30 Aralık 2011 Cuma

Mutluluk

Mutluluğu genelde küçük şeylerde bulan bir insanım... Birisiyle spontene gelişen komik bir diyalog, sevimli bir mesaj almak, yolda uzun süredir görmediğim biriyle karşılaşmak vs... Bunlar beni gerçekten mutlu ediyor ve etkisi uzun süre beklediğim belki daha kalıcı ve büyük olduğunu düşündüğümüz şeylerden daha büyük oluyor.

Dün gece hayatımın en saçma gecelerinden birini yaşadım. Böyle şeyler olur elbette ama beni başıma gelen şey değil akabinde olaya verilen tepki kızdırdı. Bu başkasının başına gelseydi ben böyle yapmazdım dediğim şeyler konusunda "onun bakış açısı farklı demekki" deyip hoşgörülü olamıyorum maalesef. Çünkü söz konusu empati kurmak olunca zaten kişilerin kendi bakış açılarını bir kenara bırakmaları ve mağdur olan kişinin bakış açısıyla bakabilmeleri, ruh halini anlayabilmeleri gerekiyor. Ortada gerçekten iyi bir niyet varsa tabii...
 
Dün geceden dolayı kafam bozuk bir şekilde uyandım. Bariz mutsuzdum. Emaillerimi kontrol ediyordum...

Çok kısa süre çalışmış da olsam orada pek sevdiğim dünyanın en komik kadınlarından biri olan eski iş arkadaşıma Dubai seyahatim öncesinde bir email atmıştım... Gelen yanıtı okuduğumda bütün modum değişti. Bayılırım yeni bir yere gitmeden önce giden birinin tavsiyelerini almaya... Her ne kadar bunların yarısını bile yapmaya vaktim olmayacak olsa da yine de okumak pek keyifli! Burdan da paylaşmak istedim Dubai'ye gitmeden önce denk gelip okuyan birilerine faydam olur belki...  Burcu'ya kocaman bir teşekkür hem bu öneriler için hem de sabah sabah beni bu mutsuz ruh halinden kurtarıp gülümsettiği için :)

Tansu:

Sevgili Burcu Hanımcığım,

23-26 Ocakta Dubai Arab Health'e gitme ihtimaliniz nedir acaba?:)

Ben orada olacağım, zengin Arap şeyhlerinin peşinden beraber koşardık :)
Burcu:

Tansu, Tansu, bebeğimmm,

Bilmez misin ki ben Dubai’ye şimdiye kadar 6 kere gittim canım ..öyle zengin Arap şeyhi bulmak ( hem de midenin kaldıracağı cinsten) kolay mı sanıyorsıun Tansu? Büyü artık canım, dışarda acımasız bir hayat var , öyle kolay değil bu işler..

Ben dubaiye o tarihlerde değil ama 19-22 şubat arası gideceğim . Yani maalesef birbirimizi kaçırıyoruz.

Ama korkma bana mail atmakla doğru bir karar verdin. Aşağıdaki listede sana Dubai ile ilgili öneri ve bilgilerim var;

1)      Dubai’de otellerde içki içilir ama her gittiğin restrauntda içilmez. Ama medinah Jumeriah diye bir alan var ( restrauntlar ve kapalı çarşı modunda bir bazaar var orda ama mall değil ) Oraya mutlaka git. Taksiye bin medina Jumeriah de onlar seni götürür. Orası Duabi'de göriüp görebileceğin en süper yer. Orda yemek ye. Bar falan da var git bi içki iç. Tek başına otur , çekinme . Dubai'de herkes European böyle ortamlarda . Rahatsiz olmazsin.
2)      Dubaide iki tane marine var. Sen yine taksiye bin ama taksici karıştırmasın diye marine beach& resort a gitmek istiyorum de. Orda inince en sondaki restrona doğru yürü. Hemen körfezin dibinde olduğu için körfeze bakarak yemek yersin. Bayaa güzel orası .
3)      Dubaide bir sürü mall var. Enteresan olanlar dubai mall ve emirates mall. Benim favorim emirates. Filmler ingilizcedir, sıkılırsan sinemaya gir.
4)      Dubaide taksi sorun olabilir. Kolay bulunmaz. Fuardan çıktıktan sonra o alana taksi almazlar yasaktır. Fuar alanının önünden shuttle lar kalkar, seni kocaman bir taksi durağına götürüler. Ordan taksiye bin. Ama taksiden başka ulaşım aracı kullanma sakın. Otobüslere, ben 6 kere gittim, daha bir kere bile binmedim.Kadın erkek ayrı oturur otobüslerde. Tavsiye etmem . Dubai'de en fakirler otobüse biner. binme
5)      Dubai çok güvenli bir şehirdir. Korkma . Birde budha bar var tavsiyem. İçinde kocaman bir budha var tavana kadar, altın kaplama . Oraya da gidebilirsin.

http://www.buddhabar.com/new/en/buddha_db.php Buralara yalniz gidemem diye aptal olma. Git eğlen biraz . Güvenli bir şehir ve burdan daha modern bu söylediğim yerler. Korkma

 
 6)      Ben bir kere diving e de gitmiştim. Araştır diving bilmezsen snorggling de yapabilirsin. Deniz altı körfezde süper. Dünyanın sayılı yerlerinden Biz bi arkadaşla gitmiştik seneler önce . O yüzden diving center ın adını hatırlamıyorum ama netten bulabilirsin. Adres al taksiyle git.Yalnız bu bir günlü iş. Grup toplarlar ve bir arabayala çölü geçersin. Çöl de görürsün. Gruptakiler de şirin insanlar oluyo , arkadaş bulursun. Sonra seni boatla denize açılırlar, çölü geçtikten sonra ( çölü gör, enteresan) sonra diving yapan diving yapar. Snorggling de uzman olan biri seninle gelir. Ben de diving bilmiyorum.snorggling yapmıştım , çok zevli. Bir beceri gerektirmiyor. Tam sana göre :)


Canım bu dediklerimi yap sonra gel bana teşekkür et. Cidden pişman olmazsın. Sorun varsa bekliyorum.



Enjoy ,

Mucuksss

B.

Tansu:

Dubaiye ilk defa giden her saftrik Türk kızının Dubai'li zengin ve yakışıklı bir şeyhle tanışıp hayatının kurtulması ümidiyle gidiyorum.. Sen de bu yollardan geçmişsindir.. hadi itiraf et!

UMUTLARIMI YIKMAZ MISIN LÜTFEN?

Zaten dönüşte kendi kendilerine yıkılacaklar.... :)

Ayrıca sen süper bir insan mısın nesin yaaa?

Mailine bayıldım... Sorum olursa dönerim, sorarım :)

Öpücüklerden bir demet... 
Burcu:

:)Süper bi insan olduğumu anlaman beni sevindirdi Tansucum. Bu dediğim yerlerden başka bir de her seferinde gitmek istediğim ama bir türlü kismet olmayan irish village var . Onu söylemeyi unutmuştum. http://www.irishvillage.ae/HomePage

 Dubaide ingilizden bol bişey yok zaten göreceksin tvler,radyolar falan bile çoğu ingilizce. Dubai one diye bir kanal var mesala her akşam 22.00de film yayinlar. (Ama sen dışarda dolaş, o saatten ne işin var otelde)

Döndükten sonra bana mail at , nasıl geçti söylersin.
Hadi iyi eğlenceler şekerim
B.
 

26 Aralık 2011 Pazartesi

insan bazen mutsuz da hisseder.

                                                                     foto: ayla-es
Bazen insanlar bizi gerçekten üzüyor. Bizi üzenin x ya da z kişisi olması önemli değil... Kişiler unutuluyor ama açılan yara senin sonraki hayatını ciddi bir şekilde etkiliyor. Sonra hiçbir şey eskisi gibi olmuyor. Belki sadece bir süre... Uzun bir süre... Herkese, her şeye aynı şekilde yaklaşıyorsun. İrdeleme, ayırım yapma yetini kaybediyorsun. Mutlu etmiyor bu durum seni... Bir süre sonra bu mutsuzluğu farkedip, ondan kurtulmak için denemek istiyorsun belki bu döngüyü kırarım diye, hayat filmlerdeki gibi müthiş sürprizleri karşına dizmiyor en ihtiyacın olduğun anda... Hayal kırıklıklarıyla mücadele etmek zorunda kalıyorsun...

Ne garip! Seni herhangi biri kolayca üzülebilirken, seni mutlu edecek kişinin gerçekten özel biri olması gerekiyor. İşte bu yüzden mutlu olmak bazen bu kadar zor..!

11 Aralık 2011 Pazar

2012 senden çok çok umutluyum =)


Her yılın sonuna doğru "Bu yılı nasıl geçirdim?" konulu bir yazı yazmak blogger raconu. Hem bütün bir yıl üzerine adam akıllı düşünme şansınız oluyor.

Çok sık yazmıyor olsam da, bu blogun anlamı gitgide büyüyor benim için. Günlük olarak kullanmaktansa, çoğunlukla duygusallaştığım zamanlarda yazıyorum. Bazen duygularınızı dile getirdikçe basitleştiğini hissedersiniz, kafanızın içinde çok büyük ve anlamlı gelen şeyleri dillendirmeden açıklamak istersiniz ya... İşte böyle zamanlarda yazarak paylaşmak rahatlamanız için birebir, tek taraflı olmasındandır belki de.. Kendimi yazar olarak addetmiyorum elbette ama bilinen bir gerçekten yola çıkarak; birçok yazar gibi beni de hüzünlendiren şeyler mutlu eden şeylerden çok daha fazla yazma isteği doğuruyor içimde. O yüzden blogun genel içeriği biraz daha depresif ve tepkili görünse de çoğu zaman neşeli biri olduğumu söyleyebilirim.

