12 Mart 2011 Cumartesi

sevmek zor zanaat

foto: the-sinister


Sevgi arsızıyım ben. Çok sevmek, çok sevilmek istiyorum ama bir o kadar da korkuyorum bu duygudan hatta çoğu zaman izin vermiyorum bu duygunun beni ele geçirmesine. Hayatımı daha çok beynimle yönetmeye çalışan bir insan olarak bu duyguyu kontrol etme içgüdüsü gelişiyor, aksi takdirde yıkıcı bir etkisi olabiliyor bende.

İnsanlara çok kolay ısınamam ben. Sıcak görünürüm ama aklımda hep bir acaba vardır. Hatta yeni tanıştığım insanların kötü özelliklerini aramak gibi hastalıklı bir yönüm de var. Sanırım hepsi kendimi koruma içgüdüsünden geliyor.

Birinin benim dostum olabilmesi için aradan uzun bir zaman ve çok fazla paylaşım geçmesi gerek. Her türlü pis senaryodan sonra onun hala iyi niyetli olduğuna inanırsam, işte o zaman koşulsuz güveniyorum. Bu kişi sayısını ne kadar az tutarsam o kadar iyi çünkü o zaman daha az üzülme şansım var. Yarın bir gün onlardan birinden hiç beklemediğim bir darbe yersem üzüntüm büyük olacak çünkü.

Sonra kalbimi daha ilk baştan açtığım insanlar oluyor... Çok dürüst, güvenilir bir insandır dediğim biri mesela. Aradan zaman geçiyor, çatışmalar başlıyor. Konuşarak çözülmüyor, her iki taraf da haksızlık yaptığına inanmıyor herkes kendi penceresinden bakıyor en nihayetinde. Üzülüyorum. Kızıyorum kendime, "bu insanla tanışalı daha uzun bir zaman olmadı, kriterlerime uymadığı halde neden kendimi üzme şansı veriyorum?"diye. Şimdi sevdiğim bir insana ön yargılı olacağım, yaptığı davranışlarda art niyet arayacağım, senaryolar üreteceğim gerginliği başlıyor. Eğer bu süre zarfında hala benim arkadaşım olarak kalmaya devam ederse dostum oluyor olmazsa ara sıra muhabbet ettiğim arkadaşlarımdan biri olarak siliniyor hayatımdan.

Dost olma yolundayken; kavgalar, kahkahalar, çatışmalar, fikir ayrılıkları, kendinle hesaplaşmalar, üzüntüler, acabalar, sinir bozuklukları ve eğlence de geliyor o kişiyle beraber. Dost olduğunda ise çoğunlukla anlayış, samimiyet ve eğlence. O kadar zorlu yoldan sonra dostluk buna değer mi hala karar verebilmiş değilim. Herkese soğuk ve mesafeliyken de eğlence var ama sinir bozuklukları daha az yaşanıyor. Samimiyet ise asla gelmiyor...

6 Mart 2011 Pazar

Serseri mayın

*Yalnız kalınca geçmişe özlem duyma eğilimleri başlıyor bende. Sadece kendi geçmişim değil, başkalarının geçmişi, fotoğrafları, neler yaptıklarını araştıyorum. Benimle hiç ilgisi olmayan kişilerin geçmişlerini merak edip, eğer geçmişleri şimdiki hayatlarını aratıyorsa ben de üzülüyorum onlar için. Asla değiştiremeyeceğim bir şey için üzülüyorum mesela. Yetmiyor yaptıklarım bana. Eğlenmediğim o ana kızıyorum sonra. Keşke o an istediğim kişiyle, istediğim şeyi yapabilseydim diye geçiriyorum içimden. Melankolik oluyorum saçma sapan. Bu yüzden fazla yalnız kalmak bana pek iyi gelmiyor.

*Bu ayın sonunda işi bırakıyorum. Kendi kararım. Böyle olsun istemezdim ama yine de pişman değilim.

*Ev sahibim 1 Mayıs'ta biten kira sözleşmesini uzatmak istemiyormuş. Hayır ben istiyorum ama o n'olcak?! Bide işi bıraktığım gün söylenir mi bu allahsız?!

*Ve evim... Biricik evim, özgürlük alanım. İçinde bulunduğum ilk andan itibaren seni o kadar benimsedim ki.. Asla kötü hissettirmedin bana kendimi. Çok fazla kişiyle paylaşmadım seni, belki de güzelliğin burdan geliyor...

Yapmak istedikleri fazla olan, hedefleri büyük olan insanlara verilebilecek en abest tavsiyelerden biridir herhalde sabırlı olmasını istemek. Olamaz. Ömrünün her anını yeni birşeyler yaparak, eğlenerek, öğrenerek geçirmek isteyen bir kişiye 1-2 yıl sabretmesini, hayatını ot gibi geçirmesini isteyemezsiniz. Ya buna direnir direnmezse de ölür bu kişi. Yaşama sevinci, istekleri ölür. İşte bu yüzden hayatımda radikal değişiklikler aldım okurcum. Öyle ya da böyle bu benim kararım. Pişman olup olmayacağımı da zaman gösterecek...