29 Ağustos 2010 Pazar

Yarim İstanbul


foto: Sina Demirel

18 yıllık İzmir yaşamımın ardından ister nankör deyin, ister başka bir şey; ben yurdumu belirledim. Yarim İstanbul diyorum ve yaşamımı burada devam ettirmekten dolayı çok mutlu olduğumu bütün kamuoyuna bildiriyorum.

Bir şehri eviniz olarak benimsemeniz sadece şehrin güzelliğiyle alakalı değil. O şehrin size nasıl hissettirdiğiyle alakalı aynı zamanda. Geçen hafta İzmir'deydim. İzmir'de tanıdığım ve sevdiğim birçok kişiyi yakın bir zamanda görmüştüm İstanbul'da zaten. Orada özleyeceğim şehrin ruhu ve İzmir'deki evim olmalıydı. İzmir'deki evimi çok özlemişim orası ayrı ama şehrin ruhu bana iyi hissettirmedi. Yapılacak aktivitelerin azlığı, gidilecek mekanların azlığı, aşırı sıcak olması, orda geçirdiğim yılların bana hep bütün asiliklerimi, kendimi bulma çabalarımı, küslüklerimi, kavgalarımı, babamın vefatını hatırlatması, İzmir'i yaşamak istediğim şehirden ziyade arada sırada sevdiğim insanları ziyaret etmek için gideceğim şehirden öteye geçirmedi.

İstanbul ise mükemmel bir kaçış oldu. Kendi hayatımı kurmak uzun zamandır istediğim bir şeydi. Üstelik bu kadar güzel olacağını tahmin bile edemezdim. Burda birlikte olmak istediğim insanlarla beraberim, zaman geçirmek için geçirdiğim değil. Kendi evimi kurmaktan, çalışıyor olmaktan, insanlarla samimiyetimin ölçüsünü tamamen kendim belirliyor olabilmekten, yapılabilecek çok fazla aktivitenin olmasından, keşfedilecek çok şeyin varlığını bilmekten, istemediğim insanlarla görüşmeme özgürlüğümün olmasından, kendi paramı kendim kazanabilmekten dolayı gerçekten mutluyum. Elbetteki zorlukları var, bunu inkar edemem. Ama zorlukları tolere edebileceğiniz güzellikleri, sıkıcılığını tolere edebileceğim kolay bir yaşama tercih ederim.

İzmir'e gitmeden önce bir süredir kafam çok karışıktı, kendimi çok rahatsız hissediyordum. Kafam hala karışık ama rahatsızlığım geçti. Tehlikeli ama çoğu kez gerçek olan şey ise; bazı şeylerin kıymetini bilmenin en iyi yolu ondan uzaklaşmak olduğu.

Herkesin kendi özgürlüğünü ilan edebileceği hayatlar kurmasını diliyorum...

7 Ağustos 2010 Cumartesi

Ölçüsüz olmak ile serseri ruhlu olmak arasındaki fark


Yaptıklarının sorumluğunu aldığı, başkalarına zarar vermediği, incitmediği ve hatalarını başka gerekçelere sığındırmadığı sürece kimseyi yargılamam.

Ama ölçüsüzlüğe tahammül yok. Ölçüsüzlük; iradesizliktir. Aslında iradesizliğinden yaptığın şeyleri başka gerekçelerin arkasına saklamaktır. Kendi isteklerin ve zevklerin uğruna başkalarını incitmeyi umursamamak ya da pişman olup aynı şeyleri tekrar yapmaktır.

Böyle vaaz verir gibi konuşup sütten çıkmış ak kaşık değilim ben de elbette. Serserilik hatta başkaları için uygunsuz bulunabilecek türden davranışlar ben de sergilemişimdir ama hiçbir zaman yukarda bahsettiğim türden ölçüsüzlük yapmamışımdır. Uçuk kaçık şeyler yapan insanlara bayılıyorum, zaten bu tarz bir sürü arkadaşım var. Ama bunu bir duruş haline getiren, gerçekten kendini anlayıp, tanıyıp, eğlenmek için yapan kişilere yakışıyor bu durum, " sen kim oluyosun, bu benim hayatım" modu onlar yapınca ha.sktir çekilemez haline geliyor.