Bu blogun hayatıma kattığı diğer bir değer ise; Türkçe yazma konusunda çok daha dikkatli olmamı sağlaması. Öğrencilik zamanlarında hocanın ağzından çıkanı kısaltarak not alma, yazdığını temize geçirme yerine hazır notların fotokopisini alma, msn, mesaj diliyle konuşma derken doğru düzgün yazmadığımı ve dil bilgisi kurallarına çok fazla dikkat etmediğimi farkettim. Bazen aklımdaki düşünceleri hızlıca yazıya geçirme hevesiyle yine dil bilgisi hataları yapıyorum ama eskisinden çok daha dikkatli olduğumu ve dikkat edilmesi gerektiğinin önemini vurgulamak istiyorum.

Bu yılı değerlendirecek olursak; son yıllarda en kötü geçen yıl oldu benim için. Çok mücadele doluydu, çok zorlandım, çok parasız kaldım, kaç yüz etkinlik kaçırdım, kendimi kaç kere erteledim ben bile bilmiyorum.

İstanbul'da fakirlik sınırının çok çok altında bir maaşla işe başlamayı kabul etmemin akabinde ilk birkaç yıl zorlanacağımı biliyordum elbette. Yine de bir yerden başlamak istedim. Çünkü daha iyi fırsatların karşıma çıkmasını beklemektense fırsatları kendi çabamla yaratmayı tercih eden bir insan oldum hep. Beklemek hiçbir zaman seçeneklerim arasında olmadı. Kimi zaman bu yüzden kaybettiklerim oldu ama geriye dönüp
baktığımda, kazandığım çoğu şeyi bu özelliğime borçluyum diyebiliyorum.

Maddi zorluklarına rağmen hala "İyi ki orda çalışmışım" dediğim ilk iş yerimin hem maddi hem profosyonel anlamda bana daha iyi şartlar sunamayacağını  farkettiğim noktada ordan ayrılmaya karar verdim. Çok zor bir karardı benim için. Bir iş yerine bu kadar bağlanabileceğimi hiç tahmin etmezdim. Sevgilimden ayrılmışım gibi buruk hissettim, özledim orada çalışmayı çoğu zaman.

İstifa etmek çok radikal bir karardı zira yeni bir iş bulmadan bu kararı vermiştim. Üstüne bir de istifamın ertesi günü ev sahibim kendi kızını yerleştireceği gerekçesiyle kira kontratını yenilemek istemediğini ve evden çıkmamı isteyince gerçekten çok zor durumda kaldım. AIESEC'in yurtdışı staj sınavını kazandım, yeni bir ev ve iş arama sürecine girmeden 1 ay boyunca başvurular yapıp eşleşmeyi bekledim. Yurtdışında bir süre çalışmak tam ihtiyacım olan şeydi. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı kısa bir sürede eşleşemedim, yeni bir iş ve ev aramak zorunda kaldım.

Kısa bir süre sonra sektöründe en iyi ve çalışma koşulları oldukça iyi olan bir şirkette işe başladım. Oradaki herkesle gayet iyi geçinmeme rağmen yaptığım işin benim azıcık bile olsa hoşuma gitmemesi beni yeniden iş aramaya itti ve 3 ay sonra oradan daha kötü şartlar sunsa da beni daha çok heyecanlandıran başka bir iş buldum.

Şimdi böyle anlatınca 10 dakikaya sığıyor ama ben bu süreci tam 12 ay boyunca oldukça zorlu olarak yaşadım. Belirsizlikler beni devamlı olarak temkinli olmaya ve kendimi ertelemeye zorladı. Kendi kararlarımın bedelini ödemek zorundaydım bir yerde. Mücadele her zaman tercihim olmuştur ama ancak onu çekilebilir kılan güzel heyecanlar ve sürprizler olduğu sürece. Geriye dönüp baktığımda bu sürprizlerin azlığı, asıl bu yılı son yılların en kötü yılı yaptı.

Yaptığım her şeyin hatta yaşama amacım; iyi vakit geçirmek. İyi vakit geçirdiğim zamanları arttırmak için yaşıyorum, çalışıyorum ben.

2011, bu anlamda oldukça kötü bir yıl olmuş olabilirsin ama son yılların en iyi yılbaşı partisini bana sunarak hala durumu toparlama şansın var ;)

29 Kasım 2011 Salı

Sevmek zor zanaat vol2

Evde içilen biranın kafası ne güzel oluyor yahu. Çiğırs!Çok sıkıntılı bir PMS dönemi geçiriyorum.
1 haftadır çok duygusalım.
Olur olmadık ağlayasım var.
Şurda da bahsettiğim gibi sevmekten korkuyorum aslında ben.
Ama sevmeye engel olamıyorum.
Eskiden ailem dışında 3-5 kişiyi gerçekten severdim, kolaydı.
Artık bir sürü kişiyi seviyorum, sevdikçe daha çok sevesim geliyor.
Sevildikçe daha çok seviyorum.
Şirin şirin insanlarla tanışıyorum. Sevmeyeyim de napayım yani?
İnsan sevmeyen insanların aslında sevilmeyen insanlar olduğu kanısına vardım.
Ya da sevmedikleri için sevilmiyorlar.
Ne farkeder?
Şu an sevmediğim kimse hayatımda değil. Hepsini çıkardım. Sadece sevdiğim ya da sevebileceğim insanlarla dolu bir hayatım var.
İşte buna içmek istiyorum müsadenizle. Çiğırs!
Şubatın başında ev arkadaşım Almanya'ya dönüyor.
Ben onu da sevmiştim.
Halbuki daha 3 ay oldu tanışalı.
Bu kadar hızlı gelişmemi bu işler.
Tekrar bir ev arkadaşı bulmak, onu da sevmek zor geliyor.
Hazır sevilmişi varken.
Kendisiyle ilgili ne kadar şahane duygular barındırdığımı bilmiyor henüz.
Hiç söylemedim.
Yarın kız kıza yemek yapacağız, o zaman duygularımı açıklamayı düşünüyorum.
6 ayda bir ev arkadaşı değiştirmek istemiyorum.
Sürekli iş değiştirmek istemiyorum.
Düzen istiyorum.
Bir süreliğine düzen istiyorum.
Sonra bütün düzenimi daha heyecan verici, daha büyük bir şey için alt üst edip yeniden heyecan kazanmak istiyorum.
Eyvah biram bitti. Bu yazı da burda biter o halde.
Bye.

28 Kasım 2011 Pazartesi

İmaj hiçbir şeydir, susuzluk her şey!


İmaj her şeydir.

Size bütün kapıları açan, gerekirse de kapatan imajınızdır.

İnsanlar imaj konusunda 3'e ayrılır.

Olumlu özelliklerine rağmen olumsuz imaj çizen tipler:
Bu tipler halk arasında "özünde iyi bir insan" diye tabir edilirler. Dışarıdan soğuk ve sevimsiz görünebilirler ama kendilerini olduğu gibi yansıtma problemleri vardır belki. İçlerinde göründüklerinden çok daha fazla iyi özellikler barındırsalar da, çok yakınları haricinde çevresi tarafından genelde kötü özellikleri ilk akla gelen tiplerdir.

İkinci olarak olumsuz özelliklerine rağmen olumlu imaj çizen tipler: saçı başı yolunası insanlardır. Mesela bencilin teki ise bile hassas ve duyarlı insan imajı çizebilen, yalancı bile olsa her söylediğine inanılan, beş para etmez bir tip bile olsa "şeytan tüyü var bunda, çok seviyorum yhaaa" denilen tiplerdir.

Üçüncü tip ise; tam da olduğu gibi görünen tiplerdir. İçinde hangi özellikleri ağır basıyorsa dışarıya onu yansıtırlar. Tabii ki her insanın gizlediği yanları vardır ama genel olarak doğru bir imaj vermeyi başarabilen tiplerdir.

Bu 3 tip insana baktığımda, hangisini başarmak daha zor inan karar verebilmiş değilim.

Ben eskiden 1. tip insan olduğumu düşünürdüm. Ailem başta olmak üzere bir çok kişi benim çok çok duygusal olduğumu düşünürdü. Duygusal biri olmak kötü bir şey değil elbette ama ben o zamanlar böyle tanınmaktan nefret ederdim. Sanki bir insana verilebilecek en aciz sıfatlardan biriymiş gibi gelirdi.

İlkokula yeni başlamıştım. Ailem benim duygusal biri olduğumu düşündüğü için, beni sınıfa ilk götürdüklerinde; ağlayacağımı, gitmelerini hiç istemeyeceğimi sanıyorlarmış. Tam tersine 7 yaşındaki bir çocuk için büyük bir cesaretle "hadi siz gidin, ben kendim kalırım" diye gitmelerini istemişim ısrarla. 2 yıl sonra kardeşimin de aynı tepkiyi vereceğini düşünmüşler ama nafile, ağla zırla ortalığı yıkmış kendisi. (Cansu naber? mucuk)

Aynısını yıllar sonra da yaşadık. Herkes kardeşimin değişimlere daha kolay uyum sağlayacağını benim ise "duygusal" olmamdan mütevellit daha zorlanacağımı düşünüyordu. Kardeşim İstanbul'a çok zor alıştı, aylarca annemin özlemini çekti. Benim ise yeni bir hayata alışmam sadece 1 haftamı aldı. Değişimlere gösterdiğim uyum ile ailemin gözünde "çok duygusal" imajından ziyade daha güçlü bir imajım oldu. Şu anda beni tanıyan bir çok insan benim ön plana çıkardığım iyi özelliklerimle tanıyor. Bunu yıkabildiğim için gerçekten mutluyum. Elbette hala duygusalım ama kararlarımı etkileyecek hele ki benim için ilk akla gelen bir özellik olacak kadar değil.

