilk. Eş seçerken, ev seçerken, hayatın karşıma çıkardığı tüm fırsatları değerlendirirken kalbim rehber olacak. Kalbimin onay vermediği hiçbir ilişkiyi o haliyle sürdüremem. Yapılacak iki şey var ; ya düzeltmek için mücadele etmek ya arkanı dönüp gitmek. Ben ilkini denemeye çalıştım ama anlatamadım, anlayamadı, anlayamadık birbirimizi. Hala daha yanlışlık neredeydi tam olarak çözemiyorum ama bu saatten sonra en doğrusu arkanı dönüp gitmek sanırım. Daha berrak düşünebilmek için.

Foto 1 için tık
Foto 2 için tık