Arasındaki farkı anlamak, anlatmak lazım.

T.





1 Ağustos 2010 Pazar

5 dakikada değişir bütün işler!

Off ne şuursuz bir haftaydı.


İşteki en kötü haftamdı sanırım. Aylar öncesinden beklediğim ve bu ay almam planlanan zam resmen yalan oldu. Zammı 2 aydır öyle büyük bir hevesle bekliyordum ki, bu durumu hazmedip kabullemem biraz zaman aldı.

Aralık 2009 dan beri çalıştığım Madam Brownie ile ilişkilerimi kesin olarak koparma kararı aldım. Nedenlerini detaylı olarak anlatmak pek hoş olmaz tabii ama kısaca; iletişim bozukluğu bu işten aldığım keyfin yok olmasına neden oldu. Gönüllü olarak yaptığım bir işten keyif almamak o işe devam etmemek için yeterli bir sebep göründü gözüme. Bu kadar emek verdikten sonra bu şekilde bitirmek üzücü olsa da, şu ana kadar kararımdan hiç pişmanlık duymadım. Madam Brownie'nin bana katkıları oldu elbette. İlk başlarda çok motiveydim, çok keyif aldım. Ufkumu açtı. İlerde burda gördüğüm hatalardan kaçınarak çok daha iyi projeler yaratmak adına ilham kaynağım oldu. Bunu da yapılcaklar listesine ekledim.

Şimdi bir alkış: Sabancı Üniversitesi Avrupa Çalışmaları yüksek lisans programına öğrenim ücretinden tam muafiyet bursuyla kabul edildim :)

Reverans reverans...

Erken kayıt döneminde başvurup kabul almıştım. Burs değerlendirmesinde öğrenim ücretinin yarısından muafiyet yedek listesinde yer alıyordum. Haziran dönemi başvuruları kapanıp bütün başvuruları değerlendirdikten sonra burs alıp alamayacağım belli olacaktı. Alsam da en fazla %50 burs alabilecektim. Ama bütün başvuruları değerlendirdikten sonra koskoca Sabancı Üniversitesi benden daha iyi aday bulamamış olacak ki- öğrenim ücretinden tam muafiyet bursuyla beni programa kabul etmeye karar vermişler. Günlerdir yaşanan tatsızlıklardan sonra, 1 senedir kafama taktığım hedeflediğim bir şeyin başarıyla sonuçlanması beni o kadar keyiflendirdi ki okur, her şeyi unuttum bir anda. Durum 1 sene önce umutsuz gibi görünüyordu; herkes bu not ortalamasıyla bırak burs almayı kabulün bile çok zor olduğunu söylüyordu ama şansımı denemekten vazgeçmediğim için neyi nasıl yapabileceğim konusunda kendimi geliştirmekten dolayı zekama, yeteneklerime inancım arttı. Henüz yüksek lisans öğrencisiyim diyemem çünkü 2 Eylül'de geçmem gereken bir ingilizce sınavı var. Ama bu olaya çok kilitlendim, çok motiveyim, evrene bütün olumlu mesajlarımı gönderiyorum ve kendisine elimden gelenin en iyisini yapacağıma dair söz veriyorum. :)

Bu güzel haberin ardından hafta güzel devam etti.

Cuma akşamı bir süredir görüşemediğim ama üniversitedeyken çok yakın bir arkadaşım İstanbul'a geldi. 3 yakın kız arkadaş cuma akşamı Küçük Beyoğlu'na gittik. Birbirimize anlatacağımız çok şey vardı. Kokteyller, müzikler şahaneydi ve beraber olmamız çok keyifliydi. Yan masadaki 2 arkadaşın bizimle muhabbet kurma çabalarına karşılık vermemiz ise kesinlikle sıradan değildi. Zira beraberken dünyadan kopan, herkesi dışlayan biz; onların muhabbetimize dahil olmasına izin verdik üstelik bundan keyif aldık. Ordan kalkıp başka bir mekana birlikte gittik ardından. Güldük, eğlendik, bu insanlarla bütün hafta sonu gerçekten güzel vakit geçirdik...