Biz de ne zaman ilişkilerden bahsedeceksin diye merakla bekliyorduk derseniz bu imaj konusunu bir de ilişkisel mevzulara dokundurarak bir örnekle açıklamak istiyorum. (Yine kendi kendime şahane tespitlerde bulundum da)

Bazı kadınlar var mesela(hep böyle giriş yapıyorum yalnız); Her daim bir ilişkiden başka bir ilişkiye geçmişler. Hiç kendilerine arada bir bekar kalma, erkeksiz yaşama, daha bağımsız olma şansı vermemişler. Vermişlerse de öyle mutsuz olduklarına karar vermişler bu yüzden bekarlıkları çok sürmemiş. Yani bu kadınlar öyle bir "ilişki kadını" imajı çiziyorlar ki dışarıdan; bu kadına ciddi bir niyeti yoksa yanaşan erkek benim bile gözümde münasebetsiz, aşağılık bir adama dönüşüyor. Nasıl bu imajı veriyorlar bilmiyorum ama gerçekten tebrik edilesi.

Bir de özünde çizdiği imajın yarısı kadar bile çapkın olmayan kadınlar var. Çapkın imajı kısa vadede "iyidir, hoştur, maksat namın yürüsün" düşüncesiyle hoşlarına gidebilir. Aslında böyle bir imaj çiziyorlarsa böyle yaşamayı da tercih ediyor olabilirler çoğu zaman ama tercih etmedikleri vakit can sıkıcı olabiliyor. Çünkü çizdiğiniz imaj sınırlarınızı da belirliyor. Sınırlarınızı doğru çizmezseniz sizi tanımayan insanlar tarafından absürd durumlara, tekliflere maruz kalıp sonra kızlar arasında eğlence malzemesine dönen hikayelerin kahramanı olabilirsiniz.

Mesela geçenlerde kızlar arasında geçen bir diyalog:

Ben: Asıl bombayı bilmiyorsunuz şimdi geçen gün....
(hikayeler, şaşırmalar, gülüşmeler)
Ben: Ya peki bana söyler misiniz: niye böyle şeyler hep benim başıma geliyor?
-Sen çok açık görüşlü bir insan imajı çiziyorsun demek ki.
Ben: Ben açık görüşlü bir insanım zaten ama açık açık yaşamıyorum. Yaşayanı yadırgamıyorum sadece...
-Hmmmm....

Benim bu imaj konusunda biraz daha çalışmam lazım. Bir de bu konularda daha az şaka yapmam lazım sanırım.


24 Ekim 2011 Pazartesi

18 yaş üstü içerik

Çok fazla Türk erkeği muhabbetine maruz kalıyorum bu aralar. Sinirlenip bu yazıyı yazacağım belliydi günün birinde. Engin bilgilerimi siz okurlarımla paylaşmak istedim. Buyrun bakalım kimlere yavşak denirmiş.



Yavşak insan en mahrem konuları olur olmadık zamanda, daha yeni tanıştığı insanlarla bile konuşabilecek rahatlığa sahip olduğunu göstermeye çalışır. Kimse sormadığı halde gereksiz bir şekilde kendisinden bahseder. Sokakta, kafede, barda, tanımadığı insanlara yerli yersiz takılıp muzur insan imajı çizmeye çalışır. Yüksek sesle konuşması ve karşısındaki insanı aşağılamaya yönelik bir espiri anlayışına sahip olması en belirgin özelliğidir. Özgüven abidesi gibi yüksek sesle konuşma çabaları, çevresindeki kişilerin dikkatini çekmeye yöneliktir. Böylece herkesin,  kendisi için, ne kadar özgüven sahibi ve komik olduğunu düşüneceğini zanneder. Kendisi ile ilgili olumsuz fikir barındırmaz, başka insanların barındırabileceği ise aklının ucundan geçmez. Zaten motivasyonunu ancak bu şekilde koruyabilir yoksa üç beş kişinin pohpohlaması ile kazanılan özgüven, bir kişinin bile kendisini aşağılaması ile yerle bir olabilir. Her türlü kadına ilgi duyabileceği gibi, beraber olduğu kadın sayısı çabaladığı zamana kıyasla içler acısıdır. Bir kadınla sevişmiş ise bunu diline dolamayı ve kadını aşağılamayı marifet bilir. Bunu kadını önemsemediği için yaptığını söylese de, aslında yavşak bir karaktere sahip olduğu içindir. Önemsenmeyen bir kadınla sevişmek, üzerinde konuşulmaya değer bir muhabbet değildir halbuki.

Alın size TDK ve diğer sözlüklerden çok daha detaylı yavşak tanımı! Diğerleri yavşak kelimesini başka şekilde tanımlasa da, Yüksek Topuklar blog sitesinin tartışmasız ve güvenilir toto kaynaklı bilgi servisi; en doğru tanımın bu olduğu konusunda sizi temin eder.



20 Ekim 2011 Perşembe

Kadın olmak zor zanaat


Kadın olmak ne zor yahu! Sanki sen insanüstü bir varlıkmışsın gibi her şeye yetişmeni bekliyorlar. "Bütün gün çalış, sporunu yap, vücuduna bak, bakımlı ol, şık kıyafetler giyin, kültür sanat aktivitelerinden eksik kalma, evini temizle, kendini temizle, yemek yap, saçların her daim bakımlı olsun, ellerin tırnakların düzgün olsun, he bir de her gece seviş"..! Oldu canım başka?

Bu kadar mükemmelliğin sıkıcı olduğunu düşündüğüm gibi zaten baştan "mükemmellikle alakam yok" diyip işin içinden sıyrılıyorum.

Bütün gün masa başında, nerdeyse yerimden kalkmadan çalışıyorum, zihnen gerçekten yoruluyorum. Bütün gün oturduğum için iş çıkışı trafiğini bahane edip eve yürüyerek gidiyorum ki durumu biraz toplarlayayım. Hem de az buz değil günde en az 4 km yürüyorum yani. Eve geç gelip o halde yemek yapmayacağım için dışardan yemek söylüyorum. Tabii bu vakitsizlikte kültür sanat etkinlikleri, kişisel bakım, alışveriş, sosyal hayat ihmal edilen, vakit bulunursa haftasonu yapılan aktivitelere dönüşüyor. Düşün bir de ilişkin olsa sevişmeyi de yapılacaklar listesine koyman gerekirdi. (Böyle de basitleştiririm olayı)

Esasen tembel bir insan da değilim ama yetişemiyorum yani. Dinlenmeye ihtiyacım olduğu anda dinlerim arkadaş. Yemişim bakımı! Bir kere bir kadın hem meşgul hem bakımlıysa kesin parası boldur. Kendin uğraşmaya kalksan hayatta altından kalkamazsın. Başkasına yaptırsan da epey bir zamanını alıyor. Nasıl bir vakitleri var bu kadınların anlamıyorum ki?

Asıl baş belası; yemek yapmak. O yemeğe harcanan zaman, efor ve yaptıktan 10 dakika sonra bitmesi sizce de vakit kaybı gibi gelmiyor mu? Neden bu kadınların hepsi yemek yapıp piyasayı yükseltiyor ki? İlerde olur da evlenirsem, evleneceğim adam benden yemek yapmamı beklemezse çok mesud olurum. Yemeği başkası yapsın ben daha fazla dinleneyim. İşte benim yaşam düstrum budur!

18 Ekim 2011 Salı

Hayatın cilveleri

Foto: Arif Hakan Çelebi
Kendi hayatımdaki hızlı gelişmeleri geçtim, her gün aldığım haberlere, başkalarının hayatlarındaki gelişmelere çok şaşırır oldum aralar. Hiç ayrılmayacağını düşündüğüm çiftlerin ayrıldığını duydum, üstelik içlerinde daha yeni evli olanı bile var! İstanbul'a yeni taşınanlar, yeni iş bulanlar, ev kuranlar, ayrılanlar, barışanlar... Hepsinin iyi olmasını umduğum radikal değişimler bunlar.

Şu aralar hayatınız monoton gidiyorsa kesin yanlış yaptığınız ya da yapmadığınız bir şeyler vardır. Hayatınızda değiştirmek istediğiniz şeyler üzerine düşünün ve bir adım atın. Evren çok cömert bu aralar, bir değişim mümkünse gerçekleşmesi yakındır ;)

14 Ekim 2011 Cuma

Bir gtalk güncesi

O bir halk kahramanı... O bir gtalk yoldaşı... O sancılı geçen iş saatlerinin kurtarıcısı...

Yine soyadını vermeden ifşa ettiğim bu arkadaş hastalıkta, sağlıkta, pms zamanları gibi bilumum zor zamanlarda; ne zaman gülmeye ihtiyacım olsa, hep orda. Hep gtalkda, hep de güldürüyor vallahi. Önünden pc'si eksik olmasın, Allah gtalk'una zeval vermesin inşallah diyorum.

