29 Kasım 2011 Salı

Sevmek zor zanaat vol2

Evde içilen biranın kafası ne güzel oluyor yahu. Çiğırs!Çok sıkıntılı bir PMS dönemi geçiriyorum.
1 haftadır çok duygusalım.
Olur olmadık ağlayasım var.
Şurda da bahsettiğim gibi sevmekten korkuyorum aslında ben.
Ama sevmeye engel olamıyorum.
Eskiden ailem dışında 3-5 kişiyi gerçekten severdim, kolaydı.
Artık bir sürü kişiyi seviyorum, sevdikçe daha çok sevesim geliyor.
Sevildikçe daha çok seviyorum.
Şirin şirin insanlarla tanışıyorum. Sevmeyeyim de napayım yani?
İnsan sevmeyen insanların aslında sevilmeyen insanlar olduğu kanısına vardım.
Ya da sevmedikleri için sevilmiyorlar.
Ne farkeder?
Şu an sevmediğim kimse hayatımda değil. Hepsini çıkardım. Sadece sevdiğim ya da sevebileceğim insanlarla dolu bir hayatım var.
İşte buna içmek istiyorum müsadenizle. Çiğırs!
Şubatın başında ev arkadaşım Almanya'ya dönüyor.
Ben onu da sevmiştim.
Halbuki daha 3 ay oldu tanışalı.
Bu kadar hızlı gelişmemi bu işler.
Tekrar bir ev arkadaşı bulmak, onu da sevmek zor geliyor.
Hazır sevilmişi varken.
Kendisiyle ilgili ne kadar şahane duygular barındırdığımı bilmiyor henüz.
Hiç söylemedim.
Yarın kız kıza yemek yapacağız, o zaman duygularımı açıklamayı düşünüyorum.
6 ayda bir ev arkadaşı değiştirmek istemiyorum.
Sürekli iş değiştirmek istemiyorum.
Düzen istiyorum.
Bir süreliğine düzen istiyorum.
Sonra bütün düzenimi daha heyecan verici, daha büyük bir şey için alt üst edip yeniden heyecan kazanmak istiyorum.
Eyvah biram bitti. Bu yazı da burda biter o halde.
Bye.

28 Kasım 2011 Pazartesi

İmaj hiçbir şeydir, susuzluk her şey!


İmaj her şeydir.

Size bütün kapıları açan, gerekirse de kapatan imajınızdır.

İnsanlar imaj konusunda 3'e ayrılır.

Olumlu özelliklerine rağmen olumsuz imaj çizen tipler:
Bu tipler halk arasında "özünde iyi bir insan" diye tabir edilirler. Dışarıdan soğuk ve sevimsiz görünebilirler ama kendilerini olduğu gibi yansıtma problemleri vardır belki. İçlerinde göründüklerinden çok daha fazla iyi özellikler barındırsalar da, çok yakınları haricinde çevresi tarafından genelde kötü özellikleri ilk akla gelen tiplerdir.

İkinci olarak olumsuz özelliklerine rağmen olumlu imaj çizen tipler: saçı başı yolunası insanlardır. Mesela bencilin teki ise bile hassas ve duyarlı insan imajı çizebilen, yalancı bile olsa her söylediğine inanılan, beş para etmez bir tip bile olsa "şeytan tüyü var bunda, çok seviyorum yhaaa" denilen tiplerdir.

Üçüncü tip ise; tam da olduğu gibi görünen tiplerdir. İçinde hangi özellikleri ağır basıyorsa dışarıya onu yansıtırlar. Tabii ki her insanın gizlediği yanları vardır ama genel olarak doğru bir imaj vermeyi başarabilen tiplerdir.

Bu 3 tip insana baktığımda, hangisini başarmak daha zor inan karar verebilmiş değilim.

Ben eskiden 1. tip insan olduğumu düşünürdüm. Ailem başta olmak üzere bir çok kişi benim çok çok duygusal olduğumu düşünürdü. Duygusal biri olmak kötü bir şey değil elbette ama ben o zamanlar böyle tanınmaktan nefret ederdim. Sanki bir insana verilebilecek en aciz sıfatlardan biriymiş gibi gelirdi.

