15 Mayıs 2010 Cumartesi

Mutlu bir blog.

Hayatımın hiç şikayet etmediğim bir dönemindeyim. Ben daha pozitif olduğum için mi hayat bana daha güzel ve cömert geliyor yoksa hayat bana daha güzel ve cömert davrandığı için mi ben pozitifim bilemiyorum. Güzel insanlarla tanışıyorum, güzel ortamlarda bulunuyorum, hayattan daha fazla keyif alıyorum. Sıkıldığım, üzüldüğüm anlar pek sık olmuyor artık. Keyfimi ve eğlencemi belli durumlara, kişilere, yerlere şartlamıyorum. Tek korkum zamanın bu duyguyu ve güzellikleri öldürmesiyle yine memnuniyetsizlik, sıkılganlık ve şikayetlerin başlayacağı bir döneme girmek. Zira geçmişe dönüp baktığımda hayatı bana sunulduğu gibi kabul ettiğim pek olmamış.*


Ben yenilikler ve değişimlerle mutlu olan biriyim. Hayatımın en güzel dönemleri de benim bu savımı destekliyor çünkü hepsinin tek bir ortak noktası var; yeni bir dönemi başlatmış olması. Annemle babamın boşandığı dönemde babamdan ayrı olarak Mimkent'e ilk taşındığımız zamanlar ne kadar huzurlu ve mutlu hissettiğimi hatırlıyorum. Ortaokula ilk başladığım zamanlarda her etkinlikte yer alma arzumu hatırlıyorum. Üniversiteye ilk başladığım yıllar, ilk yurt dışı maceram, sonraki yurt dışı maceralarım ve şimdi İstanbul'daki hayatım... Yenilikler, değişimler beni o kadar mutlu ediyor ki, bu süreçte zorlansam bile içimde mücadeleci ve her şeyin daha güzel olacağını söyleyen pozitif biri bu durumların üstesinden gelmemi sağlıyor. Bu deneyimlerin beni büyüttüğünü daha keyifli bir insan haline getirdiğini düşünüyorum. Bakış açımı tazeliyor. Ve ardından bir dönem geliyor, yapmaktan keyif aldığım şeylerin artık benim için sıkıcı hale gelmeye başladığını görüyorum, bünyem başka bir değişim istiyor. Şu monotonluğun bitmesini dört gözle bekliyorum. Bu duygu bazen geçmiş güzel günlere haksızlık etmeme neden oluyor. Lakin değişimleri rahatça kabul etmemi sağlayan da yine bu duygu. Öyle ya da böyle hayata ısrarcı olmamak gerekiyor daha az üzülmek ve yıpranmamak adına. Hem en güzel yerinde bırakıp veda etmek, vedaların en şahanesi bence.*

Bazı insanların başkalarının enerjisiyle beslendiğine inanırım. Böyle birileriyle tanıştığım ilk anda elektriğim tutmaz zaten, yanında konuşasım bile gelmez, keyfim kaçar. Bana bir şey yapmamıştır belki, yapması da gerekmez. İyi ya da kötü biri olduğu için ya da bunu bilerek yapıp yapmadığı farketmez, sadece onu daha sonra seveceğime pek inanmam. İlk başta hiç sevmedim deyip de sonradan çok sevdiğim birini hiç hatırlamıyorum mesela.*

Benim çevremde de enerjimi yiyip bitiren insanlar vardı elbet. Sürekli şikayet edenler, kendi melankolilerinde boğulanlar, hayatlarını değiştirmek için çabası olmayıp yerinde sayanlar, ilerleyenlerin motivasyonunu kırmaya çalışanlar, kıskançlar... Eskiden de bilirdim böyle insanların bana iyi gelmediğini lakin bir şekilde hayatımda kalmalarına izin verirdim. Diyorum ya hayat felsefemi değiştirdim diye, artık sadece kendini ileriye götürmeye azimli, beni ileriye götürebilecek, gerçekten mutlu olmamı isteyecek, samimi insanlara hayatımda yer var. Şayet böyle biriysen gel her zaman gel diyerek bitiriyorum müsadenizle.

5 Mayıs 2010 Çarşamba

İzmir'i özlemek...



İzmir'i özlemenin tam net bir tanımı yoktur aslında. Yani siz İzmir'in nesini özlediğinizi bilemezsiniz. Kordon'u özledim dersiniz, Alsancak'ı dersiniz, İzmir'deki evimi özledim dersiniz ama aslında bunlar 2 haftadan sonra sıkıcı gelen şeylerdir. Hele bir de İstanbul'da yaşıyorsanız, çok daha fazlasını bulabildiğiniz bir şehirde özlem nedeninizi böyle şeylerin arkasına dayandıramazsınız. Elalem "İstanbul'da daha fazlası var be kuzucum" der mal mal bakar suratınıza. O yüzden neden bilmiyorum ama İzmir'i özlüyorum dersiniz sadece. Sizin özlediğiniz şey, şehre ilk girdiğiniz andan itibaren hissettiğiniz huzurdur aslında. İzmir'in başka bir havası vardır. Modern ve güleryüzlü insanlar vardır orada. Sadelik ve düzen tüm şehrin ruhuna işlemiştir adeta. Güvende olduğunuzu hissedersiniz. Bir insanın İzmir'li olduğu tee 1 km den belli olur mesela. "İzmir'deyim abi ben, oh be özlemişim burayı" dersiniz gelir gelmez. İşte bunu seversiniz, bu duyguyu özlersiniz aslında.

Bahar da gelmiştir oralara, sıcacıktır şimdi havası...

Yine de bir şey söyleyeyim mi sana okuyucu; İstanbul candır.


Bu kadar şey söyledikten sonra böyle de ortamın içine ederim, ne sandın?