--------------------------------------

ben: kendimi durduracak değilim
mert: sakın durdurmaben: durduruyorum ama
resmen kendimle çeliştim
mert: yanlış yaparsınne oldu niye fena oldun
ne yaptılar sana
ben: içim sıkıldı
bilmiyorumBİLEMİYORUM
ÜSTÜME GELME
mert: bana öyle sıkıntısı olan kadın modu yapma
alırım bak derdini tasanı
ben: BANA BÖYLE ÇIKIŞLAR YAPMA
ZATEN SİNİRLERİM BOZUKmert: bence bir Tansu Karabulut'un sinirleri bozuk olamaz, olmamalı
ben yakıştıramadım güler yüzüne
o zaman ben pusayım.
ben: aman da aman!
özel günümdeyim ondan!
of ben uyucam ya
yeter ya
yeter ulan
ayh
mert: ashuahahua
çıktı meydana sorun
yat çabuk
koşarak yat
ben: ehehe
hadi by..............mert: BYYYYYYYYYYYYYYYYYYYYYYYYYYYYYYYYYY
----------------------------------------------


ben
: iletilerini hiç anlamıyorum mert
mert: gtalk iletilerimi mi?
ben: hevet
mert: evet japonca takılıyorum bu ara
ben zaten hep kendi kendime konuştuğum için
ben: eheh
bide gtalkda benle konuşuyosun ama hakkımı yeme
mert: sen benim en değerli gtalk yoldaşımsın
ben: bilmukabele karşim
mert:nasıl işin
memnun musun
napıyosun
EEE ANLAT BAKALIM BİRAZ
KIZIMIZ NE İŞ İLE MEŞGUL
akldaklasjdl

-----------------------------------------

ben: oo mert beyler burdaymış
mert: ooo sevgili tansucuğum nasılsın
ben: yorgun hasta
mert: aaa geçmiş olsun
neyin var
ben: hiç
üşüttüm galiba
mert: NEDEN DİKKAT ETMİYORSUN KENDİNE
ben: :D
komiksin sen ya
bunu daha önce söyleyen oldu mu bilmiyorum ama........................
mert: NEDEN DALGA GEÇİYOSUN
aklsjdada
ben: komik oğlan
mert: teşekkür ederim o sizin üşütmüşlüğünüz
ben: ben üşüttüm
sense komiksin
hatta oğlansın
mert: YAZIKLAR OLSUN
bana oğlan demişsin
sana yakıştıramadım
oğlan diye sözcük mü olur lan
bunu bulanın nöronlarını skeyim
gitsin başka sözcük bulsunben: NEDEN KÜFREDİYOSUN
SANA HİÇ YAKIŞMIYOR
mert: ben son derece ağzı bozuk bi insanım
düzelmem
KÜFRETMEYİNCE NOLUYOR
ben: daha terbiyeli bir insan olabilirsinmert: BANA TERBİYENİN İNSANA KAZANDIRDIKLARI KONULU Bİ KOMPOZİSYON YAZAR MISIN
ona göre bakayım
güzel bişeyse olabilirben: işte ailenin seni ne kadar iyi yetiştirdiğini filan belli eder
senle ilgili değil daha çok ailenle ilgili bişey
sen terbiyeli olacaksın
onlar övülecek mesela
o tip bi durum
bence gerek yok yani
hakketen
başka da bi faydasını göremedimkurudun kaldın değil mi
mert: :D
çok güldüm lan
ben de öyle düşünüyorum
onun için gerek yok
sana çok güldüm diyorum
neden gülüşüme karşılık vermiyorsun
!!!





26 Eylül 2011 Pazartesi

korkuyorum dayı

herkes çok azimli insanları takdir eder durur. azmedip kazandıkları şeyleri kaybedince neye dönüşebileceklerini tahmin edemez kimse. yanlış anlaşılmasın, ben insanlar azmetmesin, çok çalışmasın, mücadele etmesin demiyorum. yapsın ama abartmasın. yeri geldiğinde zorlamanın alemi olmadığını anlasın, hayatta başka şeylerin de olduğunu... oldum olası abartıdan kaçınmışımdır ben. korkuyorum çünkü. başaramadıklarında ya da birileri azmettiği şeyleri ellerinden almaya çalıştığında, ne kadar saldırgan olabileceğini düşündüğüm insanlara benzemekten korkuyorum. şu dünyada hiçbir şey kendini paralamaya değmez bence. eninde sonunda ya kendini yiyip bitireceksin ya da yaşayacağın hayal kırıklığının altında ezileceksin. bir erkeği elde etmek için ya da ilişkisini devam ettirmek için çok mücadele eden kadın, terfi etmek için didinip duran insan, yüksek not almak için kendini paralayan öğrenci.... hepinizden korkuyorum.

13 Eylül 2011 Salı

Yurdumun tavsiye edilesi yerlerinden: KAŞ


Yeni işe başlamanın en sıkıntılı tarafı yeni insanlar, yeni ortam filan değil, yıllık iznin olmayışı benim için. Bu sebeple bayram ve her türlü izin, imkanlar dahilinde değerlendirilmesi gereken zaman dilimleri oluyor. Önümde Ramazan Bayramı, 9 günlük tatil. İlk önce Mısır'da oldukça uygun bir fiyata tur satın almış arkadaşlarıma katılmak geçti içimden ama sonra Mısır'da yaşanan olaylar televizyondan izlemeye benzemez otur oturduğun yerde dedim, gözüm yemedi. Bir gün sonra bir arkadaşım "arabada 1 kişilik boş yer var, Kaş'a gidiyoruz, gelmek ister misin?" deyince sırf o arkadaşımın referansıyla geri kalan 5 kişisini tanımadığım bir grubun tatil gezisine atladım. Pek de güzel geçti OH!



Kaş küçücük bir tatil yeri ve kesinlikle tavsiye edilesi. Denizi berrak ve sıcacık. Aktivitesi bol. Rafting, dalış, paraşüt ya da tekne turları. Çeşme Ilıca hariç denizi bu kadar sıcak olan bir yerde yüzmemiştim. Kalacak yerler ile barlar arasında yürüme mesafesi 5-10 dk en fazla. Orda otelde kalmak çok mantıksız olurdu muhtemelen çünkü otellerde pansiyon kalitesinde aşağı yukarı ve sadece ücretleri biraz daha fazla. Bizim gittiğimiz Hermes Pansiyon temizliği ile bizim beklentilerimizi fazlasıyla karşıladı, o yüzden tavsiye edilir.En ünlü barı Mavi Bar. Muhtelemelen en eski ve de meşhur olmasından mütevellit bütün ortam orda. Biz Cafe Barcelona'ya gidemedik bir türlü ama tavsiye edilesi yerlerden. Güzel müzikler çalıyorlar ayrıca ortamı da güzel. Bir de Red Point gidilesi barlardan. Kuytu diye bir cafe var, yemekleri leziz. 4-5 arkadaş, kuzen ya da kardeş olduğunu düşündüğümüz tarz ve güzel bayanlar tarafından işletiliyor.


Bir de nezih bir kitleye sahip Kaş. En azından bizim gittiğimizde öyleydi. Mesela bir Nejat İşler, Alican Yücesoy gibi ünlü oyuncular geliyor. (Nejat İşler'e nezih dedim yalnız beyler şşşt)

Nejat İşler de tatilin geyiği oldu lakin "what happened in Kaş, stays in Kaş" felsefesi gereği bunu burda afişe etmiyorum :)

Türk filmlerinde "işte o gece birbirimizin olduk sonra da hooop çocuğumuz oldu"edasıyla böyle üstünkörü ve kısa anlatırım işte.



O değil de Kurban Bayramı'nda ne yapıyoruz abi?

15 Ağustos 2011 Pazartesi

Özlemeyi özlemek

İTÜ Sözlük'te okuduğum ve beni gece gece gülme krizine sokan bu yazıyı paylaşmak istedim.
4. cümleye kadar kaptırdım okuyordum, anlamadım bir süre saçmalayamaya başladığını. Gerçekten iyi yedirmişsin karşim. Nicki "ördeklerindomatestabanfiyatlarınaetkisi" olan bu arkadaşa beni güldürdüğü için teşekkürü bir borç bilirim.

özlemeyi özlemek
"1.sevginin yerini alışkanlığa bıraktığı zamanların geldiğinin işaretidir... eskiden deli gibi özlediğimiz insanı özlemeyi özlüyoruzdur artık... acı bir ironi var burada, ilişkinin zorlu dönemlerinin şeyolduğu vakit oradan hep beraber zıplayarak tecahül-ü arif. of. banyoda aklıma geldi bu demin, "özlemeyi özlemek", dedim ne özgün bir ifade, böyle oluyor demek ki bu işler, ben de yazabilirim demek ki. fenalık geldi üçüncü cümlede. bir gün bu şekilde dördüncü cümleye geçersem vurun beni. ilk sefer bacaktan vurun ama, uyarı niteliğinde. can bu da."

14 Ağustos 2011 Pazar

Facebook orucu



Facebook başıma gelen en kötü şeylerden biri sanırım. Bağımlısı oldum. Kapatmayı denedim bir kere;1 hafta sonra birine mesaj atmam gerekti, geri döndüm, sonra da kaldım okurcum. Facebook'u kapatmak diye bir şey seçenekler arasında değil şu ara. Hem Facebook'u olmayan insana e-maili olmayan insan muamelesi yapıyorlar. -Facebook'un yok mu??? Nasıl yaneiii??!?


*Bir internet sitesine bağımlı oluşum ilk değil ama öncekiler en fazla 1 yıl sürmüştür. Facebook ise 4 yıldır anamı ağlatıyor. Üstüne bir de yeni insanlarla tanışıp ekleştikçe, yok onun hayatı, şunun fotoğrafları & yorumları çıkıp durdukça duvarımda kabak gibi, bir bakmışım saatler geçmiş karşısında.


*Birçoğu Facebook'u kendine bir imaj yaratmak için kullanıyor. Facebook'a koymak için fotoğraf çekiliyor, nerdeyim ben bilgisi, iletiler, arkadaş sayısı vs ile paylaşılmak istenen bilgiler yayınlanıp, istemediklerin rimuuv teg yapılabiliyor. Duvarına aktif olarak bir şeyler yazılan, fotoğraflarının altına ne kadar güzel olduğu söylenen bir kız takipçilerinin gözünde (öyle olmasa bile) popüler ve güzel bir kız imajı yaratabiliyor. Gerçek hayatta pek bir popüleritisini görmediğim ama Facebook'ta çok popüler arkadaşlarımın, sırf öyle görünmek için sahte hesaplar alıp kendileri için gizliden gizliye bunları yazdığını bile düşünmekteyim, o derece yani.