İlkokula yeni başlamıştım. Ailem benim duygusal biri olduğumu düşündüğü için, beni sınıfa ilk götürdüklerinde; ağlayacağımı, gitmelerini hiç istemeyeceğimi sanıyorlarmış. Tam tersine 7 yaşındaki bir çocuk için büyük bir cesaretle "hadi siz gidin, ben kendim kalırım" diye gitmelerini istemişim ısrarla. 2 yıl sonra kardeşimin de aynı tepkiyi vereceğini düşünmüşler ama nafile, ağla zırla ortalığı yıkmış kendisi. (Cansu naber? mucuk)

Aynısını yıllar sonra da yaşadık. Herkes kardeşimin değişimlere daha kolay uyum sağlayacağını benim ise "duygusal" olmamdan mütevellit daha zorlanacağımı düşünüyordu. Kardeşim İstanbul'a çok zor alıştı, aylarca annemin özlemini çekti. Benim ise yeni bir hayata alışmam sadece 1 haftamı aldı. Değişimlere gösterdiğim uyum ile ailemin gözünde "çok duygusal" imajından ziyade daha güçlü bir imajım oldu. Şu anda beni tanıyan bir çok insan benim ön plana çıkardığım iyi özelliklerimle tanıyor. Bunu yıkabildiğim için gerçekten mutluyum. Elbette hala duygusalım ama kararlarımı etkileyecek hele ki benim için ilk akla gelen bir özellik olacak kadar değil.

Biz de ne zaman ilişkilerden bahsedeceksin diye merakla bekliyorduk derseniz bu imaj konusunu bir de ilişkisel mevzulara dokundurarak bir örnekle açıklamak istiyorum. (Yine kendi kendime şahane tespitlerde bulundum da)

Bazı kadınlar var mesela(hep böyle giriş yapıyorum yalnız); Her daim bir ilişkiden başka bir ilişkiye geçmişler. Hiç kendilerine arada bir bekar kalma, erkeksiz yaşama, daha bağımsız olma şansı vermemişler. Vermişlerse de öyle mutsuz olduklarına karar vermişler bu yüzden bekarlıkları çok sürmemiş. Yani bu kadınlar öyle bir "ilişki kadını" imajı çiziyorlar ki dışarıdan; bu kadına ciddi bir niyeti yoksa yanaşan erkek benim bile gözümde münasebetsiz, aşağılık bir adama dönüşüyor. Nasıl bu imajı veriyorlar bilmiyorum ama gerçekten tebrik edilesi.

Bir de özünde çizdiği imajın yarısı kadar bile çapkın olmayan kadınlar var. Çapkın imajı kısa vadede "iyidir, hoştur, maksat namın yürüsün" düşüncesiyle hoşlarına gidebilir. Aslında böyle bir imaj çiziyorlarsa böyle yaşamayı da tercih ediyor olabilirler çoğu zaman ama tercih etmedikleri vakit can sıkıcı olabiliyor. Çünkü çizdiğiniz imaj sınırlarınızı da belirliyor. Sınırlarınızı doğru çizmezseniz sizi tanımayan insanlar tarafından absürd durumlara, tekliflere maruz kalıp sonra kızlar arasında eğlence malzemesine dönen hikayelerin kahramanı olabilirsiniz.

Mesela geçenlerde kızlar arasında geçen bir diyalog:

Ben: Asıl bombayı bilmiyorsunuz şimdi geçen gün....
(hikayeler, şaşırmalar, gülüşmeler)
Ben: Ya peki bana söyler misiniz: niye böyle şeyler hep benim başıma geliyor?
-Sen çok açık görüşlü bir insan imajı çiziyorsun demek ki.
Ben: Ben açık görüşlü bir insanım zaten ama açık açık yaşamıyorum. Yaşayanı yadırgamıyorum sadece...
-Hmmmm....

Benim bu imaj konusunda biraz daha çalışmam lazım. Bir de bu konularda daha az şaka yapmam lazım sanırım.