29 Mayıs 2011 Pazar

İzlenesi filmlerden...





Tesadüfen arka arkaya izlediğim 4 filmin gangster filmi olması biraz can sıkıcı olsa da içlerinden "Goodfellas" filmini geç de olsa izlediğim için mutluyum. İzlediğim en iyi gangster filmlerinden biri diyebilirim. Yangın musluğunun önüne park etmek gibi basit cezalardan en ağırlarına kadar istedikleri her şeyi yapabilme özgürlüğünün olması, normal insanların adil ve dürüst çalışarak sadece borçlarını ödeyebilmek için yaşarken bu insanların istedikleri paraları hatta fazlasını hiç zorlanmadan kazanabilmeleri, lüks içinde yaşamaları gangsterliği bana bile cazip bir "meslek" gibi gösterse de (Ne de olsa iş arayışım hala devam ediyor) sonunda hepsi ağır bedeller ödüyor ve film bir çeşit ders veriyor sonunda. Siz de hala izlemediyseniz şiddetle tavsiye ederim.

Radio Eksen'in jinglelarında duyup çok hoşuma giden bu repliğin ve sesin sahibini de öğrenmiş oldum ayrıca.




"Funny, how? I mean like I am a clown, I make you laugh, I amuse you? How am I funny? What the fuck is funny about me?"


:)


22 Mayıs 2011 Pazar

Duş almak ya da almamak, işte bütün mesele bu (!)

Foto: MixedMayhemPro

Çok fazla zamanım var. Düşünmek için, duş almak için, özlemek için. Boş zamanlar insanların en tehlikeli zamanlarıdır. Her seçeneğe deneme şansı verirsiniz çünkü yapacak daha iyi bir şeyiniz yoktur. Hal böyle olunca saçmalama şansınız yüksektir. O yüzden bir insanı boş zamanlarında yaptıklarıyla değerlendirmemek lazım.

Türk erkeklerin çoğu ezik ve sapık! Zaten kesin olarak bildiğim bir şeyi bir kere daha kesin olarak anladığım için gururluyum. Dün gece trafik sıkışık olduğundan dolayı Ortaköy'den Beşiktaş'a yürüme isteğim; adım başı her arabadan laf atan erkeklerin taciziyle baya sevimsiz bir hal aldı. Hele ki bir tanesi arabanın içinden silah çıkardı ve ateş etti. Yolda yürürken adamın biri size silah doğrultursa yüreğiniz bir anlığına ağzınıza gelir, tepki bile veremezsiniz. Bana da aynen öyle oldu. Lütfen sen de ev arkadaşım gibi "gerçek silah mıydı?" diye sorma içinden okurcum. Gerçek olsa şu an bu satırları yazıyor olamazdım :) Böyle hastalıklı bir şekilde insanları korkutup eğlendiği için trafik polisine şikayet edecektim hıyarı, lakin plakasını göremedim. Sinirlendim de ben.

Beklediğim haberler gelmiyor, 2 haftadır boş boş oturmak canımı fena halde sıkıyor. Hani tamam proje yazıyorum, başvurularımı tamamlıyorum ama yine de çok vaktim var. Ne yaparsan yap dolmuyor. Zaten çok vaktin olunca, pek bir şey de yapamıyosun, sürekli erteliyosun. Günde kaç kere duşa girebilirsin ki hem?

Cuma günü eski iş arkadaşlarımdan birinin doğum günü partisine gittim. Beni özlediklerini söylemeleri hala hoşuma gidiyor çünkü ben de onları özlüyorum.. Özlemek, özlenmek harika bir şey olsa da acilen yeni bir hayata başlamam lazım.

Sevgilerlen.
Rumuz: Sıkılgan sivilce

18 Mayıs 2011 Çarşamba

Küfretmek güzeldir.

Ben hiç böyle ağız dolusu küfür edemedim okurcum. Hiç o kadar gaza gelemedim. Hani bu işte gaz unsuru gerçekten önemli, çok sinirlenmiş olmak yeterli değil. Nitekim yadırganacak bişi yapıyosun, hele bunu bir kızın yapması daha da alışılmamış bir durum. O şaşkın, ayıplar bakışları umursamaman için sağlam bir gaz lazım. Bunu da anlamıyorum esasen, her türlü konuyu konuşabiliyorum ama söz konusu küfür olunca bi çekingenlik, bi bişi.

Ayrıca burda üzerine basa basa söylemek istiyorum ki küfür bana göre yadırganacak bişi değil hatta yeri geldiğinde terapi yerine bile geçebilir. Şu vidyoları izlerken inan "ohh bee" diyerek izledim. Hani öyle içten küfür ediyorlar ki, sanki ben etmişim kadar rahatladım, bide ben etsem düşün yani rahatlığı.

Ozan Güven.
*İlişkin nasıl gidiyor derken?? Ben sana soruyor muyum kimi s**tiğini =)))

Ve tabii ki Doğuş Reyis. S***cem ama yapamıyorum, olmuyor =)))

Güldüğüme bakmayın, adamlar haklı beyler.

16 Mayıs 2011 Pazartesi

Üç Aynalı Kırk Oda

"Etini satmak, bütün gün masa başında kendini ve içini çürütmekten daha zor değildir inan. Her işin kendine göre yorgunlukları vardır elbet. Et dediğin çabuk dinlendirilir. Ruhu dinlendirmekse imkansızdır. Donarak ölmek gibidir ruhun çürümesi. Yavaş yavaş eksilirsin, yavaş yavaş uyuşursun, hiçbir şey hissetmemeye başlarsın, sonra sen uykuya daldığını sandığında ölmüşsündür aslında. Ölmüş olduğunu bile bilmemektir bu. Bak şu meydanlar, caddeler, sokaklar, ölmüş ruhlarıyla yürüyen insanlarla dolu. Şu ölü halleriyle ne de aceleciler. Hayatta yetişecekleri hiçbir şey kalmadığı halde, hep bir yerlere yetişmeye çalışıyorlar. "

Murathan Mungan

14 Mayıs 2011 Cumartesi

İnsanlar kaça ayrılır?