Zaman israfının yanı sıra bir de moral bozucu... Mesela bugün mis gibi havuza gitmişim, en şahane müziklerimi dinlemişim, yüzmüşüm, saatlerce kitap okumuşum, çok mutluyum filan. Sonra eve gelip Facebook'u açıyorum, birisi Dominik Cumhuriyeti seyahatinin fotoğraflarını koymuş utanmadan. Ben burda mütevazi yaşamımla barışık yaşarken birisi benden daha iyi yaşadığını gözümün içine sokuyor, bir de sevimsiz sevimsiz her fotoğrafta çılgın ve şımarık insan pozları vererek....


*Hiç sevmediğim birisiyle çok sevdiğim birisinin arkadaş olduğu uyarısı çıkyor mesela duvarımda. Al sana moral bozucu bir haber daha. "Hay Allah nerden tanıyorlar birbirlerini acaba?" merakı sarıyor beni. Keşke herkes birbiriyle tanışmasa, arkadaş olmasa, dünya daha güzel bir yer olurdu diyorum ben çoğu kez. Facebook sayesinde tanıştıklarını öğreniyoruz, Facebook olmasa bahsini hayatta geçirmeyeceğin biri ile sevdiğin birinin tanıştığını nasıl öğrenebilirsin ki ?


Sonra bir de ortak arkadaş olarak ben çıkınca orda, al sana muhtemel "Facebook'ta gördüm de sen Tansu'yla nerden tanışıyorsun?" muhabbeti.


Arkadaş sayım olmuş 700 küsür kişi. Hepsini de tanıyorum. Aralarından bir çoğunu sevmiyorum bile. Saçma da geliyor o kadar kişinin benim hayatımla ilgili paylaştığım özel şeyleri görmesi, ne gerek var diye geçiriyorum içimden, sonra, "saçmalama Tansu hayatınla ilgili en absürd şeyler blogunda yazıyor zaten. Ordan görseler ne olacak?" deyip kendimi telkin ediyorum.


Hayır da abicim ben görüyorum onların ne yaptığını. Silsem mesela çoğunu? Ama olmaz o da. Olur da bir ara mesaj atmam gerekirse şimdi neden sildiğimi de açıklamam gerekecek. İnsanlar arkadaş listesinden silinmeye fazla hassas yaklaşabiliyorlar. Düşünsene; kendinle, hayatınla ilgili bir haber, fotoğraf yayınlayacaksın, 700 kişi de bunu görebilir. Sizce de kulağa biraz korkutucu gelmiyor mu?


Baaaak bana bak Facebook'a b*k atacağına dön de bir kendi sorunlu piskolojine bak, Facebook sende böyle bir yıkım yaratıyorsa sorun Facebook'ta değil sendedir bebeğim dersen senin gelir ağzını yüzünü öperim. Çok doğru demişsin karşim. Bu aralar hayatım iyi ama pek şahane gitmediği için biraz kafam bozuk, fazla hassas yaklaşıyor olabilirim.


Yine de Facebook bağımlılığımdan kurtulmak için doğum günün 29 Eylül'e kadar Facebook orucuna başlamadığımı siz sevgili okurlarımla (!) paylaşmak istiyorum.


Kurallar:

-Özel bir durum (mesajlaşma, haberleşme gereksinimi vb ulvi ihtiyaçlar) olmadığı sürece Facebook'ta boş boş 1 saatten fazla takılma.

-Gün içerisinde mesaj vs gelmiş mi diye hotmailden kontrol et, direkt Facebook sayfasına girme.


Ne kadar başarılı olduğum konusunda sizi haberdar edeceğim.




20 Temmuz 2011 Çarşamba

Yazık lan bize.




Biz çalışmak durumunda bırakılan iki genç, farklı ofislerde dakika sayarak çalışıyoruz abi. Yani kendimi burda aklamam gerekirse; daha başlayalı 3 hafta oldu, yapacak pek bir şey yok, ondan sıkılıyorum yoksa iş hayatı çok eğlenceli filan fişman. Soyadını yazmadan ifşa ettiğim bu arkadaş neden bu kadar sıkılıyor bilemem artık, o da çok istiyorsa delikanlı gibi gelir burda kendini aklar. Lakin nedenini fazla derinde değil, şu linkte arayabiliriz bence eheh


*************************

mert: günaydın
ben: ooo mert beyler gelmiş
mert: nasılsınız efendim
ben: geç kaldın abi
mert: 9dan beri burdayım
ne geç kalması

*************************

ben: 6 olsaydı iyiydi
saat yani
mert: ah keşke
ben: sen de mi 6 da çıkıyosun?
mert: evet
ben: saat 9.30 - 5 çalışma saati olarak müthiş bence
keşke öyle olsa
mert: 10 - 5 daha iyi olur
arada belirteyim dedim
ben: ama söyle bişi var
her zaman yarım saatlik bir pay bırakacaksın
insan gelince hemen baslamıyor işe zaten
yani 10 olsa 10.30 başlardın
mert: kahvaltı zamanı ayırıyorsun çaktırmadan

******************

mert: son 20 dk'ya giriyoruz düşünceleriniz nelerdir ?
ben: ÇOK HEYECANLIYIM
pür neşeyim
değmeyin neşesine karabulut'un
mert: neşe karabulut
böcekti o pardon
benimkafa biraz yavaş çalışır
bu saatlerde
sklajdaksl
ben: NEŞE KARABULUT

*************************

ben: son 1 saat 50 dakka
duygularınızı alalım?

************************

ben: of hadi karşim
mert: zaman geçmiyor nabacaz
ben: son 35 dk
konus
adamın asabını bozma
mert: ben senden korkuyorum
gürlüyosun falan böyle
sakldjaskld
ben: korkcan tabii


**************************

mert: son 3 dk
sen bugün hiç konuşkan değilsin
ben: gidiyorm ben

***********************

mert: bitse de gitsek


*************************


mert: "Abi 3 saatte 1 saat ilerliyor bu zaman. Yaz saati diye mi acaba? HÖF"
kasjdşkajdklajsşdklajşdkajsdklajdkjakldjşasdjaskdl
auauaahuauhha
ben: son 20 dk
oğlum böyle gecmez hayat lan
mert: geçmez tabi
her gün dakika sayıyoruz lan
sakjdşakldja
ben: ahahahah

17 Temmuz 2011 Pazar

Değmez güzellerim değmez.

Foto: inContrast


Ben flört etmeyi seviyorum abi. Ama her erkekle gönül rahatlığıyla bir flört edemiyosun, sıkılıyosun. Flört etmeyi becerebilen bir erkek çıkıyor karşıma, işte o zaman harika vakit geçiriyorum. Bu flört etmeyi bilen abilerimiz genelde kadınların dilinden anlayan, kolaylıkla tavlayabilen, piç diyebileceğimiz abiler oluyor. Sayısız hayal kırıklığından sonra konunun uzmanı bir insan olarak bilgeliğimi tecrübesiz hem cinslerimle paylaşmayı kendime misyon belirledim. Şöyle ki; piç erkeği yola getirme denen bir şey yok. Akıllı olalım bunu kabullenelim bayanlar. Piç erkek olmayı becerebilen üstelik bundan memnun olan bir erkek, sen istiyosun diye değişecek değil. Artık doyuma ulaşıp düzenli bir ilişki istediği anda karşına çıkarsan belki farklı olur ama zamanla değişeceğini düşünmek saflıktan başka bir şey değil. Gösterdiğiniz çaba ve akabinde gelen hayal kırıklığına değmez. Bana göre dünyada hiçbir erkek buna değmez esasen. Bulun sizi sevecek efendi birini, mutlu mesud yaşayın. Kaşınmayın. (Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla) Canınız flört etmek istiyosa edin ama uzatmayın. Ne yapmak istiyosanız hemen yapın ve kapayın mevzuyu. Mümkünse arkanıza da bakmayın bir daha.



Çünkü;



Bir insanla flört ediyosun, güzel şeyler söylüyosun, görünce seviniyosun, ona gülümsüyosun. En olmadık zamanlarda aklına geliyor ve yüzünde muzur bir gülümsemeyle ona mesaj atıyosun. Başta tehlikesiz görünüyor ama bir süre sonra bir bağ hissediyosun. O sana dokununca içinin yağları eriyor, bu duyguları bedenine sığdıramıyorsun, ona baksan, bir dokunsan, duygularını kelimelere dökmeden o kadar çok şey söyleyebileceğini düşünecek kadar romantikleşiyorsun, onun da senin gibi hissedeceğini düşünüyosun ama öyle olmuyor. Bu flörtler her kadında bir bağ yaratıyor eninde sonunda ama erkek de yaratmayabiliyor. Senin hissettiğin gibi hissedemiyor çoğu zaman. Dünyadaki bütün erkeklerin DNA'larına işlenmiş ortak bir taktik olduğuna inanmadığım gibi erkeklerin taktik uygulayabilecek kadar zeki olduğuna da inanmıyorum esasen. Taktik filan değil bu. Sana nasıl davranıyorsa odur işte. Bu noktaya geldikten sonra sinir bozukluğu ve hayal kırıklığı yaşamaman imkansız. Sen bu musun? Bir erkek seni aramadı diye depresyona girecek bir kadın mısın?



Bıktık piç erkeklerden. Oldukça feminist bir yaklaşımla kendilerine şu mesajı vermek istiyorum:



FUCK YOU ALL

10 Temmuz 2011 Pazar

karşıki dağlar ve ben.

foto: karşıki dağlar


Acayip bir dönem geçiriyorum. İstemediğim şeylere o kadar fazla zaman ve enerji harcıyorum ki ben ne istiyorum diye düşünecek vaktim bile kalmıyor. Üstelik bunları yaparken bir amacım bile yok. Sadece anı kurtarmaya çalışıyorum zira daha iyisi önüme serilmiyor. Cebimde 50 TL ile günlerce idare ediyorum mesela çünkü günü geldiğinde kira parasını hazır etmeliyim. O parayı kullanmayayım diye yemiyorum, içmiyorum, istemediğim yerde çalışıyorum, istemediğim hayatı yaşıyorum. Böyle düşününce sırf başkasına para kazandırmak için yaşıyormuşum duygusuna kapılmadan edemiyorum. Acayip yani.

İnsanlara yaşlı, müdür, patron, erkek, koca diye saygı göstermek gerçeğini inan küçüklüğümden beri hiç anlayamadım ben. Hele ki insanların sırf bu sıfatlara sahip olduğu için saygıdeğer olduğunu düşümesi daha da absürd. Ne yani bir insan kapıcı olduğu için saygı göremez mi? Kendisine saygısızlık yapıldığında isyan edemez mi? Edemiyor çoğu zaman. Bir insanın saygıya değer olması tamamen karakterine bağlıdır. Asalet, nezaket, tevazü ve anlayıştır insanı saygıdeğer yapan. İnsanlar ne kadar kolay itaat edebiliyorlar yahu. Genlerine mi işleniyor nasıl bu düzeni baştan beri kabullenip öyle yaşayabiliyorlar biri bana da anlatsın? Mutsuz olduklarında hayatlarını değiştirmek için bir çabaları bile yok çünkü artık mutsuz olduklarının farkında bile değiller.

Çok acayip.

25 Haziran 2011 Cumartesi

Güncellemeler

Son 1 aydır iş görüşmeleridir, ev aramacadır, bulmacadır, taşınmacadır, içini yaptırmacadır derken her günüm bir koşuşturmaca içinde geçti. Lakin herkes sakin olsun hem işimi hem de evimi buldum. Bir de farkettim ki; hayatımı değiştirmek için kilometrelerce öteye gitmeme gerek yokmuş. Yeni bir ev, yeni bir iş, yeni ev arkadaşı, yeni insanlar derken aynı şehirde bile hayatım epey değişecek. Yeniden.

Hayatım demişken; üzerine düşündüm ben nasıl bir hayat istiyorum diye, her şeyi formülize etmeden rahatlayamadığım için şöyle bir formül getirdim: istediğim zaman istediğim şeyleri yapabilme lüksüne sahip olabileceğim kolay bir hayat istiyorum. Ne çok para, ne kariyer sevdasının bu isteğimin önüne geçmesine izin vermeyeceğim. Hiçbir zaman o kadar azimli olup dünyanın saygıyla anacağı büyük işler yapmayacağım belki ama en azından mutlu öleceğim sevgili okurcum.

Kafası rahat insan, mutlu insandır, yaratıcı insandır. Son 2 aydır stresliydim, canım sıkkındı, ne adam eğlenebiliyordum ne de ev ve iş dışında başka bi'şey düşünebiliyodum. Artık kafam rahatladığına göre hayal kurmaya başlayabilirim, hatta başladım bile. Yine bomba planlar yapmaya başladım ama bu sefer gerçekleştirene kadar kendime saklayacağım ;)

Herkese iyi haftasonları diliyorum...

16 Haziran 2011 Perşembe

Başkalarını ikna etmek mi daha zor, kendini ikna etmek mi?



Foto:Carlos Henrique Reinesch

Terketmek, aşkını itiraf etmek, barışmak, istifa etmek, ilk adımı atmak...

Beklemek bazıları için çok güvenli, bazıları için ise ızdırap. Yine de karar veren yerine mağdur olmanın hafifliğini yaşamak istiyoruz kimi zaman. O zaman yaşadıklarımızın sorumluluğunu almayız çünkü süreç bizim kontrolümüzde değildir. Olan olmuştur. Hayatı bize sunulduğu gibi kabul ederiz ve önümüze bakarız. Ama kendimiz karar veriyorsak, haklı olmak için gerekçeler üretip dururuz. Zihnimizdeki düşünceler, içimizdeki o emin olma hissi yakamızı bırakmaz. Hele ki işler tahmin ettiğimiz gibi gitmiyorsa insanlar kararlarımızın nedenlerini sorgular ve çoğu zaman neler hissettiğimizi anlamazlar. Hatta aradan zaman geçince biz bile neler hissettiğimizi unuturuz ve bizi o noktaya getiren olaylar sanki hiç yaşanmamış gibi davranırız.


Ne yapmalı dersen inan ben de bilmiyorum okurcum. İlişkiniz kötü gidiyorsa bırakın sevgiliniz sizden ayrılsın ya da işinizden mutlu değilseniz kovulmayı bekleyin diyemem elbette. Koy götüne, (eyvah göt dedim) fütursuzca yaşa hiç diyemem. Beklemek ya da karar vermek size kalmış ama her iki durumda da doğru olan sizin hissettiğiniz ve yaşadığınızdır herhalde. Bu yüzden sadece fiziksel olarak değil beyin olarak da devam edebilmeyi öğrenmek gerekir. Dünyanın en yorucu şeylerinden biri olan bitenin ardından farklı senaryolar üretip değiştirmeye çabalamaktır sanırım...

11 Haziran 2011 Cumartesi

Bol noktalı romantik bir mood



Foto: wishinbubble


Bazen bir gün, bir gece, bir olay, bir kişi sizin yıllardır sahip olduğunuz anıların toplamından daha anlamlı ve daha güzel bir anı bırakabilir... Uzun zamandır böyle iyi hissetmemiştim dediğiniz anlardır onlar... Bu anların hayatınızda her zaman olmasını istersiniz ama zaten size o kadar iyi hissettirmesinin sebebi uzun zamandır sahip olmadığınız bir duyguya cevap veriyor olmasıdır... Bu duyguyu yaşamak demek illa ki üzgün bir anınızda sizi kurtaran keyifli zamanlar yaşamak demek değildir... Keyfinizin yerinde olduğu, işlerinizin yolunda gittiği mutlu olduğunuz anlarda da karşınıza çıkabilir... Hayatta her daim o anlara sahip olamazsınız... Olmamalısınız da zaten... Yoksa o anların farkını anlayamazsınız... Ve düşününce aslında o anlara, o anılara sahip olduğunuz kadar zenginsinizdir şu hayatta...

8 Haziran 2011 Çarşamba

Nietzsche'den inciler.

"Sevilmiş olma isteği kendini beğenmişliklerin en büyüğüdür. "

müdür?

Bence öyledir abi.

4 Haziran 2011 Cumartesi

Bir Taksim faciası olarak Sanat Cafe!

Nevizade'de bulunan İstanbul'a yeni gelenlerin genelde bilmeyip tercih ettikleri yanlış hatırlamıyorsam 5 katlı bir cafe & bardır, Sanat Cafe. Her katın ayrı işletmecisi mi var bilemiyorum, daha önce bir kere teras dışındaki bir katta oturup bir şeyler içmişliğim var ve kötü bir muamaleye maruz kalmadım ama teras katında yok birası ucuzdur, yok arkadaşlar ordaymış diyerek gittiğim her seferde bir sorun yaşadım. Koskoca grubun içinde bir şey içmek istemeyene "olmaz herkes bir şey içmek zorunda" deyip tatsızlık çıkaran garsonu mu dersin, hesabı ayrı ayrı ödemek istesen bile bir kişiden aldığı bütün paradan bütün hesabı çıkarıp "ben burdan aldım, kendi aranızda halledin artık" diyen kasadaki adamımı dersin... Hepsi 40 yaş üzeri, mavi gömlekli, devlet memuru zihniyene sahip, ağız yüz buruşturarak müşteri ile konuşan insanların çalıştığı, şikayet etmek istesen alıp karşına konuşabileceğin müşteri memnuniyetini önemseyen bir insan evladının olmadığı bir mekandır kendisi. Ucuz bira içebileceğiniz bir sürü mekan var Taksim'de ama ben böyle bir muamale görmedim başka yerde. Siz siz olun tadınız kaçmasın diye mekandan ayrılmak durumunda kalmak istemiyorsanız Sanat Cafe'ye uğramayın.

2 Haziran 2011 Perşembe

Lost da pek fena bozdu.





Canım sıkkındı. Yolda yavaş yürüyen yaşlı teyzeye sinir oldum. Otobüste geviş getiren amcaya sinir oldum. Yüksek sesle konuşan kızlara sinir oldum. Otobüs yanaşırken kapısını açmaya çalışan ve otobüsle taksinin çarpışmasına neden olan çocuğa sinir oldum. Arabasını otobüs durağına park ettiği için taksi şoförüne, taksinin dibine kadar girdiği için otobüs şoförüne, hepsine ayrı ayrı sinir oldum. Saçma sapan ileti yazan arkadaşlarıma sinir oldum. Kimisini engelledim, kimisini sildim. Baktım sinir olacak bir şey kalmadı, sinir olmaktan sinir oldum. Yeterince sinir olduktan sonra bir duruldum, normale döndüm.

29 Mayıs 2011 Pazar

İzlenesi filmlerden...





Tesadüfen arka arkaya izlediğim 4 filmin gangster filmi olması biraz can sıkıcı olsa da içlerinden "Goodfellas" filmini geç de olsa izlediğim için mutluyum. İzlediğim en iyi gangster filmlerinden biri diyebilirim. Yangın musluğunun önüne park etmek gibi basit cezalardan en ağırlarına kadar istedikleri her şeyi yapabilme özgürlüğünün olması, normal insanların adil ve dürüst çalışarak sadece borçlarını ödeyebilmek için yaşarken bu insanların istedikleri paraları hatta fazlasını hiç zorlanmadan kazanabilmeleri, lüks içinde yaşamaları gangsterliği bana bile cazip bir "meslek" gibi gösterse de (Ne de olsa iş arayışım hala devam ediyor) sonunda hepsi ağır bedeller ödüyor ve film bir çeşit ders veriyor sonunda. Siz de hala izlemediyseniz şiddetle tavsiye ederim.