Her şeyi olması gerektiği gibi yaşayan insanlar vardır mesela. Dersini çalışır, bir iş bulur ve istikrarlı bir şekilde devam eder... zamanında evlenir, çocuk doğurur, kurulu düzeni sever. Bunları olması gerektiği zamanda, olması gerektiği şekilde yapar. Olması gerektiği gibi kavramı toplumda doğru kabul edilen yargılardan ibarettir. Daha ilerisini düşünemez, empati kuramaz. Başka hayatlara karşı çok açık ve hoşgörülü değildir bu insanlar. Ne istediklerini gayet iyi bilirler. Kararsızlıklar, histerik çelişkiler bu insanlara saçma ve yorucu gelir.

Hayatında hiçbir şey olması gerektiği gibi olmayan insanlar vardır. Hayatı sadece başkalarından farklı yaşamak isterler. Aslında bu bir istekten çok yaradılış meselesidir. Nasıl bir hayat istediklerini kolay kolay bulamazlar. Deneye yanıla, sil baştan denemelerle kendi hayatlarını kurarlar. Bazen bu süreci kimseyi üzmeden yaşarlar, bazen etrafı toza dumana katarlar. Kimisi toplumun yadırgamalarına karşı ayakta duramaz, kulağını tıkayamaz. İşte en tehlikesi böyle durumlardır. Ne karşı gelerek mutlu olurlar, ne uyum sağlayarak... Herkesten çok kendilerini yorarlar bu süreçte. Kimisi kendini kabul ettirir, kararlıdır. Bir süre sonra bir istisna gibi kabul edilir ve kimse kararlarını eleştirmez. İnsanlar hayat tarzına saygı duyar. İşte bu tam anlamıyla bir özgürlüktür.

Aslında bütün bu çaba nasıl bir hayat istediğini bulmaya yöneliktir. 1. tip insanlar bu yorucu süreci yaşamadan sadece kendilerine sunulan hayatı olduğu gibi kabullenerek hayatlarını sürdürürler. 2. tip insanlar ise diğer hayatları yaşamadan, sorgulamadan, gerçekten mutlu olamazlar. Bu sürecin ardından yine en uygun hayatın başta kendilerine sunulan olduğunu anlasalar bile, denemeden bunun değerini asla bilemezler. Pişmanlık fayda etmez çünkü yine olsa yine aynı şeyi yaparlar. Bazen sadece deneyip görmelerine izin vermek gerekir.

10 Mayıs 2011 Salı

Murathan Mungan'ı seviyoruz.

"inan batmış şehirler gibi onarılmaz anılar !

biri beyaz biri kara iki kedi..
birbirlerinin omzuna kollarını dolamışçasına birbirlerine şefkatle sarılarak,
birbirlerine dayanarak yola çıkmışlar.
gölgeler akşamüstünü söylüyor.
yorgun bir günün sonunda eve dönüyorlarmış gibi.
yüzlerini görmüyoruz ama eminim mırıl mırıl konuşuyorlardır. belli sınanmış, denenmiş bir dostluk bu,
uzun yolları da göze alabilen bir dostluk

ya biz, binde bir karşımıza çıkan dostluk, arkadaşlık, sevgililik fırsatlarını ne yapıyoruz?
akşam üstünün bir saatinde yorgun gövdemizi yaslayıp mırıl mırıl konuşabileceğimiz,
omzumuza dolanan bir kolun, başımızı yaslayabileceğimiz bir omzun,
belimizi kavrayan bir elin, uzun yollara dayanıklı ayakların sahibi karşımıza çıktığında tanıyabiliyor muyuz onu,
değerini biliyor, biricikliğini, benzersizliğini anlayabiliyor muyuz? ...

yoksa hayatı sonsuz, fırsatları sayısız sanıp
kendimizi hep ilerde bir gün karşılaşacağımızı sandığımız bir başkasına,
bir yenisine ertelerken hayat yanımızdan geçip gidiyor mu? karşımıza erken çıkmış insanları yolumuzun dışına sürüklerken
bir gün geri dönüp onu deliler gibi arayacağımızı hiç hesaba katıyor muyuz?
hayat her zaman cömert davranmaz bize, tersine çoğu kez zalimdir,
her zaman aynı fırsatları sunmaz, toyluk zamanlarını ödetir. hoyratça kullandığımız arkadaşlıkların, eskitmeden yıprattığımız dostlukların
savurganca harcadığımız aşkların hazin hatırasıyla yapayalnız kalırız bir gün...

bir akşamüstü yanımızda kimse olmaz,
ya da olanlar olması gerekenler değildir.
yıldızların bizim için parladığını göremeyen gözlerimiz,
gün gelir kayan yıldızların gömüldüğü maziye kilitlenir...

kedilerin özel bir anını yakalamak gibidir
kendi hayatımızdaki olağanüstü anları ve olağanüstü kişileri yakalamak.
bazılarının gelecekte sandıkları 'bir gün' geçmişte kalmıştır oysa;
hani şu karşıdan karşıya geçerken, trafik ışıklarında rastladığınız,
omzunun üzerinden şöyle bir baktığınız sonra da boşverip
'nasıl olsa ilerde bir gün tekrar karşıma çıkar.' dediğinizdir.
oysa tam da o gün bu zalim şehri terk etmiştir o,
boş yere bu sokaklarda aranırsınız... "

Murathan Mungan