Radio Eksen'in jinglelarında duyup çok hoşuma giden bu repliğin ve sesin sahibini de öğrenmiş oldum ayrıca.




"Funny, how? I mean like I am a clown, I make you laugh, I amuse you? How am I funny? What the fuck is funny about me?"


:)


22 Mayıs 2011 Pazar

Duş almak ya da almamak, işte bütün mesele bu (!)

Foto: MixedMayhemPro

Çok fazla zamanım var. Düşünmek için, duş almak için, özlemek için. Boş zamanlar insanların en tehlikeli zamanlarıdır. Her seçeneğe deneme şansı verirsiniz çünkü yapacak daha iyi bir şeyiniz yoktur. Hal böyle olunca saçmalama şansınız yüksektir. O yüzden bir insanı boş zamanlarında yaptıklarıyla değerlendirmemek lazım.

Türk erkeklerin çoğu ezik ve sapık! Zaten kesin olarak bildiğim bir şeyi bir kere daha kesin olarak anladığım için gururluyum. Dün gece trafik sıkışık olduğundan dolayı Ortaköy'den Beşiktaş'a yürüme isteğim; adım başı her arabadan laf atan erkeklerin taciziyle baya sevimsiz bir hal aldı. Hele ki bir tanesi arabanın içinden silah çıkardı ve ateş etti. Yolda yürürken adamın biri size silah doğrultursa yüreğiniz bir anlığına ağzınıza gelir, tepki bile veremezsiniz. Bana da aynen öyle oldu. Lütfen sen de ev arkadaşım gibi "gerçek silah mıydı?" diye sorma içinden okurcum. Gerçek olsa şu an bu satırları yazıyor olamazdım :) Böyle hastalıklı bir şekilde insanları korkutup eğlendiği için trafik polisine şikayet edecektim hıyarı, lakin plakasını göremedim. Sinirlendim de ben.

Beklediğim haberler gelmiyor, 2 haftadır boş boş oturmak canımı fena halde sıkıyor. Hani tamam proje yazıyorum, başvurularımı tamamlıyorum ama yine de çok vaktim var. Ne yaparsan yap dolmuyor. Zaten çok vaktin olunca, pek bir şey de yapamıyosun, sürekli erteliyosun. Günde kaç kere duşa girebilirsin ki hem?

Cuma günü eski iş arkadaşlarımdan birinin doğum günü partisine gittim. Beni özlediklerini söylemeleri hala hoşuma gidiyor çünkü ben de onları özlüyorum.. Özlemek, özlenmek harika bir şey olsa da acilen yeni bir hayata başlamam lazım.

Sevgilerlen.
Rumuz: Sıkılgan sivilce

18 Mayıs 2011 Çarşamba

Küfretmek güzeldir.

Ben hiç böyle ağız dolusu küfür edemedim okurcum. Hiç o kadar gaza gelemedim. Hani bu işte gaz unsuru gerçekten önemli, çok sinirlenmiş olmak yeterli değil. Nitekim yadırganacak bişi yapıyosun, hele bunu bir kızın yapması daha da alışılmamış bir durum. O şaşkın, ayıplar bakışları umursamaman için sağlam bir gaz lazım. Bunu da anlamıyorum esasen, her türlü konuyu konuşabiliyorum ama söz konusu küfür olunca bi çekingenlik, bi bişi.

Ayrıca burda üzerine basa basa söylemek istiyorum ki küfür bana göre yadırganacak bişi değil hatta yeri geldiğinde terapi yerine bile geçebilir. Şu vidyoları izlerken inan "ohh bee" diyerek izledim. Hani öyle içten küfür ediyorlar ki, sanki ben etmişim kadar rahatladım, bide ben etsem düşün yani rahatlığı.

Ozan Güven.
*İlişkin nasıl gidiyor derken?? Ben sana soruyor muyum kimi s**tiğini =)))

Ve tabii ki Doğuş Reyis. S***cem ama yapamıyorum, olmuyor =)))

Güldüğüme bakmayın, adamlar haklı beyler.

16 Mayıs 2011 Pazartesi

Üç Aynalı Kırk Oda

"Etini satmak, bütün gün masa başında kendini ve içini çürütmekten daha zor değildir inan. Her işin kendine göre yorgunlukları vardır elbet. Et dediğin çabuk dinlendirilir. Ruhu dinlendirmekse imkansızdır. Donarak ölmek gibidir ruhun çürümesi. Yavaş yavaş eksilirsin, yavaş yavaş uyuşursun, hiçbir şey hissetmemeye başlarsın, sonra sen uykuya daldığını sandığında ölmüşsündür aslında. Ölmüş olduğunu bile bilmemektir bu. Bak şu meydanlar, caddeler, sokaklar, ölmüş ruhlarıyla yürüyen insanlarla dolu. Şu ölü halleriyle ne de aceleciler. Hayatta yetişecekleri hiçbir şey kalmadığı halde, hep bir yerlere yetişmeye çalışıyorlar. "

Murathan Mungan

14 Mayıs 2011 Cumartesi

İnsanlar kaça ayrılır?



Her şeyi olması gerektiği gibi yaşayan insanlar vardır mesela. Dersini çalışır, bir iş bulur ve istikrarlı bir şekilde devam eder... zamanında evlenir, çocuk doğurur, kurulu düzeni sever. Bunları olması gerektiği zamanda, olması gerektiği şekilde yapar. Olması gerektiği gibi kavramı toplumda doğru kabul edilen yargılardan ibarettir. Daha ilerisini düşünemez, empati kuramaz. Başka hayatlara karşı çok açık ve hoşgörülü değildir bu insanlar. Ne istediklerini gayet iyi bilirler. Kararsızlıklar, histerik çelişkiler bu insanlara saçma ve yorucu gelir.

Hayatında hiçbir şey olması gerektiği gibi olmayan insanlar vardır. Hayatı sadece başkalarından farklı yaşamak isterler. Aslında bu bir istekten çok yaradılış meselesidir. Nasıl bir hayat istediklerini kolay kolay bulamazlar. Deneye yanıla, sil baştan denemelerle kendi hayatlarını kurarlar. Bazen bu süreci kimseyi üzmeden yaşarlar, bazen etrafı toza dumana katarlar. Kimisi toplumun yadırgamalarına karşı ayakta duramaz, kulağını tıkayamaz. İşte en tehlikesi böyle durumlardır. Ne karşı gelerek mutlu olurlar, ne uyum sağlayarak... Herkesten çok kendilerini yorarlar bu süreçte. Kimisi kendini kabul ettirir, kararlıdır. Bir süre sonra bir istisna gibi kabul edilir ve kimse kararlarını eleştirmez. İnsanlar hayat tarzına saygı duyar. İşte bu tam anlamıyla bir özgürlüktür.

Aslında bütün bu çaba nasıl bir hayat istediğini bulmaya yöneliktir. 1. tip insanlar bu yorucu süreci yaşamadan sadece kendilerine sunulan hayatı olduğu gibi kabullenerek hayatlarını sürdürürler. 2. tip insanlar ise diğer hayatları yaşamadan, sorgulamadan, gerçekten mutlu olamazlar. Bu sürecin ardından yine en uygun hayatın başta kendilerine sunulan olduğunu anlasalar bile, denemeden bunun değerini asla bilemezler. Pişmanlık fayda etmez çünkü yine olsa yine aynı şeyi yaparlar. Bazen sadece deneyip görmelerine izin vermek gerekir.

10 Mayıs 2011 Salı

Murathan Mungan'ı seviyoruz.

"inan batmış şehirler gibi onarılmaz anılar !

biri beyaz biri kara iki kedi..
birbirlerinin omzuna kollarını dolamışçasına birbirlerine şefkatle sarılarak,
birbirlerine dayanarak yola çıkmışlar.
gölgeler akşamüstünü söylüyor.
yorgun bir günün sonunda eve dönüyorlarmış gibi.
yüzlerini görmüyoruz ama eminim mırıl mırıl konuşuyorlardır. belli sınanmış, denenmiş bir dostluk bu,
uzun yolları da göze alabilen bir dostluk

ya biz, binde bir karşımıza çıkan dostluk, arkadaşlık, sevgililik fırsatlarını ne yapıyoruz?
akşam üstünün bir saatinde yorgun gövdemizi yaslayıp mırıl mırıl konuşabileceğimiz,
omzumuza dolanan bir kolun, başımızı yaslayabileceğimiz bir omzun,
belimizi kavrayan bir elin, uzun yollara dayanıklı ayakların sahibi karşımıza çıktığında tanıyabiliyor muyuz onu,
değerini biliyor, biricikliğini, benzersizliğini anlayabiliyor muyuz? ...

yoksa hayatı sonsuz, fırsatları sayısız sanıp
kendimizi hep ilerde bir gün karşılaşacağımızı sandığımız bir başkasına,
bir yenisine ertelerken hayat yanımızdan geçip gidiyor mu? karşımıza erken çıkmış insanları yolumuzun dışına sürüklerken
bir gün geri dönüp onu deliler gibi arayacağımızı hiç hesaba katıyor muyuz?
hayat her zaman cömert davranmaz bize, tersine çoğu kez zalimdir,
her zaman aynı fırsatları sunmaz, toyluk zamanlarını ödetir. hoyratça kullandığımız arkadaşlıkların, eskitmeden yıprattığımız dostlukların
savurganca harcadığımız aşkların hazin hatırasıyla yapayalnız kalırız bir gün...

bir akşamüstü yanımızda kimse olmaz,
ya da olanlar olması gerekenler değildir.
yıldızların bizim için parladığını göremeyen gözlerimiz,
gün gelir kayan yıldızların gömüldüğü maziye kilitlenir...

kedilerin özel bir anını yakalamak gibidir
kendi hayatımızdaki olağanüstü anları ve olağanüstü kişileri yakalamak.
bazılarının gelecekte sandıkları 'bir gün' geçmişte kalmıştır oysa;
hani şu karşıdan karşıya geçerken, trafik ışıklarında rastladığınız,
omzunun üzerinden şöyle bir baktığınız sonra da boşverip
'nasıl olsa ilerde bir gün tekrar karşıma çıkar.' dediğinizdir.
oysa tam da o gün bu zalim şehri terk etmiştir o,
boş yere bu sokaklarda aranırsınız... "

Murathan Mungan

30 Nisan 2011 Cumartesi

Güzel parti, güzel insanlar...



Güzel bir kızla tanıştıktan sonra arkadaşlarına fotoğraflarını gösterip "olum ben bu kızla msn'de konuşuyorum lan" diye hava atan bir kıro coskusuyla geçen haftaki şirket partisinden birkaç fotoğraf koymak istedim okur. Ne kadar güzel insanlarla çalıştım ben misali.



Güzel insanlarla güzel bir parti oldu. Çok güzel hemde.



Şarkı söyleyen Fransız afet; libra sista! Gecedeki favorim... O da yakın bir zamanda şirketten ayrılıyor ama gitmeden geceye damgasını vurdu. Şarkı söyledi, yaptığı işin en iyisi olarak seçildi, ödül aldı, bütün gece durmadan herkesle dans etti...



Birkaçını gerçekten özleyeceğim...


Meraklısına elbisemin boydan görüntüsü.



Gecenin sonunda azıcık sarhoş olmuşum, mahsun mahsun oturup, insanları izliyorum. Bütün bu insanları gördüğüm son gece olduğunu düşünmüştüm.



Ama öyle olmadı. Çarşamba günü benim için hoşçakal partisi yapmaları beni gerçekten çok mutlu etti. O gün herkesle konuşmak, iyi dileklerini almak, sarılmak, vedalaşmak çok içime sindi.

Dünyanın en harika şeylerinden biri ayrıldığın yerde iyi hatırlanmak... *

16 Nisan 2011 Cumartesi

İlahi adalet

Bundan 2 yıl önce tanıştığım birisinden ilk gördüğüm andan itibaren çok etkilenmiştim. Hayatımda birkaç saat birlikte olup da bu kadar kolay ısındığım başka bir erkek olmamıştır herhalde. Geçen güzel bir günün ardından ayrılıp gece buluşmak için sözleşmiştik. Acayip heyecanla beklediğim bir gecede kendisi gelmeyince yaşadığım hayal kırıklığını anlatamam sana okur. Hayatımda ilk defa bir erkek için bu kadar gözyaşı döktüm. Yaşadığım hayal kırıklığı kafamda kurduğum şey ile yaşadığım şey arasındaki farklılıktan kaynaklanıyodu. Yoksa daha 2 günlük tanıdığım biri hakkında ne biliyorumki neyin hayal kırıklığını yaşayacağım?

Gel zaman git zaman bu arkadaş birkaç kere Türkiye'ye geldi. Sebep direkt olarak ben değildim ama geldiği her seferinde beni aradı. Ben onu tanıdıkça ondan uzaklaşmaya, o da beni tanıdıkça bana yakınlaşmaya başladı.

Bundan 1 sene önce tekrar Türkiye'ye geldiğinde yine benle görüşmek istedi. Sözleştik. Ben de o gün çok iyi vakit geçirdiğim biriyle beraberdim. O kadar ki, onunla olan programımı unuttum ve kendisini ekmiş bulundum. Daha sonra ne kadar üzüldüğünü ve onun için ne kadar önemli olduğumu belirten bir mesaj atmış. Normal şartlarda böyle bir şeyi unutsam üzüntüden içim içimi yer ama bu sefer kendimi kötü hissetmedim. Yabancı bir ülkede hoşlandığı birisiyle görüşmek isterken günler önceden ayarlandığı halde ekilmenin hayal kırıklığı eminim ki benim 2 yıl önce yaşadığımdan az değildir.Üstelik bunu planlayarak ya da isteyerek yapmadım. Tam olması gerektiği zamandaydı. Benim hiçbir şey hissetmediğim, onun bana karşı duygusal bir şeyler hissettiği bir anda oldu. İlahi adalet böyle birşey sanırım.

Yukarda bahsettiğim gibi bir şey olmasa da dün yine bir hayal kırıklığı yaşadım ama biliyorum o kişi de ilerde bana yaşattığı bu hayal kırıklığının çok benzerini ya benim tarafımdan ya da başkası tarafından yaşayacak.

İntikama ya da hırslanmaya gerek yok. Kendini tamir etmek ve mutlu olmak yeterli. İlahi adalet gerisini halleder ;)

5 Nisan 2011 Salı

Çok gaz bir blog.

Foto: Basistka

Sevgili hemcinslerim,

Hani çevremizde çok güzel bulduğumuz kadınlar olur; tavrıyla, tarzıyla, konuşmasıyla sanki bütün dünyadaki erkeklerin ondan hoşlanacağını sandığımız kadınlar... Her erkekle münasebetinde erkeğin ondan hoşlandığı için böyle davrandığını düşünürüz ya hani?! Hani o kadar ki, sevgilimiz varsa, o kızı kıskanmıyor görünmemek için salak salak kızı överiz de erkeğin aklında yoksa bile aklına sokarız? İnsan içine çıkmasın, çevremizde ilgi duyduğumuz erkeklerle tanışmasın isteriz o kadınların ya hani??!!!

Şimdi sıkı durun, bağlıyorum: Aslında onlarla o kadar vakit kaybederiz ki asıl tehlikeli olan "sümük" diye tabir edebileceğimiz kadınları gözden kaçırırız!!! Çünkü bize göre rakibimiz olabilecek klasta değildir onlar. Bir erkeğin bizi ona tercih edeceğini düşünmeyiz. Hayır biz niye kendi ölçütlerimize göre değerlendiriyosak bu kadınları? Hayat erkeklerle kadınların, kadınları değerlendirme ölçütünün ne kadar farklı olduğunu defalarca yüzümüze çarpmadı mı ki sanki? Resmen yanlış stratejiyle maçı veriyoruz. Oysaki en korkulası kadınlar güçlü görünmeyen, her an acizmiş de erkeğin yardımına ihtiyaç duyuyormuş gibi hareket eden tam da "sümük" diye tabir edeceğimiz kadınlardır.

Hayır ben niye gaza geldiysem bir anda böyle.
Ok bye.

12 Mart 2011 Cumartesi

sevmek zor zanaat

foto: the-sinister


Sevgi arsızıyım ben. Çok sevmek, çok sevilmek istiyorum ama bir o kadar da korkuyorum bu duygudan hatta çoğu zaman izin vermiyorum bu duygunun beni ele geçirmesine. Hayatımı daha çok beynimle yönetmeye çalışan bir insan olarak bu duyguyu kontrol etme içgüdüsü gelişiyor, aksi takdirde yıkıcı bir etkisi olabiliyor bende.

İnsanlara çok kolay ısınamam ben. Sıcak görünürüm ama aklımda hep bir acaba vardır. Hatta yeni tanıştığım insanların kötü özelliklerini aramak gibi hastalıklı bir yönüm de var. Sanırım hepsi kendimi koruma içgüdüsünden geliyor.

Birinin benim dostum olabilmesi için aradan uzun bir zaman ve çok fazla paylaşım geçmesi gerek. Her türlü pis senaryodan sonra onun hala iyi niyetli olduğuna inanırsam, işte o zaman koşulsuz güveniyorum. Bu kişi sayısını ne kadar az tutarsam o kadar iyi çünkü o zaman daha az üzülme şansım var. Yarın bir gün onlardan birinden hiç beklemediğim bir darbe yersem üzüntüm büyük olacak çünkü.

Sonra kalbimi daha ilk baştan açtığım insanlar oluyor... Çok dürüst, güvenilir bir insandır dediğim biri mesela. Aradan zaman geçiyor, çatışmalar başlıyor. Konuşarak çözülmüyor, her iki taraf da haksızlık yaptığına inanmıyor herkes kendi penceresinden bakıyor en nihayetinde. Üzülüyorum. Kızıyorum kendime, "bu insanla tanışalı daha uzun bir zaman olmadı, kriterlerime uymadığı halde neden kendimi üzme şansı veriyorum?"diye. Şimdi sevdiğim bir insana ön yargılı olacağım, yaptığı davranışlarda art niyet arayacağım, senaryolar üreteceğim gerginliği başlıyor. Eğer bu süre zarfında hala benim arkadaşım olarak kalmaya devam ederse dostum oluyor olmazsa ara sıra muhabbet ettiğim arkadaşlarımdan biri olarak siliniyor hayatımdan.

Dost olma yolundayken; kavgalar, kahkahalar, çatışmalar, fikir ayrılıkları, kendinle hesaplaşmalar, üzüntüler, acabalar, sinir bozuklukları ve eğlence de geliyor o kişiyle beraber. Dost olduğunda ise çoğunlukla anlayış, samimiyet ve eğlence. O kadar zorlu yoldan sonra dostluk buna değer mi hala karar verebilmiş değilim. Herkese soğuk ve mesafeliyken de eğlence var ama sinir bozuklukları daha az yaşanıyor. Samimiyet ise asla gelmiyor...